Arjantin ekonomisi nasıl battı?
02.08.2014 10:59 ÇALIŞMA YAŞAMI
2001 yılından kalma borçları için harekete geçen akbaba fonlara karşın iflas bayrağını kaldıran Arjantin, gündemden düşmüyor. Ekonomistler, borcu ödemeyi reddeden Arjantin'i zor günlerin beklediği konusunda ortaklaşıyor

Arjantin'in  2001'den kalma ABD'li hedge fonlarına olan 1.33 milyar dolarlık yapılandırılmış tahvil borçlarını ödeyememesi, teknik iflasını beraberinde getirdi. 'Akbaba fonlar' olarak adlandırılan hedge yatırım fonları, ekonomisi kötü durumdayken borcunu satın aldıkları Arjantin'den paralarını geri istiyordu. Uluslararası ihraç olduğu için New York'taki mahkemeye giden akbaba fonları, buradaki davayı kazandılar. Ancak, Arjantin'in kazanan tarafa ödeme yapmayı kabul etseydi, ödeyeceği meblağ yalnızca dava açanlara olan borcu değil, tüm yapılandırılmış borçları olacaktı; bunun da 13 milyar dolar olduğu hesaplanıyor.
Arjantin'in çektiği resti değerlendiren uzmanlar, Arjantin'i önümüzdeki dönemde kötü günler beklediği konusunda ortaklaşıyor. "Uluslararası piyasalardaki şaşkınlığın, kırılmaz gibi görünen alacaklılar iktidarının, yani finans kapitalin gücünün sarsılması nedeniyle gerçekleştiğini vurgulamalıyız" diyen New York Üniversitesi öğretim görevlisi Ümit Akçay, bunun dışında Arjantin’in var olan borçları ödeyemeyecek bir durumda olmadığı ve ödenmeyeceği ilan edilen borcun sadece 1.5 milyar dolar olduğunun herkes tarafından bilindiğine dikkat çekti.


MARKSİST BAKANIN DİRENİŞİ Mİ?
Akçay, "Finans kapital çevrelerindeki yorumlar ise, Arjantin Ekonomi Bakanı Axel Kicillof üzerine yoğunlaşıyor. Financial Times ve New York Times’ta yapılan yorumlara göre Marksist eğilimli eski bir öğrenci lideri olan Kicillof Arjantin’i uçuruma sürükleyebilir. The Economist’e göre ise, kısmi de olsa yaşanan bu temerrüt, Arjantin’nin borçlanmasını daha da zorlaştıracak, borçların ödenmesi için yerli para üzerinden genişlemeye gidilecek, bu ise zaten yüksek olan enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir basınç yaratacak” dedi.

ETKİLERİ NE OLACAK?
Arjantin'deki krizin Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelere olabilecek etkilerini değerlendiren Ümit Akçay, "Arjantin'deki gelişmelerin büyük ölçekli bir krizi tetiklemesi beklenmiyor. Zaten yaşanan temerrüt kısmi ve ekonominin ödeme güçlüğü yaşaması nedeniyle gerçekleşmedi ve kısa süre sonra bir anlaşmaya varılabilir. Ancak bu gelişmenin önemli olan yanı, borç yükü şantajı altında kemer sıkma politikaları uygulayan ülkeler için, alacaklılara karşı gelinebileceğini göstermesidir" diye konuştu.

'BORÇ YÜKÜ ŞANTAJI'
Akçay, yaşanan kısmi temerrüt sonrası, Arjantin’den bir “neoliberalizme karşı direnen ulus devlet” hikayesi çıkarmanın oldukça zorlama olacağını, çünkü 2001 krizi sonrasında Arjantin ekonomisinin, neoliberal programdan herhangi bir sapma olmadan uygulandığına vurgu yaptı. "Hükümetin bu kararı sonrası kredi değerlendirme kuruluşlarının ülke notunu düşürmesi, işleri zorlaştırabilir ancak diğer ülkeleri de içine alacak ciddi bir krize dönüşmesi beklenmiyor" diyen Akçay, "Yaşanan bu tıkanıklığın aşılması için, Arjantin’deki özel bankaların devreye sokulması ve borcun bu kanalla ödenmesi gündemde. Kısacası, yaşanan bu kısmi temerrüt ekonomi politikalarındaki radikal bir değişim sonucu gerçekleşmedi. Ancak alacaklıların iktidarının kısmen de olsa sarsılabildiğinin görülmesi, 2008 krizi sonrasında borç yükü şantajı altında kemer sıkma politikalarını uygulamaya mahkum olan pek çok ülke için farklı bir seçeneğin olabileceğini göstermesi açısından önemlidir" ifadelerini kullandı.

ŞİMDİ NE OLACAK?
Arjantin'in önümüzdeki süreci ile ilgili farklı görüşler mevcut. Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Aziz Konukman, sahne sırasının IMF'ye geldiğini belirterek, "Şimdi IMF ve hedge fon sahipleri ile masaya oturulacak. IMF ile klasik bir anlaşma yapılacak, kemer sıkma politikaları gibi. Arjantin'i oldukça zor günler bekliyor" diye konuştu.

TEHLİKE GELİŞEN ÜLKELERİN KAPISINDA
En büyük tehlikenin, özellikle gelişmekte olan ülkeler için Fed'in beklenenden önce faiz artırımı yoluna gitmesi olduğunu vurgulayan Konukman, "IMF ise bundan en fazla zarar görebilecek ülkeleri Brezilya, Türkiye ve Arjantin olarak sıralandı. Arjantin daha bunu beklemeden darbeyi yemiş durumda. Bu ülkelerde çok ciddi bir büyümede yavaşlama olacak. Türkiye özelinde ise, meşhur Orta Vadeli Program'da öngörülen hiçbir rakam gerçekleşmeyecek" dedi. BirGün Ekonomi

***

Arjantin’in krizleri

Juan Peron krizi
1946’da Arjantin’in başına geçen Juan Peron, ilk yıllarda yüzde 6 büyüme yakaladı. 1950’lerin ortalarında ülke popülist politikalar nedeniyle krize girdi. Enflasyon da bu süreçte yüzde 40 oldu.

