Arsenal-Tottenham Hotspur: Derbilerin en divanesi…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Bilir misiniz, futbolun en ateşli derbilerindendir El Ahly-FC Zamalek derbisi. İki Kahire takımının karşılaşması yalnız Mısır’da değil, Afrika’da ilgiyle izlenir. 1907’de Mısır’ın ilk takımı olarak kurulmuş El Ahly, kurucusu Mitchell Ince adında bir İngiliz. Onlardan önce ülkede futbol İngiliz ve Fransızların tekelinde oynanıyormuş. Kulübün adı Arapçada ‘ulusal’ anlamına geliyor. Afrika’nın en popüler kulübü olmasının yanı sıra günlük hayattaki etkileri de kayda değer. Taraftarları, 2011’de Tahrir Meydanı’ndaki protesto gösterilerine kitle halinde katılıp, Mübarek’in devrilmesinde önemli rol oynadılar. Rakip FC Zamalek onlardan 4 sene sonra kurulmuş, ilk başkanları Belçikalı bir futbol sevdalısı. Al Ahly, Arap takımı olarak nam salmış, Zamalek, Kahire’nin zenginlerine ev sahipliği yapan Giza’nın takımı. Beş kez Afrika Şampiyonlar Kupası’nı kazandılar; 2003’te FIFA’nın yayımladığı en başarılı takımlar listesine giren ilk Afrika takımı unvanını alma başarısı gösterdiler. İki kulüp arasında oynanan, geçmişi 90 seneye dayanan derbiler çok kanlı maçlara sahne olmuş. Yakın geçmişte ‘World Soccer Magazine’ tarafından futbolun en belalı 8. derbisi olarak gösterildi ama kaderin cilvesi, 2011’den beri taraftarların statlara alınmadığı Mısır’da futbol sadece televizyon ekranlarından izlenebiliyor.

Madem belalı derbilerden açtık konuyu, hafta sonunda oynanan Kuzey Londra derbisini yazalım bu hafta, her ne kadar Kahire derbisi kadar kanlı olmasa da anlatalım iki kulüp arasındaki husumeti kalemimiz ve bilgimiz yettiğince.

Dünya futbolunun en önemli derbilerinden Arsenal-Tottenham rekabetinin başlangıcı 19 Kasım 1887 gününe dayanır. O zamanlar maçlarını Güney Londra’nın Plumbstead semtinde ‘Royal Arsenal’ adıyla oynayan kırmızı-beyazlı takımın rakibiyle oynadığı ilk maç ışıklandırma sorunu nedeniyle yarım kalmış; iki takım arasında 4 Aralık 1909’da oynanan ilk lig maçını Arsenal 2-0 kazanmış. Kuzey Londra’nın iki kulübü olarak bilinseler de aslında Güney Londra’da kurulmuş Arsenal. O yüzden Tottenham taraftarları onları Kuzey Londra takımı olarak görmez. 90’lı yılların ortalarına kadar aralarındaki çekişmede ibre bir o yana bir bu yana kaysa da 90’lı yılların ortalarında değişti iki takımın makus kaderi. 1994-1995 sezonunda Tottenham ligi 7. sırada bitirirken, Arsenal ancak 12. olabildi. Sonra Arsene Wenger’in gelişiyle değişti her şey. 1996’dan 2017’ye kadar ligi rakibinin üzerinde bitiremedi Tottenham, ummak ve beklemekle geçti zamanlar. Wenger Arsenal’deyken 16 teknik direktör geldi geçti Tottenham’ın kapısından. Üstelik o dönemde kaptanını da rakibe kaptırdı. 1992’den 2001’e kadar Tottenham’da forma giyen Sol Campbell, sonrasında Arsenal’in saflarına katılacak ve sevilmeyen rakipte iki sezonda şampiyonluk kupası kaldıracaktı. Çoğu Tottenham taraftarının sıtkı sıyrılmışken Arsenal’in gölgesinde geçen zamanlardan, Arjantinli bir futbol adamı değiştirdi gidişatı. Kim bilebilirdi ki Southampton’da yakaladığı başarıdan sonra 2014’te getirdikleri Mauricio Pochettino yıkacaktı hegemonyayı! Kim bilebilirdi ki Tottenham Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterirken, Arsenal, UEFA Avrupa Ligi’nin nispeten mütevazı takımlarıyla yetinmek zorunda kalacaktı.

