Altıok ‘İçi Boşaltılan Cumhuriyet ve Laiklik’ kitabını anlattı: Erdoğan ve Cumhuriyet karşıtları hiç değişmedi
18.05.2018 09:58 GÜNCEL
Çalışmanın ciddi bir siyasal, tarihsel ve kültürel ihtiyaçtan doğduğunu kaydeden Altıok, “Erdoğan ve laiklik karşıtları değişmedi. Siyasal İslam’dan güç alan ‘dönüşüm’ planının iktidar partisi programına aktarıldığını ortaya serdik” diyor

UĞUR ŞAHİN
[email protected]
@uugurs

CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un yeni kitabı, “İçi Boşaltılan Cumhuriyet ve Laiklik” kitabı raflardaki yerini aldı. Tekin Yayınevi’nden çıkan kitapta Altıok, AKP’nin Cumhuriyet ve laiklik karşıtı hamlelerini derleleyerek tüm bu süreci gözler önüne seriyor.

»Kitap ‘Yeni Türkiye’deki’, ‘büyük resmi’ gözler önüne seriyor. Nasıl başladı bu çalışma?
Bu çalışma aslında çok ciddi bir siyasal, tarihsel ve kültürel ihtiyaçtan doğdu. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 yılından bu yana geçen 16 yıllık süreçte sosyal, siyasal ve kültürel hayatta laikliğe yönelik saldırılar eşi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Bu organize saldırılar ile ilgili yaratılan algı da bu saldırıların bireysel olduğuydu. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yavaş yavaş kuşatılan Cumhuriyet ve çağdaş değerler her gün törpüleniyor, kadınlar ikinci sınıf vatandaş yapılmak isteniyor, eğitimde gericilik baş gösteriyor, politika da din sömürüsü olabildiğince artıyor. Burada dikkat edilmesi gereken temel noktalardan birisi bunun artık normalleşmeye başlaması. Kadına yönelik şiddet Diyanet ya da hükümete yakın bir bürokrat tarafından fetvalarla, yaşam tarzına ilişkin dayatmalarla normalleştiriliyor. Medrese açmak isteyen valiler ortaya çıkıyor ve İçişleri Bakanlığı bunu görmezden geliyor. Kız çocukları zorla kapatılıyor ya da evlendiriliyor hemen malum çevreden bir meşrulaştırıcı açıklama geliyor. Yetmiyor tecavüzcü ile evlendirme yasası ile tecavüzcü korunuyor. Cezasızlık sağlanıyor. Okullarda siyasal İslam anlayışına mensup iktidar yanlısı gerici sözde eğitimciler türüyor, biz tepki gösteriyoruz ama bir bakıyoruz ki o sözde eğitimci ödüllendirilmiş öğretmense müdür, müdürse milli eğitim müdürü yapılıyor. Alevilerin evleri işaretleniyor, yapanlar belli ama hukuk işletilmiyor. Tiyatrolara, sanatçılara saldırılıyor, saldırganlar yakalanıp serbest bırakılıyor. Atatürk heykeli balyozla yıkılmak isteniyor, saldırgan yakalanıyor, her seferinde “akli dengesi bozuk” biri denerek geçiştiriliyor. Sosyal medyadan yaşam tarzları hedef alınıyor tehditler salınıyor, paylaşım sahipleri diledikleri gibi konuşmaya devam ediyor, bu kişiler şikayet ediliyor ancak ‘bulunamıyorlar’. Öte yandan bırakın hakareti, AKP’yi ya da Erdoğan’ı eleştirenler anında bulunuyor hatta göz altına alınıyor, cezalara çarptırılıyor…

»Devamında da AKP’nin Laiklik ve Cumhuriyet karnesini ortaya koyuyorsunuz…
Öyle ki 21. yüzyıl Türkiye’sinde laik demokratik Cumhuriyet’i koruyacağına yemin etmiş ve Cumhurbaşkanı makamından sonraki en önemli makamda olan Meclis Başkanı “Laiklik anayasada olmamalı” diyor; buna ilişkin hiçbir işlem yapılmıyor ve yeniden Meclis Başkanı seçilebiliyor. Ancak onu protesto eden kadınlar Meclis’in önünde biber gazına boğuluyor, saçlarından sürükleniyor! Ben de bu noktada bu saldırıların tehlikesinin farkında olarak ve Cumhuriyetimize, laik ve eşit yaşam hakkını korumaya dönük sorumlulukla tarihe ve siyasal hayata bir not düşmek istedim. Uzun süren ayrıntılı ve titiz bir çalışma yürüttük, 15 yılın gazete, televizyon yayınlarını günlük olarak taradık, ulusal ve uluslararası raporları okuduk, dava dosyalarını inceledik… Tekin Yayınevi bu çalışmayı okurla buluşturmayı düşündüğünde ortaya AKP’nin Laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutum röntgenini çıkartmış olduk.

»Cumhuriyet ve laikliğin içi nasıl boşaltıldı?
AKP’nin misyonunun bir anlamda Cumhuriyet ve laikliğin içini boşaltmak olduğunu söylemek gerek. Bu bir yorum değil. Ortaya çıkan tablo da bunu açıkça doğrular nitelikte. Bu önemli soruya önce şunu soru sorarak başlamak gerekiyor bence.

