Amerika’da pişer, kime ne düşer?
EVRİM COŞAR BİLGİN EVRİM COŞAR BİLGİN
Amerika başkanına kavuştu ben rahatladım, İsveç rahatladı, gerisini Amerikalılar düşünsün. Amerika’daki başkanlık seçimlerine son bir ay kala İsveç basını ayaklandı....

Amerika başkanına kavuştu ben rahatladım, İsveç rahatladı, gerisini Amerikalılar düşünsün. Amerika’daki başkanlık seçimlerine son bir ay kala İsveç basını ayaklandı.

Seçim tahminleri, başkan kim olursa, hangi ülkelere bunun nasıl yarayacağı, İsveç’in izlemesi gereken politikaları. Başkan adaylarının ayrıntılı, ama çok ayrıntılı özgeçmişleri, hepsi bir bir öğretildi. Öğrenemeyenlere hamburger yeme yasağı konuldu.

İsveç’te genel seçimler 2010 yılında yapılacak. Bakalım böylesi bir heyecan fırtınası o zaman da kopacak mı? Amerika’daki seçimler ortalığı öyle bir kasıp kavurdu ki İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ile muhalefetin kadın lideri Mona Sahlin bile bundan etkilendi.

İki lider, aynı Amerikan başkan adaylarının yaptığı gibi televizyonda karşılıklı söz düellosu için bir araya getirildi. İsveç Başbakanı şimdiye kadar yaptıklarını anlattı, muhalefet lideri de aslında hükümetin nasıl hiç çalışmadığından şikâyetçi oldu. Televizyon programı sonrası izleyici anketleri sayfa sayfa yayımlandı. Başbakan Fredrik Reinfeldt’e İsveçlilerin desteğinin, seçim sonrasındaki kadar olmasa da, devam ettiği açıklandı.

Amerikan’da seçimler bitip Barack Obama başkan olduktan sonra Obama’nın Kenya’daki aynı babadan, farklı anneden 26 yaşındaki kardeşi George’dan da röportaj alan İsveç basını bir feraha erdi. İsveç kendi dertleriyle başbaşa kaldı.

Karanlık aylara giren, güneşin akşam üstü dörtte battığı İsveç’te aydınlatılmayı bekleyen sorunların olduğu ortaya çıktı. Meğer İsveç’te suçlular yakalanamıyormuş. İsveç’te işlenen suçların sadece yüzde 6’sı aydınlanıyormuş. Bu oran son 3 yılda giderek de düşmüş. İsveç’te 1 polis yılda ortalama 3 adet suçu aydınlatırken 2007 kayıtlarına göre 9 milyonluk bu ülkede yaşayan her 7 kişiden biri suçluların şiddetine mağruz kalmış.

İsveç’te 2007 yılı içinde 12 bin 563 cinsel suç yaşanmış. 4 bin 749 ırza geçme vakası olmuş, 2006 yılına göre tecavüz, yüzde 13 artış göstermiş. 82 bin kişi şiddet görüp dayak yemiş. Bunlardan bin 548 kişi 0-6 yaş grubundaki çocuklar. 16 bin 936 ev soyulmuş.

Türkiye’de 2007 ile ilgili suç istatistiklerine baktığımızda bir şey göremiyoruz; çünkü yoklar. Emniyet, kayıtları internet sitesinden kaldırmış. Bu yok oluş haber olmuş ama neden yapıldığı açıklanmamış.

İsteyenler 2006 kayıtlarını bulabilir. 2007’de olmayan resmi kayıtlara göre hiç suç işlenmeyen Türkiye’de, zaten sorun, ne kadar suçun işlendiğinde değil. Bizde durum farklı. Suç ve sonucundaki ceza, suçun kim tarafından işlediğine göre değişmemeli. Suç, suçlunun kim olduğuna göre işlenmemiş sayılmamalı.

14 yaşındaki bir kıza cinsel istismardan dava açılıyor. Bir adam 6 ay cezaevinde yatıyor. Meclis’teki İnsan Hakları Komisyonu’nda bir alt komisyon kuruluyor, tam da bu vakanın üstüne özel durumlarda evlilik yaşı 14’e mi indirilse deniliyor.

Bir Adli Tıp raporu geliyor. Cezaevinde yatan adam dışarı çıkıp bir televizyon spikerini “Yarın bir savcım senin hakkında soruşturma başlatsa arkanda kimse olmaz” diye azarlıyor. Onun arkasında kim var?

Her ülkede suç var, suçlu var. Türkiye’de rakamları bilemesek de, İsveç’te suç artarken, suçluların yakalanmasındaki oranlarda düşüş var. 

Tekrar anımsatmak da fayda görüyorum, Amerika’da seçimler bitti. Şimdi herkes, kendi seçimini, kendisi yapacak. Suçun önüne geçilemiyor ya, adaletin de önüne kimse geçemesin lütfen.