Ancak bir sarhoş, ayı yeşil görebilir!
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Refik Halid, şımarıklığın da bir tür sarhoşluk olduğunu söylüyor. Ve konuyu bağladığı yer muhteşem: “Görüyorsunuz ki mesele çok şûmullü ve mûhimdir; Yeşilay’ın ve rakı gradosunun halledeceği işlerden değildir.” Karay burada bir parantez açıyor ki, ben Yeşilay olsaydım o dakika kendimi feshetmiştim: “Hoş, insan asıl sarhoşken ayı yeşil görür, o da ayrı mesele!”

Bugün çok sevdiğim dört insanın, Refik Halid Karay, Tomris Uyar, Mahir Çayan ve Ry Cooder’ın doğum günü. Gerçi, Mahir Çayan’ınki tartışmalı. Olsun. Her durumda iyi ki doğmuşlar. İyi ki yaşamışlar. İyi ki boş durmamış, tarihe geçmişler. Ry Cooder da ölmüş gibi konuşmayalım tabii. Nice Buena Vista Social Club’lara diyelim ona da.

Ben tipik bir Refik Halid hayranıyım. Muhterem, pek çok açıdan önemli bir adamdır. Bence en önemli özelliği öğretmesidir. Refik Halid okuyan öğrenir. Sürekli öğrenir. Müthiş şeyler öğrenir. Sinop’ta denizüstü meyhaneler olduğunu öğrenir. Yetmez İttihat Terakki haltlarını öğrenir. Zulüm veren memurları, erken olmuş erkekleri, Anadolu’yu, Türkçeyi… Ha babam öğrenir. Tekrar aynı şeyleri okusun insan yeni şeyler öğrenir: On kere okusun on kere yeni şeyler öğrenir. Uzun yaşamış, çok yaşamış, açık fikirli, kendisine sunulan hayata rıza göstermeyen, münevver, akıllı insanlar güzel öğretirler.

Konumuz sarhoşluk
Bugünkü konumuz sarhoşluk. Konumuzu doğum gününü kutladığımız Refik Halid Karay üzerinden yazmaya çalışacağım. Sarhoşluk dediysem Charles Baudelaire’in Paris Sıkıntısı’nda söylediği gibi aşkla, şiirle, erdemle sarhoşluk değil. Düpedüz sarhoşluk. 

Rakının en büyük düşmanı AKP, sofular, vergiler, mahalle baskısı, bir örnek mezeler, berbat müzikler, Nevizade fiyatları yahut Martı Jonathan değildir. Rakının en büyük düşmanı sarhoşluktur. 

Çünkü çok basit ve değişmez bir bilgi var elimizde: Rakı sarhoş eder. Bu bir uyarıdır anlayana. Nâzım Hikmet’in elmasından apartırsak: Siz rakıyı seviyorsunuz diye rakının da sizi sevmesi şart mıdır? Rakı, sofrasına kabul etmediği zavallıyı sarhoş eder. O zavallı da konuyu böyle anlamaz. Bir sebepsiz cesaret, bir rahatsızlık verici gevşeklik basar sarhoşa. Konuşması değişir. Kişiliğinin iğrenç yanları yukarı çıkar, erdemleri yerin dibine girer. 

Onun üzerine düşen, rakı karşısında haddini bilip bir daha rakıya dokunmamayı yahut adabıyla dokunmayı öğrenmektir. Ha, tam bunun için çilingir bir hoşgörü yeridir. Asla hoş görmediği şey saygısızlıktır. Sarhoşluk bir bütün olarak saygısızlıktır.

Sarhoş eden rakı mı?
Ama sadece rakı mı, daha doğrusu sadece içki mi sarhoş eder?

Şimdi tekrar Refik Halid’e bağlanalım. Uzun alıntılar yapmam pek biliyorsunuz. Sevmem de. Ama konu hem sarhoşluk hem Refik Halid olunca başka bir formülünü bulamadım. Bu haftalık hoşgörün.

