Antidepresan kullanmak bile bizi birleştirebilir

Murat Menteş: Geçmişe göre daha mütereddidiz. Tereddütte de olumlu bir yön var. Kolayca tarafsızlığa ve zamanla bilgeliğe dönüşebilir

Didem Görkay

Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım ve Ruhi Mücerret gibi kült romanlara imza atan Murat Menteş’in son kitabı Antika Titanik April Yayıncılık etiketiyle okurlarıyla buluştu. Murat Menteş ile son kitabını, edebiyatı, yeni projelerini ve Türkiye’ye bakışını konuştuk.

Türkiye’deki mizah anlayışını nasıl buluyorsunuz. Halk olarak politik, ekonomik, polisiye gündem içinde gerçekten gülebiliyor muyuz?

Gülmek için her şeyin yoluna girmesini beklersek, hiç gülemeyebiliriz. Gülmenin çeşitleri var. Delice kahkaha attığımız söylenemez. Bugün, Türkiye’nin gülüşü, sorumluluk ve bilinç ihtiva ediyor. “Son gülen iyi güler” diyenlerin idman gülüşüyle gülüyoruz.

Murat Menteş

Sadece Antika Titanik’te değil diğer kitaplarınızda da akıldan çıkmayacak aforizmalar var… Neden?

Yazarken gözettiğim ‘ekonomi’. Olayları, durumları, kişileri, mekânları… Sözü uzatmadan anlatmaya çalışıyorum. Roman evreninde en verimli seyahat, kestirmelerden gitmek. Okurun yolculuğunu konforlu kılmak için, zahmeti üstleniyorum. Gereksiz cümleler, kelimeler, edatlar, eklerden kaçınıyorum. Aforizma yazmak, yazarın dolaylı bir üstünlük iddiası sayılabilir. Bense tüm enerjimi, okurun işini kolaylaştırmaya, onu hoş tutmaya harcıyorum.

Antika Titanik’te istatistik veriler de yer alıyor. Bu kadar bilgi ve çalışma gerektiren bir romanın oluşumundan bahseder misiniz?

Antika Titanik, çokça bilgi ihtiva ediyor. Çünkü romancılık entelektüel uğraşıdır. Bilgi, düşünce ve sanat, romanın doğal bileşenleri. Yazarken gemiler, gemicilik, denizcilik üzerine çalıştım. Kimi gemicilerle buluşup konuştum. Titanik hakkında okudum. Filmler, belgeseller izledim. Onların dışında, felsefe eserlerine daldım. Bu hususta kıymetli romancı İhsan Oktay Anar’ın çalışma yöntemi ilham verici. Anar’ın fantastik görünümlü evreninde bilginin yeri büyük. Uzmanların bile pek azının ulaştığı bilgilerle yazar. Ayrıca onun eserleri ‘fantastik-tarihi kurgu’ olmanın berisinde, besasen felsefi romanlar. Mesela Oğuz Atay, Türkiye’nin Ruhu adlı romanını yazabilmek için Osmanlıca öğrenmeyi planlıyordu. Ne yazık ki, romanı yazmaya ömrü vefa etmedi. Romancılık, belki göründüğünden de ciddi bir iş.

Geçen isimler etkileyici. Şifa Şavk, Refik Risk…

Ahmet Mithat Efendi’den bu yana, romanlarda ilginç isimlere rastlarız. Halide Edip’te de, Tanpınar’da da, Halikarnas Balıkçısı’nda da… Birçok romancının eserlerinde vardır enteresan isimler: Kız Tevfik, Halit Ayarcı, Kirpi Halil… Roman yazarken karakter isimleri konusunda ufkumu açan yazar Alper Canıgüz oldu. Canıgüz, isim konusuna özellikle eğilmiş görünüyordu. Kaldı ki onu, günümüz romanının sorunlarını aşmadaki öncülüğü itibariyle, 21. yüzyıl Türk romanını başlatan yazar olarak görüyorum. Karakter adlarının karakteri tanımlayıcı, akılda kalıcı ve ona özgü acayiplikleri normalleştirici bir işlev taşımasını gözetiyorum.

Romanda ürpertici şekilde işlenen cinayetler de anlatılıyor. Herkes bir gün katil olabilir mi, cinayet işleme potansiyeliniz var mı?

Agatha Christie “Herkes potansiyel katildir” der. Öyle düşünmüyorum. İnsanın kendini aşma, daha iyi biri olma kapasitesini göz önünde tutmaya eğilimliyim. Hatta iyiye gidişin, giderek hızlandığını görüyorum. Entelektüel ve psikolojik problemleri çözme kapasitemizin arttığı fikrindeyim. Yeni meseleler doğmuyor mu? Evet, doğuyor. Fakat ötekine bakışımızı, öteki hakkındaki görüşümüzü netleştirecek ahlaki teçhizata sahibiz artık. Mesela ‘sonradan görmeliğin’ de sonrasına geçerek toparlanabiliyoruz. İletişim ve hız çağı, kendimizle yüzleşmemizi, hesaplaşmamızı da kolaylaştırıyor. Halktan kimseler, bir ömür içinde kendini yenileyip modern kişilik kazanabiliyor. Bu nedenle de aydın olmak artık kurumsal bir pozisyon değil. Halk aydınlanıyor, ilerliyor. Türkiye’de politik, bürokratik, elit kesimlerle kıyaslandığında, halk daha hızlı ilerliyor ve yükseliyor. Daha hoşgörülü. Çatışmaları tatlıya bağlamakta daha pratik. Dolayısıyla cinayetlerde insanlardan ziyade kurumların azmettirici rolü var. Sorun, sokaktaki vatandaşa “Birey de kim oluyor?” diyen zihniyette. Her suçluya “Evladım kendine gel” diyor bir anne. Kendi yöntemleriyle aydınlanan insanların temsil ettiği bir iç sesi var Türkiye’nin.

