Apple Türkiye ve örgütlenme sorunu
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

İnsanın, acaba sosyal psikoloji deneyi mi, diye kuşkulanabileceği bir ‘Twitter fenomeni’ var.

30 Ocak günü Ttwitter’a @AppleTürkiye adında sahte olduğu hemen anlaşılabilecek bir hesap açılıyor. Tanıtımında gayri resmi olduğu, gönüllü hesap olduğu vs belirtiliyor. İlk tweet, ‘bu tweeti rt’leyip takip edenler arasında yapılacak çekilişle 10 kişiye iphone 6s verilecek.’ 9600 RT alıyor. Üç gün arayla çeşitli Apple ürünlerinin verileceği vaadiyle tweetler atılıyor. RT sayısı 22 bini geçiyor. Hesabın takipçi sayısı ise bu yazı yazılırken 92 bini geçmişti. Arkasındaki ‘aktrol ordusu ve yüzde 51 millet desteğine’ rağmen R.T. Erdoğan’ın tweetlerinin 10 bin rt bile alamadığı düşünüldüğünde, rakamın büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir.

Yüz bine yaklaşan takipçileri kabaca incelendiğinde büyük çoğunluğunun üniversiteli ya da mezun olduğu görülüyor. Bu haliyle genel Twitter ahalisiyle uyumlu bulunabilir. Takipçiler robot hesap izlenimi vermiyorlar. Bir dolu hukuk, uluslararası ilişkiler, tıp, mühendislik öğrencisi ve mezunları. Keşke biri hesabın takipçilerinin sistematik bir profilini çıkarsa. Büyük olasılıkla eğitimli Türkiyeli profili çıkar gibi görünüyor.

Hesabın ilk tweetinden itibaren de, sahte olduğuna dair çok sayıda tweet atılıyor. Ama ne takipçi sayısı düşüyor, ne de rt’de azalma oluyor. Belki de bu yüzden bu kez hesabın takipçi ve rt’cilerinin geri zekalı vs olduklarına dair aşağılayıcı tweetler yayılıyor. Nafile ama, rt devam ediyor.

Meraktan, iş olsun diye, geyiğine takip edip, rt’leyenler dahil, bu kadar ‘eğitimli’ insanın cazibesine karşı koyamadığı şey ne?



Yalan olduğu bu denli açık da olsa bir vaat var ortada. Üstelik yapman gereken tek şey, tıklamak... Hiçbir riski olmayan, seni sorumluluk almak zorunda bırakmayan, dahası bir bedel ödeme yükümlülüğü getirmeyen bir eylem? Eylemin en önemli özelliği aslında bir eylemsizlik olması ve getirisini de mucizelere bağlaması.

Bu kadar insan bu denli akla aykırı bir davranışı salak oldukları için yapmıyor.

Eylemlerinin dünyayı, kaderlerini değiştirebileceğine olan inançlarını yitirdiklerinden, kendilerini bu dünyanın güçleri karşısında çaresiz, kimsesiz, yapayalnız ve güçsüz hissettiklerinden, kendi kaderlerinin efendisi olamayacaklarına inandırıldıklarından mucizelere bel bağlamaktan başka ayakta kalma yolu bulamıyorlar.

Neoliberal ekonomi ve zorba yönetimin atomize ettiği, yapayalnızlaştırdığı, aidiyet hisleri dağılmış; kendisinin tek, dünyanın ise müdahale edemeyeceği denli büyük ve güçlü olduğu yanılsamasına kapılmış, henüz emekleme aşamasındaki ‘modern birey’ in birer örneği onlar.

Siyasal alana dahil ol(a)mamaları apolitik olduklarından değil, müdahil olmalarının hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine dair yanlış inançla boğulmuş olduklarından. Bu yüzden de iki gerici kimliğe, milliyetçilik ve dinciliğe teşne olmaktan başka çıkar yolları olmuyor. Çünkü her iki kimlikte zorbanın zulmünden korunma imkânı vaat ediyor.

Gezi, daha başladığı anda bu insanların içinde silindikleri yanılsamadan sıyrılıp, kendi kaderlerine hükmedebileceklerini gösterdiği için dolup taşan bir ırmağa dönüvermişti. Tam da bu yüzden zorbanın ödünü patlattı.
Artık savaş koşullarında olduğu açık olan Türkiye’de zalimin zulmüne karşı çıkmanın yolu, insanların kendi kaderlerine müdahale edebileceklerini onlara kanıtlayan, içine girip kendilerini bir parçası olarak hissedebilecekleri aidiyet bağı kurabilecekleri örgütlenmeleri canlandırmak. Haziran’ı ortaya çıkaran da buydu. Haziran, bu insanları çağırabilirse olacak.