Anayasa Mahkemesi ve sosyal haklar
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
Anayasa Mahkemesi (AYM) giderek artan bir biçimde özgürlükçü kararlarıyla dikkat çekiyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) giderek artan bir biçimde özgürlükçü kararlarıyla dikkat çekiyor. AYM, Twitter ve HSYK kararları ile özel yetkili mahkemelerin yarattığı hukuksuzluklara son vererek hapishaneleri boşaltması ve son olarak torba yasadaki hukuksuzlukları iptal etmesiyle dikkatleri üzerine çekti. AYM’nin bu özgürlükçü kararları otoriter gidişat karşısında önemli bir fren mekanizması oluşturuyor.

AYM 2 Ekim 2014 tarihli toplantısında 6522 sayılı torba yasanın hukuksuz bazı hükümlerini iptal etti. AYM kararı sadece esas açısından değil zamanlama açısından da önemli. Torba yasanın hukuksuz hükümlerinin hızla iptal edilmesi telafisi mümkün olmayan zararları da büyük ölçüde önlemiş oldu. AYM 2014/149 esas sayılı kararıyla internet sansürüne olanak sağlayan hükümlerin yanı sıra yargı kararlarının uygulanmasını engelleyen hükümleri de iptal etti.

İptal edilen torba yasa hükmü devlet memurlarının bir bölümü için hukuku askıya alıyordu. Daire başkanı ve daha üst görevlerde yer alan kamu görevlilerinin atanmaları ve görevden alınmalarında idari yargı tamamen devre dışı bırakılıyordu. Bu kategorideki memurların idari yargı kararıyla görevlerine dönmeleri fiilen engelleniyordu. Görevden alınan memurlar idari yargıdan iptal kararı alsalar bile, bu yargı kararının uygulanması için idareye iki yıl süre tanınıyordu ve bu yargı kararını yerine getirmeyen amir hakkında da ceza soruşturması ve kovuşturması açılamıyordu. AYM bu hükmü iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. Böylece cadı avının önüne bir nebze set çekilmiş oldu.

AYM’nin iptal ettiği bir diğer hüküm devir ve teslim işlemlerinin tamamlanmasının üzerinden beş yıl geçmiş olan özelleştirmeler hakkında geri alınmaları yönünde verilmiş yargı kararlarının uygulanmamasına ilişkin. Torba yasanın bu hükmü ile iptal edilen özelleştirme uygulamalarına ilişkin yargı kararlarının uygulanması engellenmiş oluyordu. Böylece yargı kararına rağmen kamu malları peşkeş çekilmiş olacaktı. Bu peşkeşin en tipik örneği Yeni Şafak gazetesinin sahibi Albayraklar grubuna neredeyse bedavaya verilen Balıkesir SEKA fabrikasıdır. 51 milyon dolar değer tespiti yapılan fabrika 1 milyon dolara Albayraklar grubuna verilerek özelleştirilmişti. İdari yargının iptal kararına rağmen SEKA bugüne kadar Yeni Şafak patronlarından geri alınmadı.

AYM kararından sonra Balıkesir SEKA ile ilgili idari yargı kararlarının uygulanmasının önünde hiçbir engel kalmadı. Balıkesir SEKA’da yaşanan gasptır, kamu malına mahkeme kararına rağmen el konulmasıdır. AYM kararından sonra Balıkesir SEKA’nın geri alınması hukukun ve kamu yararının gereğidir.

SOSYAL HAKLAR TEMEL HAKLARDIR

AYM’nin son kararları övgüyü hak ediyor. Yüksek mahkeme hukukun temel ilkeleri konusunda önemli bir sınav veriyor. Ancak! Evet burada kocaman bir ANCAK diyelim. AYM bireysel ve siyasal özgürlükler konusunda titiz kararlar verirken ve geçmişteki (özellikle siyasi parti kapatmalarla ilgili) olumsuz sicilini düzeltirken, aynı titizliği sosyal haklar konusunda gösterdiğini söylemek oldukça zor. AYM, “sosyal hukuk devleti” ilkesini oldukça eksik yorumluyor.

AYM’nin yakın zamanlarda verdiği iki karar, mahkemenin sosyal haklar konusunda uluslararası insan hakları sözleşmelerini ve yargı kararlarını yeterince dikkate almadığını gösteriyor. Bunlardan biri polislerin sendikalaşması ile ilgili karardır. AYM, polislere sendika yasağı getiren 4688 sayılı yasa hükmünü kısmen iptal ederek, emniyet teşkilatında çalışan sivil memurlara sendika yolunu açarken, polisleri bu haktan mahrum bıraktı. Oysa AYM, uluslararası hukuka göre, sendikal haklardan tümüyle mahrum bırakılmaları mümkün olmayan polisler için Avrupa uygulamalarını da dikkate alarak özgürlükçü bir yorum (şüphe durumunda özgürlük lehine yorum ilkesi, in dubio pro libertate) yapabilirdi. Ancak bunun yerine yasağı tercih etti.

AYM’nin sosyal haklarla ilgili diğer hayal kırıklığı yaratan kararı ise borsada grev yasağını anayasaya uygun bulmasıdır. Borsada grev yasağını ekonomik nedenlerden dolayı Anayasa’ya uygun bulan AYM, grev hakkının özünü boşaltan bir karara imza attı. Bu karar, grev hakkının ekonomik olarak zarar verici doğasını anlayamamak bir yana, Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne, Strasburg Mahkemesi kararlarına ve Avrupa Sosyal Şartı’na açıkça aykırılık oluşturuyor. Bu durum üç üyenin karşı oy yazılarında da vurgulanıyor.

AYM’nin siyasal ve kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili vermiş olduğu kararlar takdiri hak ediyor. Ancak Yüksek Mahkeme sadece “hukuk devleti” ilkesine göre değil “sosyal hukuk devleti” ilkesine göre yorum yapmalıdır. AYM’nin siyasal ve kişisel hak ve özgürlüklere göstermeye başladığı özeni, sosyal hak ve özgürlüklere de göstermesini beklemek hukukun gereğidir. AYM’nin sosyal haklar konusunda sosyal politika perspektifine dayalı bir içtihat oluşturmasının zamanı gelmedi mi?

Önümüzdeki günlerde AYM, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nu gündeme alacak. Anayasa’ya ve uluslararası çalışma normlarına ilişkin çok sayıda aykırılığın yer aldığı 6356 sayılı yasayla ilgili karar, mahkemenin kişisel, siyasal ve sosyal haklar bütününe ilişkin yaklaşımında önemli bir ölçü olacak. Yurttaşlık haklarının kişisel, siyasal ve sosyal haklar bütününden oluştuğunun altını çizerek bitirelim.