Kitabın girişinde Leonard Cohen’in Everybody knows adlı şarkısının sözleri var: Herkes biliyor ki zarlar hileli/ Herkes biliyor ki gemi batıyor/ Herkes biliyor, kaptan yalan söylüyor… Bu şarkı ve Titanik’in batmasıyla Türkiye’nin içinde bulunduğu durum arasında bağlantı kurabilir miyiz?

Burada geminin batmasından ziyade, kaptanın yalan söylemesi mesele. Kaptan doğruyu söylese, gemidekiler selamete erebilir.

‘Roman çok iyi değilse hiç iyi değil demektir’ dediniz. Sizin için romanda ve hayatta gri alanlar yoktur diyebilir miyiz?

Diyemeyiz. Bu renk benzetmesinin yeterince işlevsel olmadığı fikrindeyim. Siyah-beyaz? Kim hayata siyah-beyaz bakabilir ki? Bu ancak sözel ve saldırı niteliğinde bir ifade olabilir. Bu körkütük bir radikalizme heveslenmek. Romanın çok iyi olması zor değil. Demek istediğimin bir yanı bu. Romanlar genellikle iyidir zaten. Roman kötüyse, o romanı doğuran, yürürlükte tutan şartlara bakmak lazım. Çok iyi romanlar sunulmayan bir toplumun gelişimi yavaşlamış, ümitleri azalmıştır diyebilirim. Bunu açıklamak uzun sürer. Fakat şunu belirteyim: Roman, bir toplumun belki en önemli konuşma şeklidir. Yetkili ağızlardan çıkan sözlerden daha güvenilir bir ifade sunar roman. Hem içeriği hem de yönelimleri bakımından.

Antidepresanın en çok kullanıldığı ülkelerin başında geliyoruz. Böyle bir ortamda ve bu kadar karışıklığın içinde yazar olarak nasıl üretmeyi başarıyorsunuz?

Depresyon bizim için yeni bir olgu. Eskiden hüzün vardı. Herkes hüzünlenirdi zaman zaman. Keder de bizi gelip bulurdu. Elemliler ise vereme yakalanırdı. Ümit vurgusu eskiden daha canlıydı. Garip bir biçimde, seçenekler çoğaldıkça ümit besleme yeteneğimiz köreldi. Sanırım, seçeneklerin çoğalması özgüvenimizi azalttı da ondan. Daha mütereddidiz. Beri yandan, tereddütte de olumlu bir yön var. Kolayca tarafsızlığa ve zamanla bilgeliğe dönüşebilir. Bunu, Antika Titanik’te yazmıştım. Zamanla, zorlukların geçici olduğunu anlıyor insan. Size bir şey söyleyeyim mi… Antidepresan kullanmak bile bizi birleştirebilir. Böyle düşünüyorum.

Şiir yazarak başladınız. Sonrasında polisiye edebiyat alanında eser yazma kararınızı alırken nasıl bir yol izlediniz?

Şiir, tek tek kelimeleri, heceleri, harfleri tartmayı gerektiren bir sanat. Şiirde dirhemle, gramla çalışırsın, kuyumculuk gibi. Roman ise ağır tonajlı bir şiirdir. Şiir yazma tecrübesi; dil titizliği, kelime zenginliği ve anlatım renkliliği bakımından romana katkı getiriyor. Büyük romancılarımızın önemli bir kısmı aynı zamanda şair: Tanpınar, Attilâ İlhan, Mithat Cemal, Melih Cevdet… Orhan Kemal de şiirle başlamıştı işe. Ayrıca, Orhan Veli Dünyalarının Dışında adlı bir roman yazmayı planlıyordu. Şairlere roman yazmalarını öneririm. Romancı kardeşlerime de daha çok şiir okumalarını.

Lise öğrencilerinden, üniversite hocalarına, mahalle esnafından genel müdürlere uzanan geniş bir yelpazeden oluşan okuyucu kitlenizin bu farklılığını neye bağlıyorsunuz?

Yazdıklarımı, farklı mahallelerden insanların okuması, benim için en büyük mükafat. Çünkü bu, bir bütün olarak Türkiye’yle bağ kurabilmek manası taşır. Esasen gençlere yazıyorum. Genç derken, bir yaş grubundan söz etmiyorum. Çağıyla, günüyle bağını canlı tutan tüm modern bireyleri kastediyorum. Onların ilgisini, eserimin sağlamlığının başlıca kanıtı sayıyorum.

Yakın zamanda çıkacak veya hazırladığınız yeni bir kitap projesi var mı?

Önümde iki proje var. Klasik bir melodram yazmaya niyetliyim. Bir de fantastik fakat psikanalitik bir roman tasarladım.

BİZİ TAKİP EDİN

358,954BeğenilerBeğen
54,839TakipçiTakip Et
1,080,088TakipçiTakip Et
7,387AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL