Annemi kahreden ahlaki düsturları!
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Herkesin yaşamının kesitlerindeki aldıkları verdikleri farklılık içerir.

Anadolu’nun bir köyünden İstanbul’a gelip, bir gecekonduda yaşama karışmak benim adıma hayali bir süreç olmakla beraber, annem için dört çocuklu bir savaşın başlangıç noktasıydı.

Hiçbir eğitim almamış bir kadının, iki denk yatakla beraber ortaya koyduğu irade devrimci bir ahlak içermekteydi.

İnancının bedeli olan ölüm kaygısının bertarafıyla başlayan varoluş mücadelesi, yaşama ortak olma ve insanın var olma değerlerini koruma üzerine bir öğreti sürecini de içinde barındırmaktaydı.

Bu varoluş direncinin asıl aktörleri bizlerdik. Annemin ortaya koyduğu tavrın getirisi, bizim üzerimizdeki gelecek planlamasının koşullarını belirlemekteydi.

Bunların tamamı, annemin köyde aldığı yaşam öğretilerinin ahlaki düsturları ile bir kadının, yaşama karşı aldığı tavrın ona öğrettiği tüm değerlerin toplamıdır.

Bu toplamın içindeki tüm temel değerleri eşit olarak bize verme tavrı, onun sert ve tavizsiz olma tutumunu da ortay koymuştur.

Annelerin gözünü kırpmadan canını vereceği tek varlık çocuklarıdır. Bunun ahlaki sorumluluğu; onu korumanın yanında, yetiştirmedeki hataları da bertaraf etmektir.

Eline, beline, diline sahip olma öğretisinin getirdiği tarihsel süreci ve yaşam felsefesinin değerleri, Anadolu’da, kendine yer bularak doğayla işbirliği içinde insanın kendini keşfetme olanağını bahşederken, aynı zamanda, bir yaşam iradesini de ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu inancın tüm değerleri doğadaki tüm canlılarda saklıdır.

Kadının kendini özgür hissetmesi ve iradesinin hiçbir şekilde ipotek altına verilmemesi, annemde de bir tavrın ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Bu tavır, dünyayı algılamakla beraber bir düşünce şeklinin belirlenmesine neden olmuştur.

Tüm bunların ortaya çıkardığı tek şey ahlaki düsturlardır. Çalma, çırpma, yalan söyleme, onurunu koru, kul hakkı yeme…

Hangi alanda olursak olalım, bu düsturların tamamı bizim var olma ve yaşamın içinde yer bulmayı belirleyen öğretilerdir.

Bir bebekten katil yaratılması veya yaratılmaması bu düsturların kabulü veya ret edilmesiyle belirlenir.

Annemin tüm çabası, masumiyetimizi kaybetmemek ve iyi birer birey olmak için ahlakın tüm değerlerini benimsememizi sağlamaktı.

Annemin korkusu; futbol yüzünden eğitimimi bitirmekti ki; onun için bu, bir evladın annesine yapacağı en büyük ihanettir.

Futbol oynamamam için yediğim terlikler de buna dahildir.

16 yaşında alığım transfer parası için “Nereden çaldın bu parayı?” diyerek, ortalığı ayağa kaldırması ancak kulüp başkanının evi aramasıyla son bulmuştu.

Bizim var olma sürecimizin temelini eğitim oluşturur. Alınmamış bir eğitim çalınmış bir hayat olarak algılanırdı. Annemin kabul edemeyeceği tek şeydi…

Annemin şimdi kabul edemediği şey ise tüm bu öğretilerin, ahlaki değerlerin yitirtilmesidir.

Niye, bu kadar emek verip koca bir yaşamı ortaya koymasına rağmen tüm bu düsturları yok hükmünde sayılıyor? Bunu bir türlü kabul edemiyor…

Ve kendini kandırılmış hissediyor.

Daha büyük ‘öfke’ ve daha büyük kızgınlık içinde 80 yaşında bir direnç ortaya koyuyor. Ortaya koyduğu yaşamın çabası, milyonlarca evlatları üzerindeki tüm annelerin emeğinin yok sayılmasını kesinlikle kabul etmiyor.

Tüm kayıplar onda ‘öfke’ olarak birikti.

Benim, kardeşlerimin ve bizim gibi olan tüm evlatların, yaşamda ortaya koyduğu gerçek değerlerin karşılığını bulamamasını ve tüm ahlaki düsturların sistematik olarak yok edilmeye çalışılmasını hazmedemiyor.

80 yıllık emeği kendi adına yok sayamıyor.

Bu ülkenin tüm çocuklarını kendi evladı olarak kabul ettiği için bu kirliliği kabul etmiyor.

Tüm annelerin çocuklarına kazandırdıklarının kaybedilmeye çalışılmasına ‘isyan’ ediyor.

Bir ülkenin doğası ve insanları pervasızca heba edilmeye çalışıldığı için ‘isyan’ ediyor.

80 yaşında hissettiği bu sorumluluk, onun ortaya koyduğu tüm emeklerinin sonucudur.