Refik Halid, “Şişeye ve İnsana Dair” isimli muhteşem yazısında doğrudan “Ben içkiyi severim” diye giriyor konuya. Sonra lafı yapıştırıyor ama: “Fakat sarhoşluğu sevmem; ayıp, iğrenç, zararlı olan bu ikincisidir. Amma, sade içki sarhoşluğunu değil, hiçbir şeyin sarhoşluğunu sevmediğimi de ilave edeyim. İnsan yalnız içkinin değil, servetin, güzelliğin, zekanın, bilhassa ikbal denilen devlet kuşunun da sarhoşu olabilir, bunlardan da hoşlanmam.”

Üstat sonra şımarıklığın da bir tür sarhoşluk olduğunu söylüyor. Ve konuyu bağladığı yer muhteşem: “Görüyorsunuz ki mesele çok şûmullü ve mûhimdir; Yeşilay’ın ve rakı gradosunun halledeceği işlerden değildir.”

Karay burada bir parantez açıyor ki, ben Yeşilay olsaydım o dakika kendimi feshetmiştim: “Hoş, insan asıl sarhoşken ayı yeşil görür, o da ayrı mesele!”

Sarhoş kimdir? 
Hakikaten sarhoş kimdir? Tırnak içleri Karay’a aittir. “Talakat, zeka, bilgiçlik sarhoşu”nu düşünün. İç bayıcı değil midir? “Bir adi içki sarhoşu gibi kimseye lakırdı fırsatı vermez; coştukça coşar, söyledikçe söyler. (...) Marifetlerini saymakla bitiremez, buluşlarına, nüktelerine son veremez.” Karay yazısında muhteşem örneklerle konuyu açtıkça açıyor.

Hal böyleyken biz de çevremize bakalım. Parlamentoya, devlet dairelerine, özel şirketlere çevirin kafanızı: İktidar sarhoşluğu göreceksiniz. Açın TV’yi ihtiras ve kibir sarhoşluğundan geçilmiyor. Kendisinden kurtulmam 1 sene sürmüş olan Dijitürk’e bakın. Artık her telefonlarında hakaret ediyor olmama rağmen bana haftada bir iki telefon etmekten vazgeçmediler. Hangi sarhoş daha yapışık olabilir ki? O inşaat, ihale, ayakkabı kutusu tutkunlarına bakın. Daha para. Bir araba daha. Hani kefenin cebi yoktu?

Üstelik bu sarhoşluk verici durumları rakı gibi vergilendiremezsiniz de.

Hayatta ölçü lazım insana… 
Hep söylediğimiz gibi, çilingir denge yeridir. Müzik, rakı, meze, hizmet, sohbet her şey dengeli olmalıdır. Çilingir hayatı kolaylaştırmaya yaramaz. Çilingir’de hayatın bir kopyası vardır. Denge ölçü bilmeyenin çilingirde yeri yoktur. Karay da buradan yola çıkarak herhangi bir şeyi dengesinde yapmazsan kendine ve çevrene zarar verirsin diyor. Konu rakıyla değil dengeyle ilgilidir, insanla ilgilidir diyor. Ve konuyu pek güzel bağlıyor:

“Öğrenilecek, öğretilecek şey her işte ölçüsünü bilmek, ölçüye riayet etmektir; seciyeli, idareli olmaya çalışmaktır. 

Sarhoş olmadan içebilene söz söylemek kimin haddine? Otuz şu kadar senedir, mesela benim hakkımda bin dereden su getirildi de niçin sarhoştur denilemedi? Halbuki 18 yaşımdan beri -kısa birkaç rahatsızlık müstesna- her gün içerim. Amma ağzıma içerim; insan gibi içerim; vaktinde, derecesiyle, keyfini getire getire tertemiz içerim; özene bezene bütün adabına, usullerine riayet ede ede, efendice içerim. 

Böyle içene de bayılırım. 

Hem bu mübarek İstanbul’da yazın, akşamüzerleri sular çilek, kayısı, menekşe, erguvan rengine girer, çınar ve söğüt yaprakları serin rüzgarlarla titrer, denizde mahbubeler yüzer, yavaş yavaş elektrikler yanıp ışıklar gülerken, peri masalına layık bir dekor karşısında şöyle, içinde buz parçaları şıkırdayan buğulu bir kadeh içki insana dokunabilir mi?

Elcevap - Allahû âlem bissevap: Dokunmaz!

Dokunur diyenin aklından şüphe caiz midir?

Elcevap - Caizdir!”