Arjantin ve Türkiye: Kriz çevrimleri
ASLI AYDIN ASLI AYDIN
Ekonomik kriz denildiğinde akla iki ülke geliyor: Arjantin ve Türkiye. İki ülkenin ortaya koyduğu benzerlikler, birtakım işlerin hatalı olduğunu ve bu hataların sürekli tekrarlandığını gösteriyor

Bugün ekonomik kriz denildiğinde akıllara iki ülke geliyor: Kaderleri daha önce 2001’de de kesişmiş olan Arjantin ve Türkiye.

Bugün bu iki ülkenin ortaya koyduğu benzerlikler, birtakım işlerin hatalı olduğunu ve bu hataların sürekli tekrarlandığını gösteriyor. İki ülkenin hikâyesini görmek için filmi biraz geri saralım:

Arjantin, Türkiye’nin 3 katından daha geniş bir alanda yer alıyor. Bu geniş alanda ise Türkiye’nin yaklaşık yarı nüfusuna sahip. Yaşam süresi, okuma-yazma oranı gibi temel sosyal göstergelerde Arjantin Türkiye’nin önünde. Doğal kaynak sahipliği konusunda da Arjantin avantaja sahip. Türkiye’nin ithalatında önemli bir gideri oluşturan petrol ve doğalgazda net ihracatçı konumunda.

1980 sonrası iki ülkede hızla neoliberal politikalar hayata geçiriliyor. Yine ortak bir kader yaşanıyor ve bu sürecin kapıları her iki ülkede de darbelerle açılıyor. 1980 sonrasında iki ülke de zaman zaman IMF’nin kapısını çalıyor, özellikle 1994 Krizi sonrası koşulları ağır bir stand-by süreci yaşanıyor. Bu sürecin sonucu olarak 2001’de bu kez yeni bir kriz yaşanıyor; yüksek kamu açıkları, yüksek cari açık ve dış borç yükü eşliğinde sabit döviz kurunun getirdiği devalüasyonlar hem Arjantin’de hem de Türkiye’de resesyonlara neden oluyor.

arjantin-ve-turkiye-kriz-cevrimleri-502093-1.

Arjantin IMF’ye kapılarını kapatıyor
1 numaralı tablodan iki ülkenin 2001 yılındaki daralma süreci izlenebilir. Ne var ki Türkiye, bu daralmadan daha hızlı bir şekilde çıkarak 2001’deki yüzde 6’lık küçülmeyi bir yıl içinde yüzde 6,4’lük büyümeye çevirebiliyor. 2002-2015 dönem aralığında Arjantin’in büyüme hızı ortalaması yüzde 3’te kalırken, Türkiye ortalamada yüzde 5 büyüme hızına ulaşıyor. Bu ‘başarısının’ perde arkasında ise elbette IMF’nin 2001 Krizi sonrasında Türkiye’ye oldukça cömert davranması yer alıyor. Bu iki yol arkadaşı ülkenin yolları ise Arjantin’in borç ödemelerini durdurma kararı alması ve IMF’ye kapılarını kapatması ile ayrılıyor. Arjantin, borçlarının yüzde 67’sini kreditörlerle anlaşarak yeniden yapılandırırken, uluslararası finans sermayesi bu hamleyi bir meydan okuma olarak yorumluyor. Türkiye ise IMF ile yeni bir stand-by anlaşması imzalayarak, IMF politikalarını ödün vermeden uygulayacağı uzun bir yola çıkıyor.

Tablo 2’de ise ödemeler dengesi yer almakta. 2001 yılında Türkiye ekonomisi milli gelirinin neredeyse yüzde 2’si kadar cari açık verirken, Arjantin yüzde 1’i kadar cari açık veriyor. Sonrası ise dikkat çekici. Türkiye bugüne dek kesintisiz bir şekilde cari açık vermeyi sürdürürken, Arjantin 2010 yılına dek cari fazla vermeyi başarabilmiş. Üstelik bu süre zarfında milli gelir büyümesini 4 kez Türkiye’nin üzerine taşımış.
arjantin-ve-turkiye-kriz-cevrimleri-502094-1.

2001 Krizi sonrası süreç Türkiye’ye AKP iktidarını getirirken, Arjantin’de Kirchner çiftinin dönemini başlatır. Türkiye, IMF politikalarıyla sert bir kemer sıkma dönemini yaşarken, Arjantin görece daha popülist politikalara yer verir ve düşük ve orta kesimin refahını yükseltecek politikaları uygular. Ne var ki 2001 yılında IMF’ye teslim olmaması, uluslararası kreditörlerle doğrudan kendisinin masaya oturması ve sonrasında düşük-orta gelirli halk kesimleri lehine uyguladığı politikaların küresel fon yatırımcılarını rahatsız etmesiyle birlikte Arjantin, sapmış olduğu IMF yoluna geri döndürülür. 2014’te borçların bir an önce faizi ile birlikte ödenmesinin talep edilmesi, Arjantin’in ikinci kez moratoryum ilan etmesine neden olur. Bu ise Kirchner döneminin sona ermesi ve IMF politikalarının tavizsiz uygulanmasını sağlayacak sağcı Mauricio Macri döneminin başlamasına yol açar.

2002 sonrası iki ülke
2001 yılında her iki ülkenin dış borçlarının milli gelire oranı arasında neredeyse 1 puanlık bir fark varken, 2009 yılına kadar Arjantin dış borç oranını ortalama yüzde 80’lerde tutmuş, Türkiye’de ise bu ortalama yüzde 42 olmuştur. 2009 sonrası ise ABD ve AB’nin parasal genişleme paketlerini Türkiye’nin kontrolsüz bir şekilde dış borca çevirmesiyle makas Türkiye aleyhine açılmış ve bugüne Türkiye, Arjantin’in dış borç rasyosunun yaklaşık 10 puan üzerinde yer almayı “başarmıştır.”

Nitekim Arjantin, 2017’de bir kez daha IMF’nin kapısını çalmış, kemer sıkma politikalarını daha sertleştirmeye doğru adım atmıştır. Türkiye’nin ise nasıl bir çözüm ortaya koyacağı ne yazık ki daha belli değil. Fakat iki ülkenin zaman zaman ortaklaşan deneyimleri incelendiğinde belli periyotlarda krize girdikleri, sıcak paraya dayalı büyüdükleri ve ucuzlayan ulusal paranın yüksek cari açık ve dış borç yüklerine neden olduğu izlenmektedir. En nihayetinde bu süreç yine bir krize dönüşerek kısır bir döngüyü gözler önüne sermektedir. Döngünün dışında, sürekli negatif bir seyir halinde olan reel veriler ise can yakmaktadır. İşsizlik, gelir dağılımı, kaynak israfı gibi temel ekonomik sorunlar giderek büyümektedir.

Türkiye açısından içinde bulunulan krizin nasıl çözüleceği belirsizken, çözüm konusunda bir sonraki safhada olan Arjantin’den ders çıkarmak, ekonominin içinde bulunduğu kısır döngünün sürekli krizlere gebe olduğunu hatırlamak oldukça önemli. Dolayısıyla bu döngüyü yeniden nasıl başlatırız yerine döngüyü nasıl kırarız konusunu konuşmak gerekiyor.

arjantin-ve-turkiye-kriz-cevrimleri-502095-1.