•••

Senenin son Kuzey Londra derbisinde, Arsenal Emirates Stadı’nda Tottenham karşısında. 3. sıradaki Tottenham rakibinin 4 puan önünde. Bu sezon oynadığı 11 maçtan 4’ünü kaybetti ev sahibi, Wenger’in en sıkı müritleri bile hoşnutsuz bu durumdan, hele de ezeli düşman, takımlarına yukarıdan bakınca! Manchester United efsanesi Roy Keane’e Tottenham’ın Arsenal’den daha iyi olup olmadığını sormuşlar maçtan önce, “Sadece Tottenham değil, başka takımlar da Arsenal’den iyi!” diyerek özetlemiş konuyu. Ne diyelim, kaptan söylüyorsa doğrudur, zaten puan cetveli de yalan söylemez.

Yine de Arsenal’in evinde oynadığı son 10 lig maçını kazandığını, Emirates Stadı’nda Tottenham’a karşı oynadığı son 6 maçta kaybetmediğini hatırlatalım. Misafir takım bu sezon evinden ırak sahaya çıktığı 6 maçın 5’ini kazandı ama ilk 5 içindeki takımlara karşı deplasman karneleri iyi değil, son 16 zor deplasmandan ancak birini kazanabilmişler. Arsenal 3-4-2-1 dizilişinde, Tottenham ise artık çok alıştığımız üçlü savunma ve beşli orta sahayla yer alıyor sahada. Ev sahibi 3. bölgede presle başlıyor maça, Sanchez, Özil, Lacazette rakip savunmaya nefes aldırmıyor. 5. dakikada Lacazette’in vuruşu üstten dışarıda. 15. dakikadan sonra oyunu kontrol eden takım Arsenal, 18. dakikada Bellerin’in sıfırdan kestiği topa çizgide dokunamıyor Lacazatte. Hafta içinde Danimarka formasıyla İrlanda karşısında hat-trick yapan Tottenham’ın oyun kurucusu Eriksen etkisiz bu dakikalarda. 39’da hak ettiği golü buluyor Arsenal, duran topta Özil’in ortasına kafayı vuran Mustafi takımını öne geçiriyor. 42’de Sanchez’le farkı ikiye çıkarıyor Arsenal, o dakikaya kadar sahada basmadık yer bırakmayan Şilili, Lacazette’in enfes pasını kaçırmıyor. İki takımın da topa eşit derecede sahip olduğu ilk yarının sonunda Wenger’in yüzü gülüyor.

Soğuk Londra cumartesisinde, 59.530 taraftarın önünde Kane’in sarı kart görmesiyle hareketleniyor ikinci yarı. Pochettino’nun sakatlıktan yeni çıkan Kane’nin yerine maça Son’la başlamaması şaşırtıcı. Pozisyon üretmekte zorlanan Tottenham’da Dembele’nin yerine Winks giriyor 61. dakikada. Şaşırtan bir hamle de son 15 dakikada forvetini oyundan alıp defansif orta saha Coquelin’i oyuna alan Wenger’den geliyor, anlaması zor değişiklik. 74’te Kane ve Alli, yerlerini Son ve Llorente’ye bırakıyor. Pochettino’ya gelince, sanırım kendisi de pişman olmuştur ilk 11 tercihinden, malum risk her zaman meyve vermez. 82’de Dier’in kafa vuruşunu mükemmel çıkarıyor Cech, sonra 85’te son uygun pozisyonda kaleyi bulamıyor. Velhasıl 90 dakikanın sonunda Tottenham üçüncü yenilgisini alırken rakibiyle puan farkını bire indiriyor Arsenal.

Yeri gelmişken, daha önce de yazdığım bir hikâyeyle bitirelim yazıyı. İngilizcede büyük hüsranları anlatmak için kullanılan ‘sick as a parrot’ (papağan kadar hasta) deyiminin kökeni 1919’a dayanır. Arsenal’in, Tottenham’ın yerine 1. ligde mücadele etmeye hak kazandığı gün Tottenham’ın maskotu papağan ölür. 1908’de çıktıkları Güney Amerika turu sonrası kulübe takım kaptanı tarafından hediye edilen şirin papağan, 11 sene mutlu mesut yaşadıktan sonra o kara günde hakkın rahmetine kavuşmuştur. Tottenham taraftarları, hem takımlarının o sezon 1. ligde oynayamayacak olması, hem de kulüple özdeşleşmiş papağanın ölümü karşısında yıkılmıştır. Batıl inançları güçlü olanlar bu kara hadiseyi futbola bağlarlar ve deyim günümüze kadar gelir. Ne diyelim, futbolun içinde kanlı Kahire derbileri olduğu gibi, Kuzey Londra’nın papağanla anılan en divane derbisi de var.