Ankara’nın yeni Suriye dosyasında Trump’a ne sunuluyor, Trump’tan ne bekleniyor?
25.02.2017 16:33 BİRGÜN PAZAR
CIA Direktörü Mike Pompeo Ankara’ya bir dosya ile gelmemiş olsa da bir dosya ile ayrıldığı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın açıklamalarıyla gün yüzüne çıktı. Peki Erdoğan yönetimi Trump yönetimine nasıl bir dosya gönderdi?

HAKAN GÜNEŞ - Doç. Dr. @hakangunesh

Ankara, Suriye’de güvenli bölgenin kurulması, Menbiç’in PYD’den alınıp ÖSO’ya aktarılması, Rakka Operasyonunun ÖSO/TSK koalisyonuna emanet edilmesini içeren kapsamlı bir dosya ile Trump nezdinde yeni bir politika sürecine geçmek istiyor. Rusya sanılanın aksine Ankara’nın teklifinin en azından Rakka kısmını destekliyor. Öte yandan İran’la gerilimi tırmandıran yeni konumlanış Trump’a “aradığın ortak benim” demenin dikkat çekici ancak hayli riskli bir biçimi olarak gündeme gelmiş durumda.

Şubat’ın ilk haftasından bu yana Ortadoğu’da siyasi ziyaretler ve bunları takip eden açıklama ve konum beyanlarına dayalı tansiyon yeniden yükseldi. Trump’ın yeni CIA Direktörü Mike Pompeo’nun gizemli Ankara ziyaretini takiben Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini içeren turunu, Erdoğan’ın benzer rotayı izleyen ziyareti izledi. Rusya ile ilişkilerdeki iyileşmeye parelel bir düzelme kaydeden Ankara-Tahran ilişkileri bu süreçte öne çıkan en gerilimli açıklamalara sahne oluyor. Pompeo’nun Ankara’ya Başkan Trump’ın yeni Ortadoğu siyaseti çerçevesinde bir dizi teklif hatta plan ve proje ile geldiği konuşulsa da çok geçmeden bu ziyaretin henüz karar aşamasında olan yeni siyaset için zemin yoklama, hatta tabiri caiz ise teklif toplama ile sınırlı bir mahiyette geçtiği anlaşıldı.

Mike Pompeo Ankara’ya bir dosya ile gelmemiş olsa da bir dosya ile ayrıldığı Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın açıklamalarıyla gün yüzüne çıktı. Siyasi kulislere ziyareti takip eden ilk günlerde sızan bilgiler Kalın’ın geçtiğimiz çarşamba yaptığı kapsamlı basın toplantısında paylaşıldı. Peki Erdoğan yönetimi Trump yönetimine nasıl bir dosya gönderdi?

Trump’a Giden Dosyada Neler Var?
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Mike Pompeo’nun ziyareti ve sonrasında İran’la gerilim içerenler dahil Ankara’dan yapılan beyanatların gerisindeki süreci netleştirmiş oldu. Kalın açıklamasında “Başkan Trump’ın DEAŞ’la mücadele konusunda yeni bir yol haritası talimatı var. Bizim iki haftadır yürüttüğümüz diplomasi trafiğinin nedeni budur. Rakka’ya operasyon konusunda önerdiğimiz alternatif var. Bu yönde çalışmalarımız devam edecek” derken şubat ayı dış politika ortamının özetini sunmuş oluyordu.

Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı mahreçli diğer açıklamalara bakıldığında yeni ABD yönetimine PYD odaklı, Suriye merkezli bir Ortadoğu’da işbirliği teklifi yapıldığı ortaya çıkıyor.
ankara-nin-yeni-suriye-dosyasinda-trump-a-ne-sunuluyor-trump-tan-ne-bekleniyor-249723-1.
Türkiye El Bab’ı takiben Rakka’ya (IŞİD’e) yönelik operasyonun ana aktörü olmak istiyor. Bu Türkiye’nin İŞİD siyasetinde net ve keskin bir tutumu içeriyor. Elbette Rakka seferi sırasında yol üstündeki (PYD/SDG) kontrolündeki Menbiç’in alınmasının bu teklif paketinin doğal bir parçası olduğu ifade ediliyor. Rakka’nin ÖSO-TSK koalisyonu ile alınması dumunda Afrin tümüyle izole kalacağı gibi Rojava-Haseke hattında PYD’nin kontrol ettiği saha da güneyden kuşatılacak. Keza İŞİD’e son darbeyi vuracak ülke olarak Batı’da hayli negatif olan Türkiye algısının da düzeltilmesi hedefleniyor. Doğu’da Barzani’nin de desteği güneyden Rakka Operasyonu ve Kuzeyden Türkiye sınırları ile çevrildiğinde PYD’nin kontrol ettiği saha askeri ve ekonomik olarak sürdürülebilir olmaktan uzaklaşacak.

Trump’ın bu teklifi olduğu gibi ya da belirli bir revizyonla kabul edip etmeyeceğini muhtemelen Nisan ortası ya da en geç Mayıs başında göreceğiz. Ancak Ankara’nın teklifini dikkate aldırmak için önemli bir adım daha attığını da kayıt altına alalım. Trump yönetimin Suriye Kürtlerine ilişkin siyaseti müphem ancak İran’a karşı son derece sert bir siyaset izleyeceği artık kesinleşmiş durumda. Ankara’nın İran’a yönelik sert açıklamaları tam da burada anlam kazanıyor.

Trump’a İran Teklifi
Ankara Waşington’a kendisiyle işbirliğini güçlendirmesi karşılığında İran karşısında da beraber çalışacağı sinyalleri gönderiyor. Önceki ABD başkanlarına oranla Ortadoğu’da daha düşük maliyetli operasyon peşinde olan Waşington’a yapılan tekliflerden maliyeti kendi üzerine alan ülkenin fazladan bir de İran’la mücadele edecek olması teklif dosyasının daha ciddi okunmasını, değerlendirilmesini sağlamak amacıyla gündeme getirilmiş durumda. Türkiye’nin şubat ortasında başlattığı anti-İran beyanatlar kampanyasının en öncelikli hedefinin bu olduğu söylenebilir.


Hatırlanacağı üzere Türkiye’nin El Bab’ı tam kontrol edeceğinden emin olduğu andan itibaren yüksek sesle dile getirdiği yeni Suriye hamlesine eşlik eden konulardan birisi de İran ile karşılıklı sert sözlerle yükselen siyasi tansiyon olmuştu. Erdoğan’ın Körfez ülkeleri ziyareti ile başlattığı İran salvolarını Çavuşoğlu Münih’te tekrarlayarak yükseltmiş Tahran da her açıklama sonrasında karşı açıklama ve adımlarla mukabele etmişti.
Bu noktada yanıtlanması gereken ilk soru Türkiye’nin yeni Rusya yakınlaşması ve mevcut ilişkiler atfettiği öneme rağmen Moskova’nın en önemli bölgesel müttefiki olan İran’a karşı hareket etmesine ne ölçüde izin vereceğidir.

Rusya Yeni Teklifi Nasıl Değelendiriyor?
İlk açıklamalar sanılanın aksine Moskova’nın Ankara’nın Trump’a gönderdiği dosyayı desteklediğini gösteriyor. Elbette Rus desteği tamamen Rakka ve İŞİD’e karşı mücadele odaklı. Geçtiğimiz salı günü MGİMO enstitüsünde yaptığı konuşmasında Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, “Türkiye’nin NATO’ya, terörle mücadele koalisyonu kurma sürecine girilmesi için öncülük edebileceğini” söyledi. Aynı gün ilerleyen saatlerde Şoygu Türkiye’ye ilişkin yaklaşımını Rus-ABD işbirliğinin güçlendirecek bir teklif olduğu açıkça ifade etti. Rusya ve ABD’nin etkin işbirliği için “gereken her şeye’ sahip olduğunu” ifade eden Şoygu, şöyle devam etti: “Bu çalışmayı başlatmak için bir engel yok. Bugün bile Rakka’da ortak eylemlere girişilebilirdi, Rakka’da her şey ortada, her şey açık, orada kimlerin bulunduğuna ilişkin görüş farklılığı yok. Bu çalışmayı başlatabilirdik. Ama bunun için bize kulak vermelerine ve bizi anlamalarına ihtiyaç var. Oturup düzgünce konuşmaya başlamak lazım.”

Pentagon Sözcüsü Jeff Davis, Şoygu’nun işbirliği teklifine kapıları kapatmadan mesafeli bir yanıt verdi: Suriye’de çatışmaya yol açabilecek durumların giderilmesi konusunda Rusya ile işbirliği içerisinde olduklarını hatırlatan Davis “Hava operasyonlarımızın birbirine engel oluşturmadığına emin olmak için konuşabiliyoruz. Şimdilik daha geniş bir işbirliği aramıyoruz” demişti. “Şimdilik” sözcüğünün karar sürecindeki Trump’ın bölge siyasetini beklemekten kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Erdoğan’ın 9-10 mart tarihinde gerçekleşeceği açıklanan Moskova ziyaretinin sıcak gündemleri arasında Türkiye’nin Trump’a sunduğu Rakka teklifinin Rusya’dan göreceği desteğin sınırları ve detaylarının yer alacağını şimdiden söylemiş olalım.

Rusya’nın PYD siyasetinde bir değişiklik olduğunu düşünmek için henüz bir neden yok. Ancak Türkiye’ye verilen desteğin Moskova Tahran İlişkilerinde önemli bir gerilim başlığı olabileceğini kaydedelim.

Türkiye’yi bekleyen Riskler
Hem Trump hem Putin’in Ankara’nın teklifini kabul etme olasılığı az değil. Ancak her iki ülkenin de Erdoğan yönetimine bazı sınırlar çizeceğini kestirmeliyiz. Gerek Washington gerek se Moskova Suriye’de Kürtleri, Türkiye’nin arzu ettiği gibi terör kampına itip karşılarına alacak bir siyaset izleyecek değil. Bu her şeyden önce iki tarafa da ayrı ayrı yüksek bir maliyet getireceği için böyledir. TSK/ÖSO koalisyonuna Cerablus-Azez-Menbiç-Rakka hattının kontrolü verildiğinde de uzun ve yıpratıcı bir savaş, sonrasında kontrolü maliyetli bir saha ve Esad yönetimi karşısında masaya oturması beklenen ılımlı bir muhalefet yaratma vazifesi Ankara’nın altını çizdiği jeopolitik hedefler açısından bile artılardan çok eksiler barındırıyor. Üstelik Washington nezdinde dikkate alınmak için İran ile sertleşme kararı alınmış olması Türkiye için Kürt siyasetinde olduğu kadar genel Ortadoğu siyasetinde daha fazla kapasite kaybı yaratacaktır.