Ankara, kendi parasıyla kendi ipini mi çekiyor?
Bülent Mumay Bülent Mumay

New York’ta Reza Zarrab’ın itiraflarının damgasını vurduğu duruşmalarda, bugüne kadarki ezberleri bozacak gelişmeler yaşanıyor. Ankara’nın 17 Aralık sürecinden bu yana takındığı tutum, bizzat Ankara sponsorluğunda yalanlanıyor. İktidar, Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkmaktan farklı olmayan adımların bizzat arkasında görünüyor. Kısaca sıralayalım:

“ Davanın tek tutuklu sanığı olan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın vekalet ücretini Ankara ödüyor. Bizim vergilerimizle para alan Atilla’nın avukatlarından Victor Rocco, son duruşmada alenen “Şahıslara ceza vermeyin, kurumlara yaptırım uygulayın” tezini savundu. Yani Atilla’yı kurtarmak için Türkiye’nin “ABD finansman sisteminin dışına çıkarılması”nı önerdi. Böyle bir kararın, Türkiye ekonomisini ne hale getireceğinin farkında mı Ankara?

“ Gözaltına alındığı günden bu yana Ankara’nın sahip çıktığı Hakan Atilla, rüşvet çarkının içinde olmadığını ispatlamak için eski genel müdürünü yaktı. Atilla ve avukatları, “Süleyman Aslan, utanmazca rüşvet aldı ve Zarrab’ın oyuncağı haline geldi” diye savunma yaptı. E hani, Aslan’ın evinde bulunan ayakkabı kutusundaki paralar “İmam hatip yapmak için toplanan bağışlar”dı? Haa, Atilla ve Ankara’nın parasını ödediği avukatların iddiaları doğruysa, Aslan neden Halkbank’taki görevinden alınınca Ziraat Bankası’na yönetim kurulu üyesi yapıldı? Yeni imam hatipler için “Bağış toplamaya” devam etmesi için mi?

***

Sahibinden zararına satışlar: Ayakkabı kutusu da gerçekmiş!

ankara-kendi-parasiyla-kendi-ipini-mi-cekiyor-398118-1.

Hükümet medyası, bu kadar pervasızca yalan atarken kuşkusuz toplumsal hafızanın zayıflığına güveniyor. Ama bu rahatlığa bazen o kadar teslim oluyorlar ki, işin ayarını kaçırıyorlar. Hayır, Reza Zarrab’ın itirafçı olunca “hayırsever işadamlığı”ndan “hain casus”a dönüşmesini anlamak mümkün de… Halihazırda Ankara’nın korumasında olan eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ı satmak niye?

17 Aralık’tan sonra evindeki ayakkabı kutularından milyonlarca dolar çıkınca “İmam hatip için toplanan bağışlardı” diye manşet atanlar, New York’taki duruşmalardan sonra ağız değiştirmiş. 22 Aralık 2013’te “Hedef İmam-Hatip” diye manşet atanlar, bakın dün ne yazdı? Akşam gazetesinde dün yayımlanan “Davanın seyrini avukat Rocco değiştirdi” başlıklı duruşma haberinde aynen şu ifadeler yer aldı:
ankara-kendi-parasiyla-kendi-ipini-mi-cekiyor-398119-1.
“Avukat Rocco (Hakan Atilla’nın avukatı), mahkemeye sunduğu mektupta, suç şebekesinde rüşvet alan kişinin Atilla değil, Halkbank’ın eski Genel Müdürü Süleyman Aslan olduğunu ortaya koydu. Zarrab da bu bilginin doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ve savcıların ısrarla suçladıkları Atilla bu noktada aklanmış oldu.”

Malum propaganda bültenlerinin, birinin rüşvetçi olup olmadığını anlamaları için 4 yıl geçmesi ve ABD mahkemelerinin sürece müdahil olması gerekiyormuş. Baksanıza, “imam hatip bağışçısı” nasıl da rüşvetçiye dönüşmüş.

***

Hem şikâyet edip hem ödül vermek!

ankara-kendi-parasiyla-kendi-ipini-mi-cekiyor-398121-1.

Malum, 16 Nisan’daki Türk tipi başkanlık referandumu öncesinde, AKP’nin “evet” dedirtmek için kullandığı tezlerden biri şuydu: “Devlette çift başlılık sona ermeli.” Halkbank meselesi üzerinden bakınca çok da haksız değillermiş diyor insan... Açalım meseleyi..

New York’taki duruşmada, Ankara’nın parasını ödediği avukat, “2014’te Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun genel müdür olmasından sonra Halkbank, yaptırımlar listesine alınması için Zarrab’ın ismini ABD Hazinesi’ne bildirdi. Ancak o tarihten bu yana bu konuda herhangi bir adım atılmadı.”

Zarrab ise bugüne kadar hükümetin de Halk Bank’ın da yalanlamadığı şu itirafı yaptı aynı mahkemede: “Cezaevinden çıkar çıkmaz, İran ticaretine devam etmek için yeni Genel Müdür Taşkesenlioğlu ile temasa geçtim. Ona rüşvet teklif etmedim, o da benden böyle bir şey istemedi. Ticarete eski yöntemle devam ettim. Altın ve gıdayla…”

Özetle Zarrab, kendisini ABD’ye bildiren Halkbank ile şikâyet konusu olan yöntemle çalışmaya devam ettiğini söylemiş.
Hani Zarrab’ın yalan söylediğini varsayıp Ankara’nın gerçekten bir şikâyette bulunduğu tezinden ilerleyelim. Yahu madem, 2014’te birini ABD’ye şikâyet ediyoruz, niye 2015’te devlet eliyle ödüllendiriyoruz? Hükümet medyasına çıkarıp “Türkiye’nin cari açığını kapatan işadamı” diye propagandasını yapıyoruz?

Yok yok… İyi ki 16 Nisan’dan evet çıkmış. Yoksa böyle “çift başlı” yönetimle daha nereye gidebilirdik ki...

***

Göster tapuyu ver mehteri!

ankara-kendi-parasiyla-kendi-ipini-mi-cekiyor-398122-1.

Son dönemde propaganda medyasında ilginç bir moda başladı. Eskiden Osmanlı’nın egemenliğinde olan herhangi bir bölgede kriz çıktığında, hemen devlet arşivlerinden bir tapu sızdırılıyor. Birkaç ay önce Barzani’nin referanduma hazırlandığı günlerde, “Musul ve Kürkük, Abdülhamid’in tapulu malı” manşetleri atılmıştı. ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararından sonra ise “Kudüs’ün tapusu Türkiye’de” haberleri gelmeye başladı. Tarih nostaljisiyle kitleleri uyuşturmaya çalışanlar, o tapulara o kadar güveniyorlarsa, mallarını “vize almadan” bir ziyaret etseler ya? Arkadan “mehteri vererek” ama...
ankara-kendi-parasiyla-kendi-ipini-mi-cekiyor-398123-1.