Arda önce Cruyff’u öğrenmeli
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Barcelona 1979’dan beri kurumsal futbol oynayan bir takımdır.

Cruyff ile başlayan süreç; beraberinde bir oyun felsefesini ortaya çıkardı ve bu kuşaktan kuşağa taşınarak kurumsal bir oyun haline geldi.

O, sadece futbol oynayarak sportif bir etkide bulanmadı, o aynı zamanda bir duruşun ve isyanın sahada şekil bulma haliydi.

O, İspanya’daki diktatör için kararını en başta vermişti; Ajax Başkanı onu Real Madrid’e satmak istedi ama faşist diktatör Franco’yu sevmediği için daha fazla para vermelerine rağmen Real Madrid’e gitmedi. Yıllar sonra “Bu bir meydan okumaydı” diyecekti.

Hep diktatörlerle uğraştı;

Cruyfflu Barcelona, Real Madrid’i Bernabeu’da 5-0 yenip, şampiyon olarak faşist Franco’ya tarihinin en büyük mağlubiyetini yaşattı. Katalanlar; faşist rejimin Franco’nun ölümüyle değil, Barcelona’nın Cruyff önderliğinde Real Madrid’i yenmesiyle bittiğini söyler!

O yüzden Cruyff Katalanlar için bir kahramandır, bir azizdir ve bir liderdir.

Bu Cruyff’un kişilik anlamında duruşunu ve dünyaya bakışının içeriğine nasıl sahip çıktığının göstergesi olmakla beraber, asıl önemli olan; sahadaki estetiği ile de dünyaya vereceği mesajlarını oyuncu kalitesi ile beraber sunmasıydı.

Bu aynı zamanda futbola olan saygısının da göstergesiydi ki; futbolu asla araçsallaştırmadı.

Ortaya koyacağı oyun kalitesi ve estetiği onun daha iyi anlaşılmasına ve dünya görüşü ile futbol görüşünü entegre ederek ortaya koyduğu iradenin geçerliliğine herkesi inandırmak zorundaydı.

Başardı da…

Çünkü nasıl bir dünya görüşü ile ilgili hayat felsefesi vardıysa, aynı şekilde futbolu yüceltecek ve kalitesini artıracak oyun felsefesi de vardı.

Cruyff futbolculuğu ve teknik adamlığı döneminde hep “total futbol” sistemini benimsemişti; toplu hücum toplu müdafaa oynatırdı.

“Tiki taka” kurgusu…

‘Komin’ birliktelik içindeki kurumsal oyun!

David Miller ona; “Futbolun Pisagor’u” diyordu…

Tüm Barcelona takımları bu felsefeye göre dizayn edilmiştir.

La Masia, Cruyff ile 1979’da bu sistem üzerine inşa edilmiş ve yıldız oyuncu adaylarını bu sistem içinde yetiştiriyordu.

Tüm altyapı oyuncuları Cruyff’un oluşturduğu felsefeden geçtikleri için, sadece onun oyun kurgusunu değil, hayat kurgusunu da benimsemişlerdir.

İşte bu noktada Arda’nın açmazları başlıyor.

Arda ile kıyaslama yapılacaksa; Neymar ve Suarez Güney Amerika’da yerleşmiş olan isyan ve bunun ruhunun öğretisini çocukluklarından beri sahalarda ve saha dışında görmüşlerdi.

Socrates onlar için sanırım bu öğretinin en son örneğiydi.

Arda’nın önüne koyulabilecek örnek bu anlamda maalesef olmadığı için ve kendisinin de böyle bir kaygı yaşamadığından dolayı, sahadaki kurumsal anlayışı ve kolektif oyunun parçası olmak için gerekli fiziksel ve sosyal koşulları öğrenmekle ilgili bir ortam yaşamamıştır.

Sahada oluşturulan “komin hayatın” görev dağılımını en iyi şekilde ve en önemlisi aksaksız uygulamak için o kurumsal oyunun gerekçesini ve takıma neden dahil olunduğunun düşünsel gerekçelerini bilmek gerekir.

Futbol gerçekten sadece futbol değildir, ama dünyadaki yorum ile bizdeki yorumun farklılığı zaten aramızdaki algı çelişkisini de net ortay koymaktadır.

Unutmamak gerekir ki; Arda da bu diyalektik olmayan sürecin yetiştirdiği bir futbolcudur.

Fatih Terim’den başlayarak önünde duran örnekler ne dünyada ne de Türkiye’de değişkenlikler yaratacak misyonları olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da hiçbir zaman hissetmediler.

Entelektüel olarak da donanım sorunu yaşamaktadırlar.

Arda, Barcelona’da başarılı olmak ve uzun süreli oyuncu olmak istiyorsa, bu ‘komin’ oyun kurgusunun düşünsel ve tarihsel içeriğinin oturduğu zemini iyi öğrenmek zorundadır.

Tüm futbol kulüplerinin kendine ait oluşumun temelini oluşturan tarihsel ve sistematik kurgu süreçleri vardır, ama bunun geçerliliği ve oyuncuya etkisi kulüpten kulübe değişkenlik gösterir, işte Barcelona’daki etki çok yüksek olmakla birlikte oyuncuyu bu düşünsel süreç içerisinde kurguya adapte etmek üzerine bir sisteme sahiptir.

Arda altı aylık süreçte takımı dışardan seyrederken bu gerçekleri öğrenip ona göre sürece dahil olması gerekirdi, altı ayı boşa geçirmesinin sıkıntısını şimdi sahada yaşamaktadır.

Ama her şeyden önce;

Arda Cruyff’u öğrenerek işe başlamalıydı.

Fatih Terim ile Cruyff arasında sıkışmışsa; zaten kaybetmeye mahkûm olur.