Arsenal günlükleri, yenilmezden umutsuza…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Bilmeyenler için, Ada futbolunda kullanan “Invincibles” (Yenilmezler) tabiri tarihte iki takımı anlatmak için kullanılır. Biri futbol liglerinin kurulduğu 1800’lü senelerin sonunda esmiş kükremiş, günümüzde alt liglerde eskiyi özleyen Preston Northend, diğeri 2003-2004 senesinde Arsene Wenger’in Arsenal’i. Preston North End’i başka bir yazıya bırakıp, o soğuk şubat pazarında çıktıkları Brighton deplasmanı vesilesiyle “Invincibles”in zaman içindeki düşüşüne göz atalım bu hafta...

2003-2004 sezonunun sonunda lig ve kupada oynadığı 38 maçta yenilgi almadan ligi şampiyon kapatmıştı Arsenal, lig tarihinin kırılması zor rekoru. Avrupa’nın beş büyük liginde sadece iki takım aynı başarıyı yakaladı. 1991-1992 sezonunda Milan, 2011-2012 sezonunda Juventus sezon boyunca yenilgi yüzü görmediler. 2016-2017 sezonunda İskoçya liginde Celtic sezonu yenilgisiz kapatsa da onların durumunu çok büyütmemek gerek, malum 12 takımlı İskoçya ligi bizim futbol kalitesi vasat Süper Lig’den hallice. Wenger’in yenilmez takımı sezon boyunca 4-4-1-1 formasyonunda sahada yer alırken ligde 26 maçı kazanıp 12’sinde beraber kaldı. O takımın kalesinde Lehmann, savunmanın ortasında iki dev Campbell ve Toure, kanatlarda solda Cole, sağda Lauren, orta sahada kaptan Vieira, yanında Gilberto, solda Pires sağda Ljungberg vardı. Bergkamp ve Henry takımın gol silahlarıydı. Arsenal’ı uzun zamandır takip eden gazeteci Michael Cox, sol tarafı bu kadar güçlü bir takıma karşı oynayan rakiplerin Cole, Pires ve Henry üçlüsüne odaklandığını, bunun da sağ tarafta Lauren ve Ljungberg’e zaman ve alan yarattığını anlatır. İyi bir kontra takımıdır Arsenal, Bergkamp’in öldürücü pasları, Henry’nin sürati ve bitirici vuruşları deplasmanların mükemmel silahıdır...

Ama zaman içinde elindekileri kaybederken gelenler gidenleri arattı. Zaman zaman ligin göze en hoş gelen futbolunu oynasa da takımdan ayrılan ustalarının yerlerinin doldurulamayışı sorunun temeli haline geldi. Üstelik umut bağladığı transferler de bekleneni verememişti. Geçmiş sezonlarda Arshavin, Chamakh, Squillaci, Gervinho, Denilson, Bendtner, Vela bir çırpıda akla gelenler…

Velhasıl Wenger’in günümüzdeki takımıyla yan yana getirseniz çocuklarla adamlar kıyaslaması çıkar ortaya. Vieira’nın yerinde Xhaka’nın, Cole’un yerinde Kolasinac’ın oynadığı, Lacazette’nin Henry’nin yerini doldurmaya çalıştığı bir takımdan bahsediyoruz sonuçta. Takımın düşüşe geçtiği 2009 senesinde, bir söyleşisinde, “Herkes yeni transfer istiyor. Bense kendi çocuklarıma fırsat vermek istiyorum” diyordu Wenger, ama fırsat verdiği çocukları ne Cole olabildi, ne Pires. Bergkamp ve Henry’den bahsetmiyorum bile. Günümüzün paraya bulanmış çılgınlığına karşı durmasına saygı duymakla birlikte, zamana ayak uyduramaması, takım içindeki dengeyi koruma adına yıldız transfere sıcak bakmaması düşüşün temel nedenleri. Geçenlerde, Carabao Kupası finalinde hüsrana uğrayan takıma dair şöyle diyordu Manchester United’ın eski kaptanı, şimdilerin yorumcusu Neville: “Çocuklarına hak ettiklerinden çok fazla şans tanıdı Wenger, çok uzun zaman daha iyi olmalarını bekledi ama onun haricinde herkes bu kadro yapısıyla daha iyi olmayacağını gördü. Futbolda dün ve sadakat yoktur, oyuncuya takımı taşıdığı sürece sadık kalırsın.”