Askeri müdahaleler
Siyasi çalkantılar 1930-1983 arasında ülkenin en büyük derdi oldu. Askeri müdahaleler ülke ekonomisini etkiledi. 1976’da enflasyon yüzde 600’e çıktı.

Enflasyon yüzde 5 bin
1983’te demokrasinin geri döndüğü ülke, geçmişteki insan hakları ihlalleri ve ekonomi politikalarının sancısını çekti. Enflasyon yüzde 5 bin oldu.

Bugünün temelleri
Lakabı El Turco olan Carlos Menem’in 1989-1999 devlet başkanlığı döneminde yabancı yatırım ve özelleştirme hızlandı. Ancak 2001’de işsizlik yüzde 20’lere çıktı. 1998 Asya ve Rusya krizinin de etkisiyle ülkenin borcu 100 milyar doları aştı.

***

Sizin uykunuz kaçsın!
Ekonomist yazar Mustafa Sönmez, Arjantin’in durumu ile Türkiye’nin durumunun birbirinden farklılığına dikkat çekti: “Arjantin’in Türkiye ile aynı kategoride olduğunu veya aynı  kırılganlığa sahip olduğunu söylemek pek doğru değil; Arjantin 2000’den bu yana alacaklılara, onlar adına sıkıştıran IMF’ye borçların geri ödenmesi konusunda olduğu gibi boyun eğmeyen bir karakterde. Çok sıkıştırırlarsa ‘Ödemiyorum, benim uykum kaçacağına sizin uykunuz kaçsın’ diyor. Eğer ki Arjantin, borçları kuzu kuzu öderse halka yük binecek ve bu sokakları ayağa kaldırıyor. Sokaktan kesmektense alacaklılardan anlayış istiyor. Bu da dış yatırımcıları pek memnun etmiyor, dolayısıyla bu durum sıcak parayı etkiliyor” diye konuştu. Sönmez, Türkiye ve Arjantin arasındaki kıyası şu şekilde yaptı:     
“Arjantin’in dış borç stoğunun 111 milyar dolar ve milli geliri 741 milyar dolar, yani Türkiye ile neredeyse aynı. Türkiye’nin dış borcu 388 milyar dolar ve milli gelirinin yarısı kadar, Arjantin’in dış borcu ise milli gelirinin yüzde 15’i kadar. Ama çevirmekte sorun yaşıyor. Arjantin’in döviz geliri döviz giderini neredeyse karşılıyor, cari açık 2 milyar dolar, Türkiye’de ise 60 milyar dolar. Arjantin parasını devalue ederek ihracata dönük büyüme ile yaşıyor, 2009 krizinden bile küçülmeyerek kurtulabildi. Enflasyonu ise yüzde 20’lerde, bu açıdan Türkiye’den geride, bir de kamu borç yükü milli gelirinin yüzde 48’ini aşmış, Türkiye’ninki yüzde 30’larda.”


 ‘HEGEMONYAYA İTİRAZ’
Sönmez, “Sonuçta Arjantin kişi başına gelirde 18 bin dolar ile Türkiye’nin bir kat önünde,  büyümesini kendi yağıyla yapmaya çalışıyor, alacaklı sıkıştırırsa ödemem diyor ve oyun bozanlık ediyor.. Muflislik değil, hegemonyaya itiraz Arjantin’in yaptığı. Farkı görmek gerekıyor” diye konuştu.
 

***

Akbaba fonların taktikleri

Bir devletin borçları ödemek için fonlara borçlanması ve borçların büyümesinden endişelenen yatırımcılar, 100 dolarlık tahvilleri, düşük değere akbaba fonlara satıyorlar. Ülke, faizlerini ödeyemeyince temerrüde düşüyor. İflas eden ülke, borcun yendien yapılandırılması için fonların çoğu ile anlaşıyor, fakat akbabalar kabul etmiyor. Akbabalar, ülkenin borcun tamamını ödemesi için mahkemeye başvuruyor; uzun mahkeme sürecinin ardından ülke borcunu ödemek zorunda kalıyor.

EN BÜYÜK SPEKÜLATÖR
Akbaba fonlar bu şekilde, bankaların elindeki batıklara, iflasın eşiğine gelen ülke borçlarına ya da şirketlere talip oluyorlar. Bu fonlar özellikle gelişmekte olan ülkelerde çalışıyor ve kazançları 5 milyar doları aşıyor. Arjantin’in borçlarına da talip olan bu ‘akbaba’ fonlarının başında Cayman adaları menşeli NML Capital geliyor. 1.6 milyar dolarlık alacağı konusunda yeniden yapılandırma seçeneğini kabul etmeyen ‘akbaba’ fon ABD mahkemelerinden istediği sonucu elde etti.
NML Capital'in kurucusu Paul Singer, Wall Street'te adeta bir efsane. ABD'nin en büyük 15 hedge fonundan biri olan NML Capital'in sahibi isim, 20 milyar doları yönetiyor. 1996'da Peru'nun borcunu 11 milyon dolar harcayarak satın almışken, 56 milyon dolar kazandı. 2007 yılında ise Zambiya'nın 1970'lerden kalan 3 milyon dolarlık borcunu satın alarak kazancını 15 milyon dolara çıkarttı.