Anayasa / Adalet ve haysiyet
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

CHP’nin 15 Haziran’da başlattığı Ankara-İstanbul ‘Adalet Yürüyüşü’, yoğun desteklerin yanı sıra, rahatsızlıkları da beraberinde getirdi.

Yürüyüş, öncelikle bir ‘Anayasa’, sonra ‘adalet’ ve özünde bir ‘haysiyet’ sorunu olarak da görülebilir. Neden? Çünkü sorun, Anayasa’nın amir hükümlerinin ihlalinin neden olduğu ‘anayasasızlaştırma’ sürecinden kaynaklanmakla birlikte, bunun çok ötesine geçiyor. Örneğin, “Anayasa’nın 138. maddesi bu memlekette ölmüştür” (TBMM Başkanı C. Çiçek, 3 Ocak 2014) sözleri, son üç yılda yaşananlar karşısında, “madde 138 tamamen ölmüştür” şeklinde güncellenebilir.

Yargı bağımsızlığını öldüren kim?

Anayasa maddeleri açık: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz”(md.138/2).

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler” (md.138/1).

“Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler”(md.140/2).

“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, ... bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” (md.11).

Bunların hepsi yargı ve yargıçlar ile ilgili. Fakat, yasama-yürütme ve yargı olmak üzere, anayasal kurumlar bütünü için geçerli olan madde 11 ve 138/2 sürekli ihlal edildiği için, madde 138/1 ile 140/2’nin uygulanması zorlaştı, hatta olanaksız hale geldi.

İftar sofrası siyaseti

Sn. Erdoğan’ın, CB sıfatıyla mı, AK Parti Genel Başkanı olarak mı konuştuğu belli olmasa da, üç şey aşikâr: Yer iftar sofrası, zaman iftar yemeği, konuşma içeriği ise siyaset. Özetle, tam da ‘dini siyasete alet etme’ tarzı.

Her akşam yapılan konuşmaların merkezinde yer alan sözler, demokrasi açısından, barışçıl bir yürüyüşe bile tahammülsüzlüğün dışa vurumu. Anayasal açıdan ise, en başta md.11, 24, 34, 104 ve 138’in ihlali anlamına geliyor.

MİT: Varlık nedeni ve kullanımı

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ile yeniden kamuoyunun gündemine gelen ‘MİT TIR’ları skandalı’, aslında MİT’in varlık nedenini tartışma vesilesi olarak görülmeli. Şöyle ki; sınır dışı silah sevkıyatı için kullanılan MİT, varlık nedeni ile özdeşleşen darbe istihbaratı konusunda sınıfta kaldı. Ne var ki, bu sorgulanmıyor.

Üstelik; MİT’in uluslararası hukuka ve varlık nedenine aykırı kullanımı sonucu açılan davalarda sallandırılan ‘FETÖ kılıcı’, md.138/1 ve 140/2’nin uygulanmasını zorlaştırıyor.

Tam anayasasızlık dönemi

Sn. Bahçeli’nin dokuz ay önce, “Türkiye’de fiili bir durum vardır ve bu çözülmelidir. Ülke yönetimi yasa ve Anayasaya uygun değildir. Ve de suç işlenmektedir...” şeklinde konuşması ile Anayasa, fiili duruma uygun hale getirildi.

Ne var ki, 16 Nisan sonrası tanık olunanlar, ‘15 Temmuz Anayasası’ tezini teyit ediyor: Anayasal olarak Parti başkanlığı koltuğuna da oturan kişinin ‘toplum mühendisliği’ projesine ivme kazandırması; MHP’nin de ‘fiili durum’ kervanına katılmış olması, ‘anayasal kaos’ eşiğini de aşarak, ülkede ‘tam anayasasızlık dönemi’ başlatmış bulunuyor.

15 Temmuz öncesi, Cemaat ile işbirliği yaparak Anayasa md.24’ü ihlal eden hükümet, MİT’i, sınır dışı operasyonlar ile amacı dışında kullanıyordu. Şimdi ise, md. 24 ihlalinin ötesinde, Külliye-Hükümet, MİT’i OHAL KHK ek listeleri için kullanıyor.

OHALİK neden kuruldu?

Listelerde, F. Gülen veya Ankara’da şimdi makbul olan diğer Cemaatler ile hiçbir ilişkisi bulunmayan on binlerce kişinin adının yer alması ve onlara Olağanüstü Hal İnceleme Komisyonu (OHALİK) yolunun gösterilmesi de, Anayasa dışı yönetimin teyidi değil mi?

Bir yandan, “Adalet sorunu yok ve OHAL, hak ihlallerine neden olmuyor” diyenler, OHALİK gibi birimler oluşturuyor; aynı kişiler, “Kurunun yanında yaşı da yakıyoruz” itirafında bulunduğu halde, işlemlerini gözden geçirmek yerine, bizzat oluşturduğu Komisyon önünde ‘adalet araması’nı öneriyor, üstelik bütün başvuru yollarını tıkamak suretiyle.

Özetle anlamı şu: “Altında imzam bulunan KHK, tarafımca hazırlanmadı; neden olduğu haksızlık sorununu komisyona havale ediyorum.” Bu sadece, adalet veya hukuk değil, ahlak sorunu aynı zamanda.

Haysiyet/ Adalet ve Anayasa için

Bu nedenle olup bitenler, Anayasa ve adalet sorunu ötesinde yurttaşları aşağılamak anlamına geliyor; tıpkı 16 Nisan günü oylanan metnin toplumun tarihsel belleğini aşağıladığı gibi.

Sonuç olarak; CHP’nin başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’, etkili başvuru yolunun ve hukuk güvenliğinin yok edildiği bir ülkede, yürütme ve yargı temsilcilerini, başta md. 11 ve 138 gelmek üzere, anayasaya asgari saygı ve adalete çağrının ötesinde, siyasal ve kitlesel barışçıl eylem (md.34) yoluyla toplumun haysiyetini sahiplenme yürüyüşü olarak görülebilir.