‘Anayasa ihlali’nin önüne geçmek için
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın söylem ve eylemlerinin Anayasa karşısındaki durumu, üç döneme ayrılabilir:

- Adaylık ve seçim,

- Göreve başladığı andan itibaren,

- Denizli konuşması (21 Mart) ve sonrası.

1) Adaylık ve seçim: hatırlanacağı üzere,  seçim kampanyası sırasında devlet olanaklarını kullanması tartışma yaratmış ve özellikle, eşit olmayan seçim yarışı nedeniyle, Başbakanlık’tan istifa etmesi gerektiği öne sürülmüştü.

CB olarak seçildiği halde, göreve başlama anına kadar Başbakanlık  görevini ve Parti Başkanlığı’nı sürdürmesi, o denli ciddi anayasal tartışma ve itirazlara neden oldu ki, seçim kampanyasına ilişkin hukuki tartışmalar, adeta gölgede kaldı.

2) Görev sırasında: görev sırasında ise, parti başkanı gibi davranması ve tarafsızlık konumuna uymaması, Anayasa’ya açık aykırılık oluşturdu. Başkanlık kaldıracı olarak gördüğü 7 Haziran TBMM seçimleri için bir tür erken seçim kampanyası başlatmış oldu. Sarayı da aynı amaçla kullanması, aykırılıklar zincirinde yer aldı (Bkz. “Anayasa ve demokratik süreçlere saygı” bildirisi, 9 Mart).

3) “Parlamenter rejim bekleme odasına alındı”: 21 Mart günü Denizli’de yaptığı konuşma ise, hukuken öncekileri de gölgede bırakmakla kalmadı; söylem ve eylemlerinin anayasa-dışı olduğunu bizzat ve açıkça ilan etti:

“10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesiyle Türkiye’de bir dönem fiilen bitmiştir. Kimilerinin 1876’dan, kimilerinin 1924’ten, bazılarının 1946’dan başlattığı parlamenter sistem, 10 Ağustos’ta geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı. Bu bekleme ne zamana kadar sürecek; ya mevcut uygulamaya anayasal zemin kazandırılana kadar ya da bunun yerine yeni bir sistem ikame edilene kadar...”.

Bu sözlerle CB, mevcut uygulamanın “anayasa-dışı” olduğunu itiraf ve ilan etmekle yetinmiyor; bunun devam edeceğini de beyan ediyor.

Bu sözlerin karşılaştırmalı anayasa hukukundaki anlamı, “anayasal darbe”dir. Çünkü, CB’nin seçim tarzında değişiklik, hukuki değil siyasal etki yaratır.

Yürürlükteki anayasal düzen içinde hemen şu kaydedilmeli: Anayasa kimi bağlar? Herkesi, ama en çok ve öncelikli olarak Cumhurbaşkanı’nı. Anayasa’nın muhatabı kimdir? Yasama, yürütme ve yargı; ama öncelikli CB... Neden?

Anayasa’nın özellikle, 103, 104 ve 105. maddeleri bunun kanıtı.

-“...Anayasaya, hukukun üstünlüğüne... bağlı kalacağıma... namusum ve şerefim üzerine and içerim”. (m. 103).

-“ Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın  uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”. Bu amaçla kendisine, yasama, yürütme ve yargı ile ilgili görev ve yetkiler verilmiştir (m. 104).

-“ Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı... suçlandırılır” (m. 105).

Anayasa  madde 2’ye göre, “Türkiye Cumhuriyeti, ... bir hukuk devletidir”.

Bu siyasal örgütlenme, ülkesi ve devletiyle bölünmez bir bütündür (m. 3). Bu bütünlük, hukuk düzeni ile sağlanır. Başka bir deyişle, Türkiye devleti, hukuk kuralları bütünüdür. Ülke, halk ve siyasal örgütlenme bağlantısını hukuk kuralları bütünü sağlar.

CB, siyasal örgütlenmeye ilişkin kuralları tanımamakla, hukuk kuralları bütününün sağladığı üçlü ilişkiyi de zedelemiş bulunuyor.

Anayasa’yı ihlal etmekte olduğunu açıkça beyan eden CB’nin bu eylem ve söylemine karşı hangi anayasal organ harekete geçmeli?

-Hükümet: Anayasa 110, 111 ve 112. maddelere göre, sadece TBMM’ye karşı sorumlu olduğunu beyan ederek,  Anayasa’nın üstünlüğünü hatırlatabilir.

-Yasama: TBMM üyeleri, CB’nin yeminine sadık kalmadığı gerekçesiyle mazbatasını iptal için harekete geçebilir; dahası, “en az üçte birinin teklifi” ile “sorumluluk yolu” için inisiyatif kullanabilir.

-Yargı: Anayasa  ihlalini oluşturan söylem ve eylemleri, TCK’nin “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” soruşturma başlatabilir (Nitekim, Av. Prof. Durdu, Denizli C. Savcılığına suç duyurusu yaptı.)

Öğreti: kamu hukuku alanında çalışan meslektaşların, “anayasaya aykırılıklar zinciri” üzerinde  kafa yorarak somut öneriler ortaya koyması, sadece uzmanlıktan kaynaklanan hakları değil, aynı zamanda “anayasal görevleri”.