Anavatan zorbalığı
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Kıbrıs’ın kuzeyinde solun ve ilerici güçlerin desteğini alarak seçimi açık farkla kazanan Mustafa Akıncı zaferinin sevincini yaşayamadan kendisini derin bir tartışmanın içerisinde buluverdi. Sağcı muhafazakâr Derviş Eroğlu’nu geride bırakan Akıncı’nın Türkiye ile ilişkileri ‘yavru vatan-ana vatan’ yerine iki kardeş ülke çerçevesinde tanımlaması Ankara’yı kızdırdı. Tayyip Erdoğan bir sömürge valisi edasıyla Kuzey Kıbrıs’ın seçilmiş cumhurbaşkanı için “Ağzından çıkanı kulağı duysun” dedi. Akıncı’nın yanıtı “Türkiye bizim hep yavru kalmamızı mı istiyor?” şeklinde oldu.

Her fırsatta milli iradeden, sandığın egemenliğinden bahseden AKP şürekâsının Kuzey Kıbrıs’a olan bakışı hep sorunlu olmuştur.  Aslında bu sorunlu bakış Türk sağının tamamında var. Bir sömürge yöneticisi edasıyla her fırsatta adada kendilerinden yana olmayan seçilmiş liderlere parmak sallamışlardır. Bundan dört yıl önce de bugünün Meclis Başkanı Cemil Çiçek, adada Ankara aleyhine düzenlenen mitinge sert tepki göstermiş, “Paranızı biz veriyoruz” diyerek “besleme” değerlendirmesinde bulunmuştu.

• • •
Kıbrıs, bir “milli dava” olarak yarım yüzyıldan fazla bir süredir “çözümsüzlük çözümdür” politikasının resmi kurbanı. Akdeniz’in doğusundaki bu küçük adanın Türkiye’nin politik yaşamı üzerindeki etkisi sanıldığından fazla. Sadece Türkiye’nin en önemli dış politik sorunlarından bir tanesi olmanın ötesinde, milliyetçiliğin beslendiği ve de kendisini yeniden ürettiği en önemli mecralardan. Milliyetçi istismara yatkın olan bu özelliği dolayısıyla da “anavatan”ın siyasal yaşamı üzerindeki olağan etkisini tüm ağırlığıyla sürdüreceğe benziyor.

Kıbrıs, bir sorun olarak ortaya çıktığından bu yana Türkiye’de hep bir “milli çıkar” kutsiyeti çerçevesinde ele alındı. Bu yaklaşım nedeniyledir ki “Türkiye’nin ‘Kıbrıs diye bir sorunu yoktur”dan, “Ada’da bir tek Müslüman Türk yaşamasa dahi Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Kıbrıs meselesi olmak zorundadır”a evirilen süreç içerisinde hiçbir zaman kendi düzleminde sağlıklı bir tartışmaya konu olmadı. Milli çıkar kutsiyeti içinde fetişleştirildi. Bu haliyle de “çözümsüzlük çözümdür” politikasının kanıtlandığı bir pratik saha olarak muhafaza edildi. Sorunun tarihsel ve siyasal gelişimi incelendiğinde ortaya çıkan sonucun aslında bir rastlantı olmadığı kolaylıkla anlaşılacaktır.

• • •
Kıbrıs, bir “milli mesele” olarak Türkiye siyasal yaşamı üzerindeki ağırlığına rağmen, “imal edilmiş” ve yakın siyasal döneme ait bir sorun. Soğuk Savaş atmosferinin bulanık sularında bir “İngiliz icadı” olarak ortaya çıkarılmış, zaman içerisinde bir takım jeopolitik okumaların etkisiyle Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline dönüştürülmüştür. Başlangıçta yok sayılan “o mesele”nin kısa bir süre içerisinde Türkiye’nin “milli mesele”sine evirilmesinin yol açtığı politik dönüşümün sancıları hem iç hem de dış politikada olağan ağırlığıyla sürüyor.

Kıbrıs, “Turan hayali”nin mikro düzeyde hayata geçirilmesinin simgesel bir örneği. Türk milliyetçiliği Kıbrıs’ı bazen Türk’ün gerileyişinin durdurulduğu son nokta, bazen Batı’ya karşı kazanılan ilk toprak fethi olarak, kimi zaman da Türk’ün mevcudiyetini devam ettirmesi için stratejik değerdeki olmazsa olmaz bir toprak parçası olarak algıladı. Kıbrıslıların ortak vatanlarında yaşamaları, milliyetçi zihin algısının “büyük” düşlerinin ve küresel aktörlerin emperyalist emellerinin dayatmalarından kurtulamadı.

• • •
Akdeniz’in ortasında küçük bir ada ülkesi olarak zihinlere kazınan Kıbrıs, küçüklüğüyle ters orantılı olarak küresel hesaplaşmaların merkezinde yer alıyor. Ortadoğu’ya olan yakınlığı ve enerji nakil hatlarının kesişme noktasında yer alması her türlü küresel kaos senaryosundan payına düşeni almasını sağlıyor. Kıbrıs, emperyalistler açısından adeta ”Akdeniz’in ortasında yüzen bir savaş gemisi.” Dünyanın en büyük askeri üslerine ev sahipliği yapmak zorunda kalan Kıbrıs adasının özellikle Libya’ya yönelik emperyalist saldırganlıkta oynadığı misyon ortada.

Coğrafyasına teslim olmuş bir adadır Kıbrıs. Tayyip Erdoğan’ın bir sömürge valisi edasıyla gözlerini kısarak seçilmiş bir lidere parmak sallaması bu teslimiyetin bir sonucu. Ancak Erdoğan’ın tehditkar açıklamalarının artık eskisi kadar bir hükmü yok. Ada üzerinde değişim rüzgârları esiyor ve Kıbrıslılar “anavatan”ın bu zorbalığına teslim olmamaya kararlı.