Anaakım sefalet
HAKAN DEMİR HAKAN DEMİR
Anaakım televizyon kanallarının ezelden beri içinde debelendiği bataklığın en gözle görülür olduğu dönemden geçiyoruz sanırım.

Anaakım televizyon kanallarının ezelden beri içinde debelendiği bataklığın en gözle görülür olduğu dönemden geçiyoruz sanırım. Standart eğlence kanallarından haber kanallarına kadar bu böyle.

Marksist kuramcılar kapitalizmde TV’nin toplumsal gerçekleri topluma karşı perdeleme işlevi gördüğünü, manipülasyon yöntemleriyle kitleleri bir nevi uyuttuğunu ve sistemin devamı için uygun toplumu sürekli yenileme görevi üstlendiğini söyler.

Peki TV günümüzde neyi perdeliyor, ne konuda manipülasyon uyguluyor, toplumu neye, nasıl teşvik ediyor?

Geçen hafta sansasyon yaratan iki gündüz kuşağı programına ufak bir açı farkıyla bakarak biraz tahminde bulunabiliriz aslında.

Önce Kanaltürk’te Songül Karlı’nın hazırlayıp sunduğu bir programa eşini tornavidayla bilmem kaç yerinden yaralamış bir adam çıktı. Yaptığının “mantıklı” gerekçelerini anlatmasına program vasıtasıyla imkân tanındı. Ve sonunda alkışlarla stüdyodan gönderildi.

Mesaj: Bir kadını öldürmeye teşebbüs etmiş adamın da kendince haklı sebepleri olabilir ve toplum bunu anlamaya hazırdır. Nitekim anladılar ve alkışlarla uğurladılar.

Daha bu programa dönük tepkiler dinmemişken Show TV’de, kendi tabiriyle halkın dobra bacısı Seda Sayan’ın programına iki eşini katletmiş bir adam çıkarıldı. Songül Karlı’nın programında olduğu gibi, katil yaptığını savundu, yeni bir eşe talip olduğunu açıkladı. Defalarca stüdyoyu kahkahalara boğdu, alkış aldı.

Mesaj: İki eşini öldürmüş bir adamın yeni bir eş araması gayet normaldir, kadınlar bazen öldürülebilir ve toplum bunu anlamaya hazırdır. Nitekim anladılar ve alkışlarla uğurladılar.

Her iki programda gereken tepkiyi aldı. Olayın kadın sorunu bağlamında tartışması çokça yapıldı, yapılıyor. Bu programların ne kadar “leş” olduğundan bahsetmeden tv’nin başka bir konu üzerine aldığı genel tavra geçiyorum.

Şişli’deki Torunlar İnşaat’ta bir asansörün düşmesiyle 7 işçi hayatını kaybetti. İhmalden kaynaklı işçi ölümleri gündemin tepesine oturdu. Birkaç gün sonra başka bir inşaatta bir işçinin, bir gün sonra da başka bir işçinin daha ölüm haberi geldi.

Ve başka bir gün de beş ayrı inşaatta beş ayrı işçinin ölüm haberleri.

İşçiler seri halde ölüyordu ve acil tedbirler alınmazsa ölümler sürecek gibiydi. Peki bunca işçi ölürken TV’de bir inşaat işçisinin çıkıp inşaatlardaki sorunları anlattığı kaç program izledik? Kaç program işçilere bağlanıp “sektörün sorunlarını” inşaat sahiplerinden değil de çalışanlardan bize aktarmayı tercih etti?

Bir iki alternatif-muhalif kanalı dışında tutarak söylüyorum, gözümden kaçan bir program olmadıysa; sıfır.

Medyanın burada verdiği total mesaj şu mu: “İşçiler ölüyorsa ve bu yüzden sektör zarar görüyorsa nazarımızda söz hakkı işçinin değil patronundur. Biz işçileri yalnız eşlerini öldürdükleri zaman alkışlatmak için televizyona çıkarırız.”

Haber kanallarının durumu ise çok daha vahim.

Yaklaşık 10-15 kişi belirlenmiş ve ülkenin gündemi ne olursa olsun bunlar tartışıyor. Önceki gün dış politika güzelleyen adam bir bakıyorsun işçi ölümlerini ve inşaat sektörünü anlatmak üzere tv’de. Bir hafta önce iç siyaset dengelerini konuşan kadın karşına dünyadaki uzay teknolojisinin ilerleyişinden bahsetsin diye çıkarılıyor. Konu ne olursa olsun bu 10-15 kişiden birkaçı karşında.

Tartışma programlarının, Fight Club kuralları misali bir gizli kuralı var anlaşılan: “Söyleyeceklerini tahmin edebildiğin kişiler dışında kimseyi stüdyoya sokma.”

Hal böyle olunca televizyon kanalları aracılığıyla hiçbir konunun öznesiyle muhatap olma imkânı kalmıyor.

Yani anaakım TV kanalları sosyalistlerin bilip anlattığı gibi.

Eğlence programlarıyla gündemi perdele, hep aynı tipleri çıkarıp onların gerçeklerden uzak çıkarımlarıyla ortamı manipüle et, kadın öldürme de dahil tüm geri değerleri öv ve toplum sistemin devamı için sürekli hazır ve nazır olsun.