Laik bir eğitim ve demokrasi sisteminde halk örgütlenir, ifade özgürlüğünü korur ve kullanır. Sorgular, ileriye gider, çağdaş dünyaya ayak uydurur. Böyle bir sistemde AKP ve benzerlerinin benimsediği baskıcı ve gerici ideolojilerin barınması ve halkı sömürülmesine izin verilmez. Laik, demokratik Cumhuriyette hukuk üstünlerin olmaz. Yargı mensupları önünü iliklemez ve ayağa kalkmaz. Kolluk güçleri sadece egemenin çıkarları için çalışmaz. Şiddet bir yönetim biçimi olmaz. Üstünlerin ve yandaşlarının koşulsuz çıkarı için çalışanlar elbette karşılarında biat eden emir erlerinden oluşan yargı mensupları, emniyet güçleri, rektörler ve medya mensupları isteyecek, kendi takımlarını yaratıp koruyup kollayacaktır. İşte bugün geldiğimiz nokta tam da bu. İfade özgürlüğünün gasp edildiği, gazetecilerin hapsedildiği, OHAL ve KHK’lerle Saray hukukunun yaşam hakkını dahi devraldığı, muhaliflerin bastırıldığı, kadınların metalaştırıldığı, çocuk istismarında rekor kırılan, doğanın talan edildiği ve halkın mallarının satıldığı, varlık fonuna devredildiği, üretimin betona devredildiği bir sürecin içerisindeyiz. Üretmeyen, borçlu, sadece zengini ve egemeni koruyan bir sisteme hapsolduk. AKP’nin bu sömürü çarkını kurmasının önündeki en büyük engel Cumhuriyet ve Laiklikti. “Türkiye İran olmaz”, “Laiklik tehlikede değil” gibi cümlelerle laikliğin tehlikede olmadığını iddia eden sağ akıl ve iktidar, aymazların da desteğiyle ülkemizin bu günlere gelmesine zemin hazırladı. “Yetmez ama evet” diyen ve kendini “özgürlükten ve demokrasiden” yana olduğunu söyleyen birtakım “işbirlikçi” aydınların da geldiğimiz noktada laikliğin ve Cumhuriyetin içinin boşaltılmasında payı var.

»Sivas Katliamı’nda “Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik” diye bağıranların fikri bugün iktidarda. Çalışmanız bağlamında bunu nasıl yorumlarsınız?
Toplumu aydınlatma sorumluluğuyla hayatı pahasına Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve laikliği savunan gazeteci, yazar, akademisyen ve sanatçıları faili meçhul cinayetlere kurban eden aydınlanma karşıtları, 1993’te de Sivas’ta “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak”, “Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik” sloganları atarak 33 aydını ateşe vermişti. Bugün katliamın 25. Yılında ve hâlâ adaletsiziz! Tıpkı laikliğe saldırı arttıkça sömürünün, şiddettin ve istismarın artmasının tesadüf olmadığı gibi Sivas Katliamı sanık avukatlarının önemli ve kilit siyasal ve bürokratik görevlere getirilmesi de tesadüf değildir. Bu şu demektir; O gün “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak”, “Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik” diye bağıranların fikri dediğiniz gibi bugün iktidara gelmiştir. Bu kitap bu noktaya gelene kadar geçen sürecin izleği denebilir.

»Sizce laikliğe saldırı arttıkça yaşanan insan hakları ihlallerinin aynı paralelde artması tesadüf mü?
Yıl yıl, demokrasi ve özgürlük sıralamalarında gerilere düşmemizin, eğitimde OECD sıralamasında son sıraya gerilememizin, Türkiye’nin saygınlığının dibe vurmasının ve kadına şiddettin rekor seviyede artmasının laikliğe yönelik artan saldırılarla aynı zamanlara denk gelmesi tesadüf değil. “Değiştim” diyen Erdoğan ve laiklik karşıtlarının değişmediklerini ve siyasal İslam’dan güç alan “dönüşüm” planının iktidar partisi programına aktarıldığını ortaya serdik.

»AKP’nin siyasal İslam’dan güç aldığını vurguluyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
İktidar, dikkat ederseniz her zaman bir öteki ve düşman yaratarak, kutuplaştırarak ayakta kalıyor. Dönem dönem ya muhalifleri, ya kadınları ya da bir ülkeyi düşman ilan ediyor. Ama bunun için önce kendisi düşman oluyor! AKP’nin en başından istediği kendi yaşam biçimini dayatan bir karşı devrimdi zaten. Kendi yol arkadaşları, aynı menzile yürüdükleri cemaat ile çıkar çatışmasına düştüklerinde ülke bir darbenin eşiğine sürüklendi. Peki onlara her istediklerini parsel parsel verenler bu kavganın hedefi oldukları için masum mu? Saray’ın başındaki zatın “Bu darbe girişimi Allah’ın büyük bir lütfu” demesi yeterince açıklayıcı değil mi?

»15 yılda laikliğe ve Cumhuriyet’e yönelik saldırıları derliyorsunuz. Verileri toplamak zor olmuş olmalı.
Evet öyle oldu. Son 15 yılı taradık, gün gün hem de. Gazeteler, makaleler, raporlar, radyo televizyon programları… Aylar sürdü bu süreç. Çalışma ilerledikçe laikliğe, çağdaşlığa ve Cumhuriyet’e yapılan saldırının boyutu ortaya çıktı. Hatta kaynakçamız da bir kitap kadar tuttu neredeyse. O nedenle kitaba ekleyemedik.

»Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemleri yaşanıyor. Bunun nedenleri ne?
Saray kirlenmesi. Ben buna saray kirlenmesi diyorum. Yani saray kirletir… Demokrasi yerine sarayı koyarsanız, kutuplaşma, ötekileştirme, şiddet ve nefret besleniyor, artıyor. Çürüme topluma sirayet ediyor. Sorunuzun cevabı sorunuzda gizli bence. Doğru, Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemi yaşanıyor, çünkü Cumhuriyet tarihinin en karanlık iktidarıyla karşı karşıyayız.