Anti-Gezi günleri
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

“Her yer AKP her yer faşizm” diye anti-Gezi bir vahşetle sokağa döküldüler.

Yaptıklarına bakmak, yapamayacakları hiçbir melanetin kalmadığının kanıtı. Bir süre daha böyle devam edebilirler. Nereye kadar?
Her diktatörün bir kitle tabanı olur. Bunlarınki eriyor. Sokaklara dökebildikleri sadece paralı milisleri. Ha bir de yeni Korucular’a işbaşı yaptıracaklarmış.
Bunların asıl tarzı da zaten memleket koşullarına uygun şekilde devlet eliyle, yukarıdan aşağıya faşizm inşa etmek. Devletleştiler, tamam da, devletleşmelerini tamamlayabildiler mi?

Öncelikle MİT ve polis teşkilatını kullanıyorlar. Ama polis teşkilatındaki gizli Cemaatçiler bir yana dörtte üçü MHP yanlısı diye biliniyor. Yani sadece belirli polis şeflerine söz geçirebilirler. Orduyla kanlı bıçaklı olmuşlardı, şimdi barışmış görünüyorlar, belli ki ordu aslında son üç yıldır Kürtlere yapamadığı zulmü “bunlar emir veriyor da yapıyormuş” gibi kanırtarak tekrarlamakla uğraşıyor, Kürtlerden intikam alıyor, ama nereye kadar? Çünkü o da nihayetinde NATO ordusu. Sermaye deseniz, bakmayın bayrak mitinglerinde yancılık yaptıklarına, orası da kaynayan bir kazan. Batı basınında Mısır göndermeli darbe yorumları dahi yapılıyor: Mursi belli de Sisi kim?

Öyleyse “faşizm kurumsal, baki, ama bu faşistler geçici” diyebiliriz.

Elbette geçici ve gidici olan AKP, koalisyona mahkûm olabilir filan ama inşa ettikleri rejim ve cemaatleştirdikleri cemiyet kısa dönemde ortadan kalkamaz.
Bu memlekette faşizmden bahsetmek için teori bilmek gerekmez, AKP’nin mezhepçi faşizmi, askeri diktatörlük biçimindeki faşizmlerden, mesela 12 Eylülden daha tehlikeli, çünkü sadece devlette kurumlaşmakla kalmıyor, toplumda da örgütleniyor. İdeolojisi doğrudan mezhep referanslı ve böylece elinin altında toplumun büyük bir kesiminin olduğu restini çekebiliyor. Bu nedenle kendisine yapılan her itirazı derhal din karşıtlığı olarak kodlama uyanıklığından sonuna dek yararlanıyor. Şimdi bu kodlamaya nihayet bayrak da katıldı.

Bu durumda Kürt hakları ekseninde bir mücadele sadece AKP’nin eriyen kitlesini konsolide etmeye yaramıyor mu? Üstelik Kürt siyasetinin de biraz kafası karışık haldeyken ve o da sadece kendi pozisyonunu konsolide etme derdindeyken, AKP faşizmi karşısında Kürt siyasetine endeksli olmayan çok geniş ve birleşik muhalefet cephesi ihtiyacı bir kez daha ortaya çıkıyor.

Barzani yediği kazıklardan artık zevk alıyor olabilir ama “PKK çevresi de ABD’den bir kez daha kazık yiyince hatırlamış olmasa antiemperyalizmi” demek aklımıza gelmiyor mu? Bir yanda Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar her ne kadar “DAEŞ ve PKK, PYD terör örgütleri bölgedeki güvenlik için önemli bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır” dese de, öbür yanda ABD’li Orgeneral Llyod Austin Amerikan Kongresi’nde PYD ile yürütülen askeri işbirliğini anlatıyordu. PYD’yi Barzanileştirmek, ABD için yeterli olmalı…

Ve son Cizre olaylarında da stratejik bir tartışma yaşandı. HDP çevrelerinden “özyönetim silahla kurulmaz” değerlendirmeleri yapılınca PKK’den Mustafa Karasu Özgür Gündem gazetesindeki yazısında bu yaklaşımı “Polyannacılık” diye sert şekilde yaftaladı.

Kürt hareketine eleştirilerimizde “pozitif ayrımcılık” yaptığımız ve dayanışma siyasetini öne çıkardığımız şu günlerde, sanırım şu soruyu sorma hakkımız vardır: PKK karar versin: HDP bu süreçte işlevsel mi değil mi? İşlevselse onları neden böyle ikide bir zor duruma sokuyor? Sonuçta PKK de artık sistem içi bir çözümü, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı benimsemiş değil mi? Buna benzer bir çözümü yeterli bulduğu sürece, sistem içi bir siyasi odak olarak HDP’nin elini niye zora sokuyor, anlamak mümkün değil.

Tamam, PKK’nin silahlı mücadelesi olmasaydı, kendi tanımlarına da uygun Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı benzeri bir çözüme yaklaşmak dahi mümkün olmayacaktı ve PKK’nin bugüne dek verdiği kavga boşa gitmedi, bunların hepsi tamam. Üstelik PKK’nin resmi ideolojisi de artık “radikal demokrasi”, yani o da sınıfsal zeminde bir toplumsal devrim peşinde değil ki. Ve üstelik HDP de bedeller ödeyerek ve militan bir çizgide mücadele veriyorken… Ve Batı’da, yani Türkiye’nin Rojavası’nda Kürdistan nüfusundan daha fazla Kürt yaşıyorken…

En cesurlar, silahlı savaşçılar değil silahsız barışçılardır.

Faşizm doğrudan devlet eliyle sadece Kürdistan’da değil Türkiye’nin Rojavası’nda da kol geziyor; MİT başta olmak üzere, devlet eliyle yukarıdan aşağıya sokak faşizmi, anti-Gezi vahşetiyle örgütleniyor. Anti-Gezi faşizmine karşı Gezi yetmez. Oturup spontane yeni Gezi’ler beklemek çaresizliktir, çare bu kez örgütlü Gezi olmaktır, haziranlaşmaktır.

Fiilen değiştirdik dedikleri rejimi yine ve önce fiilen “düzeltmek” şart. Asıl derdimiz, rejimden öte bütün ülkeyi ve toplumu güzellikler yönünde fiilen değiştirmek.