Anormal olan normal olunca
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Anormal olan normal oldu. Anormal olana güçlü tepki verilir. Anormal normal olunca, anormale verilecek olan/verilmesi gereken tepki normalin altında kalıyor.

Anormalimiz bir tane değil. Ama en baş anormalimiz, “fiili durumlu” devlet başkanı Tayyip Erdoğan. Seçilmesinin birinci yılı nedeniyle yaptığı konuşmada, “Temsili değil güçlü makam. Fiili durumumuz bu. Bunu hukuki duruma getirmek gerek” gibi sözlerle devlet başkanlığını ilan etti. Yine 15 Ağustos’ta “Sistem değişti” diyerek fiili devlet başkanlığı uygulaması “itirafını” yineledi. Ülkenin bir “cumhurbaşkanı” olarak “Birileri gücünü YPG’den YPJ’den… alıyor” diyerek, felaket haline getirdikleri Ortadoğu politikasını da siyasi malzeme yapmayı sürdürdü. Kişi, “Ben anayasayı, hukuku çiğnedim, fiili durum yarattım. Devlet başkanı oldum. Buna hukuksal kılıf gerek” demekte. İşte bu denli bir anormali içindeyiz.

Bunlar yaşanırken, ölülere sınırda tabutlarda bekletilerek işkence yapıldı. Sanki canlılarmış gibi bir konum aldılar. Ölüye saygı hak getire. En acımasız savaş koşullarında bile ölülerin savaş meydanlarından toplanması için ateşkes yapılır. Savaşlarda değil ölüler, artık “düşman” konumunda olamayan, yani yaralı olup savaşamayacak durumda olan yaralılar da korunur. Bu yüzden hastanelere saldırı savaş suçudur. Ölülere saldırı da öyle.

En temel hukuk kuralları çiğnenebilir. Bu anlaşılabilir, mümkündür. Çünkü her hukuk kuralının çiğnenebileceği öngörüldüğü için, her hukuk kuralının ihlali halinde uygulanacak yaptırımlar da baştan öngörülmüştür.

En temel incelik kuralları çiğnenebilir. Bu sıkça yapılır üstelik. Bu nedenle incelikten çok kabalağı anlatan bir söz ve sözcük dağarcığımız vardır günlük dilde.

Ama bir şey var, sadece bu ülkede değil, tüm tarih boyunca birikmiş, süzülmüş en temel insani kurallar tartışılmaz. Bunlar ihlal edilirse, burada bir sorun var demektir. Ama işte, başımızda bir anormali ve o anormalinin neden olduğu bir savaşta, en temel insani kurallar, ihlalin de ötesinde, yok sayılıyor.

İlyada Destanı’nın dönüm noktalarından biridir Hektor’un ölümü. Truva kralı Priamos’un oğlunun ölümü, şimdiki zamanların moda deyimi ile bir “üst akılla” olmuştur. Prens Hektor, Aşil gibi tanrısal nitelikleri olan birine karşı durma cesareti göstermiştir. Olimpos’un tanrıçalarından Hera ve Athena Aşil’e yardım etmişler, Hektor’un ölümü bu yardımla olmuştur. Destan böyle… Aşil’in hıncı öyle büyüktür ki, Hektor’un ölü bedenine de işkence etmiştir. Onu arabasının arkasına bağlayarak, surlar önünde yedi kez tur atmıştır. Bu işkenceye karşın, o savaşın yeneni, insanlık vicdanı söz konu olduğunda Hektor’dur. Destanda, Aşil bile insafa gelip, Hektor’un ölü bedenini halkına geri vermiştir.

Sürüklenen ölü bedenlere caniyane eziyeti bu coğrafya çok gördü. Sınırda ölü bekletmek de yeni bir canilik. Ama bu uygulama salt “karşı” taraf ölüler için bir tehlike değil. Bu savaşın karar vericilerinin insani ortalamasını ele veriyor. Ey ülke, ölüye eziyeti uygun gören zihniyet kendi askerleri için de fazla bir vicdana sahip değildir. Ölüler, “düşman” değil, insani bir “andır” çünkü. Bunların “kendi” dirileri ve ölüleri için de bir saygıları yoktur. İşte bu yüzden şimdi her gün ülkede pek çok eve ateş düşüyor. Asker, polis, gerilla… sıfatı ne olursa olsun hepsi bir konseri birlikte izleyip, birlikte halay çekecek olasılığa sahip hayatlar… Bir kişinin devlet başkanlığı hırsı ile ölüyorlar. Bir zamanlar bu ekip “Elbiseyi değiştirdik” diyordu. Doğruydu, elbiseyi değiştirdiler ama kafa ve anlayış aynı despotlukta…

Haftaya dize; “Ellerim hep fazlalık, nereye koysan düşer” (Fatma Aras, patika, sayı 90)