Antalya Film Festivali’nin ardından: Elia Suleiman’dan Geride Kalan
29.10.2017 09:42 BİRGÜN PAZAR
Elia Suleiman’ın jüri başkanı olduğu Antalya’dan “Geride Kalan” ne bir umut, ne bir dayanışma, içimizde yönetmene karşı kırgınlık yaratan bir burukluk oldu

Yusuf Güven - Sinema Yazarı

Yazıyı Elia Suleiman’a açık bir mektup olarak kaleme almayı düşünmüştüm başlangıçta. Yönetmenin basın açıklamalarını okuyunca yönetmene doğrudan hitap edecek bir metin yerine, sinemasından tanıdığımız Elia Suleiman ile Antalya Film Festivali Jürisi Elia Suleiman’ı karşılaştırmaya karar verdim. Bizim bildiğimiz Elia Suleiman ve filmlerinin tamamı ile 2010 yılındaki İstanbul Film Festivali’nde tanışma imkânımız olmuştu. Son filmi Geride Kalan’ın da-daha sonra yeni bir uzun metraj film çekmedi- gösterildiği festivalin o yılki ağır topu Elia Suleiman’dı.

Geride Kalan: Kutsal topraklarda direniş hakkı
Geride Kalan’da, daha önceki filmlerinde belli bölümlerine yer verdiği verdiği İsrail işgali sonrası Filistin tarihini bir bütün olarak ele alıyor ve dört ayrı dönemden kesitlerle 1948, 70’ler, 80’ler ve günümüz Nasıra’sını anlatarak aktarıyordu. Geride Kalan’ı annesi ve babasına adıyor yönetmen. Başlangıçta bir direnişçi olarak daha sonra da İsrail’in sindirme politikalarına alet olmayan biri, komşularına ve mahalleye dayanma gücü veren biri olarak babasına olan hayranlığını açığa vuruyor. En son gelişinde annesini hastanede ziyaret ediyor. Yine o sessiz ve meraklı bakışları ile annesiyle vedalaştığını görüyoruz. Geride Kalan aynı zamanda yönetmenin anne-babasının yaşamı üzerine ve bu yaşamın geçtiği evi üzerine de bir film oluyor.

Anektodlara dayalı bir anlatım biçimi kullanan Elia Suleiman, İsrail’in zor aygıtına karşı direniş duygusunu absürt ama insanın içini rahatlatan eylemlerle açığa çıkarır filmlerinde; bu onun tarzının bir parçası haline gelmiştir. Kutsal Direniş’te araba ile keyifli bir müzik dinleyerek yol alırken birden yolun kenarında görünen İsrail tankı canını sıkar. O sırada yemekte olduğu meyvanın çekirdeğini arabanın camından tanka doğru fırlatır. Bundan sonraki bir dakikalık sahne boyunca bu tankın, ilk önce büyük bir patlamayla alev aldığını, tüm vidalarına kadar dağıldığını keyifle izleriz. Yine Kutsal Direniş’te, Ramallah ile Nasıra arasına konan kontrol noktasındaki askerleri şaşırtmak için üzerinde Yaser Arafat’ın kafasının işlendiği bir balonu uçurur. Askerler balona geçiş izni verip vermeme konusunda kararsız kalırlar – apışıp kalırlar daha doğrusu. Balon Kudüs’e kadar bütün Filistin topraklarını özgürce dolaşır. Kutsal Direniş’teki başka bir eylem ise Elia Suleiman arabası ile kırmızı ışıkta durduğunda yapılır.

Yandaki arabada tutucu bir Yahudi oturmaktadır ve milliyetçi olduğunu tahmin edeceğimiz müzikler, marşlar dinlemektedir.

Suleiman sakince arabasının teybine Natacha Atlas’ı koyar ve sesi sonuna kadar açar. Yönetmenin filmlerinde gündelik hayattan Yahudilere rastlamak imkansızdır aslında. Trafik ışıklarındaki bir rastlantıdır sadece. İsrail, Filistinlileri kendi bölgelerinde izole etmiştir, kendi halkını da Filistinlilerden. Geride Kalan filminin sonunda Elia Suleiman’ı elinde sırıkla İsrail’in yaptığı duvarın önünde görüyoruz. Duvara şöyle bir bakıyor, gözüne kestiriyor sonra da gerinip yükseliyor. Duvarın üzerinden öte tarafa aştığını görüyoruz.

