Anayasa’ya aykırılıklar yoğunlaşırken…
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Gerçi AK Parti topyekûn bir savaş yürütmekte: Tarihe, topluma, insan haklarına, hukuka, muhalefete, komşulara, Avrupa’ya, çağdaş değerlere, … Bunlar için, ‘sürekli savaş’ veya ‘savaştan yorulmayan parti’ şeklinde nitelemeler de yapılabilir.
Anayasa ve hukuka karşı olanı, en başta gelen ve sürekli derinleşen bir savaş. Boyutları ve yaklaşım tarzı, geçmişte tanık olunan olumsuzluklar ile kıyas kabul etmez. Bu büyük ve amansız savaş, 2010 Anayasa değişikliği ile ivme kazandı.
Şimdi, diğerleri arasında iki büyük operasyon hazırlığı var:
-Yargıtay ve Danıştay üzerinde.
-Mülki amirlerin yetkileri ve silahlı kuvvet görevlilerine ayrıcalıklar konusunda.

Yargıtay ve Danıştay
Yargıtay ve Danıştay’ı yeniden düzenlemek için Hükümet’in TBMM’ye gönderdiği Kanun tasarısı, büyük bir operasyonu gündeme getirecek. Görünürdeki gerekçe, Bölge Adliye (istinaf) Mahkemeleri’nin faaliyete geçmesi.
12 yıl önce kurulması öngörülen Bölge Adliye Mahkemeleri’nin çalışmaya başlaması, Yargıtay’ın görev ve yetki tanımını yeniden yapma gereğini haklı kılsa da, üyelerinin tasfiyesini gerekli kılmaz.
Daha önceki benzerlerinden iki örnek:
-17-25 Aralık operasyonu ardından; MEB, Milli Eğitim Müdürlerinin görevine bir yönetmelikle son vermiş ve hemen yeniden atama yapmıştı. Böylece, -Cemaatçı müdürleri tasfiye adına- hem genel bir tasfiye yapmış; hem de olası bir yargı müdahalesinin önüne geçmişti.
- Şubat 2014’te HSYK’ye müdahale yasa yolu ile yapılmış; bürokratik kadrosu sıfırlanmış, yerlerine Adalet Bakanı yenilerini atamıştı. Anayasa Mahkemesi denetimi, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapıldığından, işe yaramamıştı.
Şimdi, Yüksek Yargı üzerine tasarlanan düzenlemeler, Bölge Adliye Mahkemeleri’nin kuruluşu ile açıklanamaz ve haklı gösterilemez.
Bir kez, Danıştay için böyle bir gerekçe geçerli değil.
Yargıtay’a gelince; üyelerin görev süresini 12 yıl ile sınırlandırmak anlaşılabilir olmakla birlikte, yapılmak istenen, -tıpkı MEB’de ve HSYK’de olduğu gibi- bir tasfiyedir.
CB’ye tanınan atama yetkileri, tasfiyenin ötesinde yargı üzerinde tek kişi vesayeti kurma iradesinin açık bir göstergesi.
Danıştay ve Yargıtay’a bu şekilde müdahale, başta md. 138, 154 ve 155 gelmek üzere, Anayasa’nın birçok maddesine aykırı.

Asker ve mülki amirler
TSK Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı da, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.
MİT’e tanınan hukuki ayrıcalıktan sonra iç güvenlik yasası, kolluk güçlerine ‘ölçüsüz yetkiler’ verildi. Şimdi ise, askere MİT benzeri ayrıcalıklar tanınmak suretiyle ‘hukuk dışı’ yeni alanlara kapı açılıyor. Mülki amirler ise, asker ve özel güvenlik birimleri karşısında ve üzerinde ‘anayasa dışı’ yetkilerle donatılacak.
Şu saptama önemli: Anayasa değişiklikleri, 2001’de zirve yaptı. Kolluk ve mülki amir yetkilerinin savcı ve yargıçlara doğru kaydırılması, 20 yıl süren bir tartışma ve mücadelenin ürünü idi. Son on yılda yapılan yasal düzenlemeler, genellikle bunlara aykırı ve bunların gerisinde.
Öte yandan; Ankara Katliamı sonrasında bile anayasal bir düzenleme olduğu halde sıkıyönetim ilan edilmedi. Ne var ki şimdi, Anayasa’ya aykırı olarak asker devreye sokulmak isteniyor.
Değinilen ve benzeri adımlar, dünkü BirGün’ün başlığı (‘Büyük resmin küçük parçaları’, Yaşar Aydın) ışığında siyaseten sürekli okunmalı.
Burada ise, anayasal kazanımlar ışığında okuma gereğine dikkat çekilecek.

Anayasal kazanımları sahiplenme
Yeni anayasa ‘yolu ve hedefi kirli’. Bunu sıkça yazdım. Genel olarak 1995 ve 2001, kısmen 2004 ve 2010 Anayasa değişikliklerinin ‘hak ve özgürlük kazanımları’ sürekli işlenmeli ve bunlar eylemli olarak da savunulmalı.
Acil ve öncelikli sorun, kesinlikle ‘yeni anayasa’ olmayıp, kazanılmış anayasal hakları kaybetme tehlikesi olduğundan; bunu fikren, hukuken ve eylemli olarak sürekli sahiplenme mücadelesi, her demokrat yurttaşın öncelikli görevi olmalı.
Anayasa’ya saygı için, hukukçularca, ‘aykırılık+ihlal+suç’ kavramları artık birlikte ele alınmalı. Anayasa’ya aykırı yasa, işlem ve eylemler, o denli yoğunlaştı ve yaygınlaştı ki, bunlar ‘Anayasa’nın ihlali’ anlamına gelmekte; ‘anayasa suçu’ ise, aykırılık ve ihlaller zinciri ekseninde tartışılmalı.