Ankara’da Küba rüzgârı
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

 

Ankara’da Küba rüzgârı

Küba halkı için müzik ve dans, yaşamın ayrılmaz bir parçası. Yemek yemek, su içmek gibi temel bir gereksinim. Yaşamla müzik iç içe geçmiş adeta. Müziğin olmadığı bir dünyada Kübalıların soluk alması bile olanaksız…

* Latin Cuba’nın kadın solisti Aree, sahneden inip “Haydi dansa!” diye bağırıyor. Başlangıçta çekingen davranan kitle, bir süre sonra havaya girip döktürmeye başlıyor. Hele “Guantanamera” ve “Che Guevara” gibi popüler parçalar çalınırken, coşku ve katılım iyiden iyiye yükseliyor.

 

 

Temmuz sıcağının kavurduğu Ankara’da, hafta sonunda Karayipler rüzgârı esti. Küba’dan gelen “Latin Cuba” adlı müzik topluluğunun hareketli parçalarıyla coşan başkentliler, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) ve Mülkiyeliler Birliği’nde unutulmaz iki gece geçirdiler.

 

José Martí Küba Dostluk Derneği’nin çağrılısı olarak ülkemize gelen dört kişilik “Latin Cuba” topluluğu, cumartesi akşamı NHKM’nin Karanfil Sokağı’ndaki yazlık sahnesinde görkemli bir dinleti gerçekleştirdi. Latin müziğinin bütün özellikleriyle sergilendiği canlı gösteride, topluluğun solisti İbis Maria Guamaluse Aree, hem şarkıları, hem sempatik davranışlarıyla dinleyenlerin gönlünü fethetmeyi başardı. Etkinlikte ayrıca NHKM Oda Korosu, popüler Küba şarkılarını seslendirdi. Konuk sanatçılar ertesi gün de Mülkiyeliler Birliği’nin arka bahçesinde düzenlenen “Dayanışma Gecesi”nde Küba dostlarıyla bir araya geldiler. 

 

 

SAHNEDE BİR VİRTÜÖZ

Üç çalgıcı ile bir solistten oluşuyor “Latin Cuba” topluluğu. Çalgıcılar başlıca gitar, trompet ve bongo (ikili davul) çalıyorlar. Solist Aree ise şarkı söylerken, Afrika kökenli çok sayıda sallamalı ve vurmalı çalgıyı da ustalıkla kullanıyor.

 

O bir “Siyah Orfe” diye düşündüm, sahnedeki virtüöz sanatçıyı izlerken! Biraz kilolu olmasına karşın, olağanüstü enerjik bir kadın. Kıpır kıpır, yerinde duramıyor. Şarkı söylerken, bir yandan da dans ediyor. Doğuştan şarkıcı ve dansçı yaratılmış sanki. Üstün sahne yeteneğiyle göz kamaştırıyor. İspanyolca-İngilizce-Türkçe karması bir dille durmadan konuşup dinleyicileri coşturmaya çalışıyor. Ama tek başına şarkı söyleyip dans etmek içine sinmiyor. Herkesi bu şenliğe katmak, coşkuya ortak etmek istiyor. Ani bir komutla orkestrayı susturup izleyicileri piste çağırıyor. “Herkes buraya! Hadi, çabuk!” diye bağırıyor. Sonra kendisi de sahneden inip onların arasına karışıyor. Ankara’da öğrenebildiği birkaç Türkçe sözcükle başlıyor kitleye dans figürlerini öğretmeye:  “Ça, ça, ça… Bir-ki-uç arkaya, bir-ki-uç öne…”

Kübalı sanatçı Aree, katılımcılara dans öğretme konusunda çok kararlı. Sonuç alıncaya dek, bıkıp usanmadan sürdürüyor ısrarını. Başlangıçta çekingen davranan kitle, bir süre sonra havaya girip döktürmeye başlıyor. Müziğin ritmine çabucak uyum sağlayan bedenler, spot ışıkları altında sağa sola dalgalanıyor. Hele “Guantanamera” ve “Che Guevara”  (Hasta Siempre) gibi popüler parçalarda coşku ve katılım iyiden iyiye yükseliyor. Küba Dostluk Derneği’nin kurslarında dans eğitimi almış gençler ise seyirciler önünde tüm becerilerini sergileyebilmek için soluk soluğa kalıyorlar. Guaguanco, salsa, çaça, mambo, rumba derken, gece yarısına dek sürüyor NHKM’deki Latin fırtınası. Kübalı sanatçılar kısa aralıklarla bir daha, bir daha çıkıyorlar sahneye. “Siyah Orfe”, kan ter içinde kalıyor. Ama durumundan hiç yakınıcı değil. Tam tersine, insanlara böyle güzel ve coşkulu bir gece yaşattığı için çok mutlu görünüyor. Yüzünden gülücükler, dilinden “buenas noches” (iyi akşamlar) ve “gracias” (teşekkürler) sözcükleri eksik olmuyor...

Küba halkı için müzik ve dans, yaşamın ayrılmaz bir parçası. Yemek yemek, su içmek gibi temel bir gereksinim. Yaşamla müzik iç içe geçmiş adeta. Müziğin olmadığı bir dünyada Kübalıların soluk alması bile olanaksız…

Kübalı sanatçıların işlerine duydukları saygı, her türlü övgünün üstündeydi. Birkaç şarkı okuyup sahneden inmek varken, topluluk üyeleri, tüm varlıklarıyla katıldılar bu şenliğe. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” anlayışından öylesine uzaktılar! Kolektif sevincin, birlikte eğlenmenin en güzel örneğini sergilediler gece boyunca. Bu içten davranışlarıyla da herkesin sevgisini, saygısını kazandılar.

 

ATATÜRK SEVGİSİ

Kübalıların Atatürk sevgisi biliniyor. Atatürk’ün Türkiye’de anıtları saldırıya uğrarken, Havana’d a büstünün dikilmesi birçoklarına şaşırtıcı gelebilir. Oysa Kübalı devrimciler bunda bir çelişki görmüyor. Onlar, Atatürk’ü ve Castro’yu, ülkelerinin bağımsızlık önderleri olarak özel bir yere koyuyorlar…

“Latin Cuba” topluluğunun “çikolata renkli” solisti Aree’nin, Ankara sokaklarında, üzerinde “K. Atatürk” imzası bulunan bir tişörtle dolaştığını öğrenince bu yüzden hiç şaşırmadım. Dinleti sırasında da Atatürk’ün adını andı birkaç kez. Atatürk’le Fidel Castro’nun düşünceleri arasında yakınlık gördüğünü söylüyordu.

Bu arada, gitarcının çalgısına işlenmiş Küba bayrağı dikkatimi çekti. Sahneyi ve bahçeyi de ulusal bayraklarıyla donatmışlardı. Ülkelerinin adını anmaktan, bayrağını taşımaktan gurur duyuyorlardı. Etkinlik boyunca sık sık Küba’dan söz etti konuk sanatçılar. “Sizleri Küba’yı görmeye çağırıyoruz” dediler.

 

Onları izlerken ve dinlerken, sosyalizmle yurtseverliğin kardeş kavramlar olduğunu düşündüm yeniden. Kübalılar, her adımda anımsatıyordu bize bu gerçeği…