Antalya: Türkiye’de herhangi bir tarafı tutmuyorum
Yine rezalet, skandal başlıklarıyla sunulan Antalya Film Festivali haberlerinin içinde, altyazısında PKK’lilerden “gerilla” diye bahseden ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan Ai Weiwei’nin mültecilerin güncel durumunu anlatan İnsan Seli (Human Flow) belgeseli seyircilerin bir kısmından tepki alınca gösterimi durdurulmuş diye haber aldıktan sonra festivalin resmi kanallarından “senkron sorunu yaşandı, tekrar gösterilecek” açıklamasıyla olay kapatıldı. Tabii konu sansürcü özelliğiyle bilinen Menderes Türel dönemi Antalya Film Festivali olunca bu durum çok farklı şekillerde yorumlanmaya başlandı. İşte Elia Suleiman tam bu noktada devreye girerek yaptığı açıklamada, “Bunun hakkında çeşitli komplo teorileri var. Kopyaya zarar verildiği gibi, filmi yarışma dışı edebilecek, ödül almasını engelleyecek şeyler yapıldığına dair komplo teorisi var. Fakat yeni bir kopyası gönderilecek ve film yeniden oynatılacak. Böylece jüri daha tarafsız karar verecek. Böyle bir şey yapıldığı için hem ulusal hem de uluslararası komitelerimiz basın toplantısı düzenleyip özür dileyecek. Şu an için bir sonuca varmayalım. Yapılacak açıklamalarla bunun kararını verelim” diyerek yatıştırıcı bir rol üstleniyor.

Bu açıklamalardaki en dikkat çekici kısım Suleiman’ın “Akşamki protestoların neden olduğunu bilmiyorum. Türkiye’deki herhangi bir tarafı da tutmuyorum, haksız ya da haklı da diyemiyorum” demesi oldu. Elia Suleiman’a Antalya jüriliği önerilirken “yeni uluslararası festival formatı”nın itinalı bir aktarımının yapıldığı, tarafsız olduğu sürece bir sorun olmayacağının aktarıldığı anlaşılıyor. Oysa Elia Suleiman, yakın dönemde yüzlerce gazetecinin hapsedildiğini, seçilmiş milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıp muhalefetin hapsedildiğini, binlerce akademisyenin barışı savunduğu için üniversitelerden atıldığını, işsiz bırakıldığını, soruşturmaya uğradığını, barışı savunan sinemacıların kamu desteğinden mahrum bırakıldığını, sansür ve baskının her geçen gün daha görünür olduğunu bilmiyor olabilir mi? Bunu bildiği halde, tüm sinemasını direnişin haklılığı üzerine kurmuş bir yönetmen, iktidarın gücünün karşısında ezilenleri gördüğü halde taraf değilim diyebilir mi? Bütün bunları görmezden geldiği gibi yıkılan ve yağmalanan Emek Sineması’nın üzerine kurulan AVM bozması sinemanın reklamını yapmak üzere festival sırasında açılan çakma Emek Sineması sergisini, şimdi bile asıl Emek'in mirasının nasıl sömürülmeye devam ettiğini de görmedi.

Yine 2010 yılında yaptığımız söyleşide “Bu iktidarın, gücün kendi küstahlığından dolayı asla anlayamadığı bir durum.

Özgürlüğün tüm biçimlerini tutuklayamayacağını anlayamıyorlar. Örneğin kendi kafamızda var ettiğimiz özgürlüğün. Direniş yöntemleri sonsuz çeşitte aynı zamanda. Hücredeki bir mahkûmu bile asla ele geçiremezsiniz, rüyalarının ne olduğunu bilmeniz imkansızdır. Eğer hayal kuruyorsa, umudu vardır ve bu bile bir direniş biçimidir. İktidar yapıları çok küstahtır ve aynı zamanda anlayamadıkları kültürel yapılar, şiir tarafından destabilize hale getirilirler. Bu Filistinlilerin başardığı bir yöntemdir” diyen ve direniş hakkını kendine has sineması ile farklı biçimlerde ifade eden Elia Suleiman’ın jüri başkanı olduğu Antalya’dan “geride kalan” ne bir umut, ne bir dayanışma, içimizde yönetmene karşı kırgınlık yaratan bir burukluk oldu.