•••

Mart ayının ilk pazarında, Arsenal, Londra’ya bir saatlik araba yolculuğu mesafesindeki 273 bin nüfuslu o enfes sahil şehrinin mavi beyazı Brighton & Hove Albion deplasmanında. Ligde oynadığı 28 maçın dokuzunu kaybetti Wenger’in takımı, 4. sıradaki Tottenham ile arasındaki puan farkı 13, en iyimser taraftarı bile artık inanmıyor ilk dört hedefine. Rakibe gelince, 84,65 milyon Sterlinlik kadro değeriyle ligin en mütevazı 3. takımı maviler, 29 kişilik kadronun yaş ortalaması 27,7. 12. sıradalar ama düşme potasındaki takımlarla aralarındaki puan farkı sadece dört, onlar adına hedef lige tutunmak. Arsenal karşısında 16 maçın sadece ikisini kazanabilmişler, ligde en son galibiyetleri 1982 senesinde. Bu sezon ilk altı içindeki takımlara karşı şansları tutmuyor, o maçlarda kalelerinde 18 gol gördüler.

Arsenal 4-3-3 dizilişinde başlıyor maça, orta sahada defansın önünde Xhaka. 2008 senesinde kısa sürede takımdan ayrılan üç defansif orta saha Diarra, Silva ve Flamini’nin o dönem takıma katkısını düşününce orta sahanın yetersizliği bariz. Wenger’in savunmanın önünde daha iyi Elneny’nin yerine Xhaka’yı tercih etmesi de şüphesiz sorunu büyütüyor. Üçüncü bölgede Mkhitaryan, Aubameyang ve Özil ile tehlikeli ama savunmada çok kırılgan bir takım görüntüsünde, bu sezon kalesinde 39 gol gördü. 7. sıradaki Burnley’nin yediği golün 26 olması sanırım meselenin özeti. 8’de öne geçiyor ev sahibi, kornerden gelen topu uzaklaştıramıyor Cech, kaptanları Dunk yakın mesafeden kaçırmıyor, Premier Lig’deki ilk golü. Golün getirdiği özgüvenle daha iyi yayılıyor sahaya maviler, Arsenal pozisyon üretmekte sıkıntılı. İlk 15 dakikada Cech’in iki enfes kurtarışı olmasa maç farka gidecek. Hem sahada hem kulübede özgüveni dibe vurmuş misafir takım 14’te bir kez daha avlanıyor. Yine bir yan top, topu kafayla ağlara gönderen yılların golcüsü Murray. Hava toplarındaki zaafı nicedir kaderi olmuş Arsenal her duran topta tel tel dökülüyor. Devrenin bitimine yakın Aubemeyang farkı bire indirirken ilk yarı ev sahibinin 2-1 üstünlüğüyle kapanıyor.

İkinci devreye daha ofansif başlıyor Arsenal ama orta sahada kaptırdıkları toplarda savunmaları açık veriyor. En az pasla rakip kaleye gidiyor Brighton, neredeyse her hava topunda rakibe üstünlük sağlıyorlar. Arsenal’de orta sahada Wilshere etkili ama yanında oynayan kesici oyuncu eksikliğinde o da zorlanıyor. Son 20’de takıma ne kattığı belirsiz Iwobi oyundan çıkarken yerine Welbeck giriyor. 30.620 taraftarın önünde topa yüzde 67 oranında sahip olduğu ama pozisyon yaratamadığı bir maçı daha kaybediyor Arsenal. 2018 senesinde aldıkları 8. yenilgi. Velhasıl Wenger’in ve o yenilmez takımının düşüşünü geçenlerde okuduğum şu cümle özetliyor: GHayaller yıkılır, insanlar gider, umutlar tükenir ama acılar geçmez. Çünkü anılar silinmez…”