Asi ruhun galeride işi ne?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Coğrafi, kültürel, dilsel, dinsel etkilerle ayrı düşürülmüş insan topluluklarından saf ırklar yaratmak da yapay seçilim projesidir

Uçsuz bucaksız uzamı duvarlarla bölüp bir içerisi yarattığınızda, bedenlerin doğal ve toplumsal kuvvetlere maruz kaldığı, birbirlerinden etkilendiği ve birbirlerini etkilediği, evrenin tüm akışlarına açık alanı dışarıda bırakırsınız. Dışarısı belirsizliğin alanıdır, öngörülemez karşılaşmaların. Dışarısı sokaktır. Sokaklarda, farklı kimyaları olan bedenler birbirlerine karışıp yeni bileşimler, melez kimlikler yaratabilirler. İçerisi ise saflığın, saflaştırmanın alanı.

Saf ırk yaratmak üzere kapalı duvarların arasında yapay seçilime maruz bırakılmış köpekleri düşünsenize! Sokağa düştüklerinde hangi ırktan olduklarına bakmaksızın birbirleriyle çiftleşecek, saflıklarını yitirip melezleşeceklerdir. Coğrafi, kültürel, dilsel, dinsel etkilerle ayrı düşürülmüş insan topluluklarından saf ırklar yaratmak da yapay seçilim projesidir. Nazi Almanyası’nın liderlerinden Heinrich Himmler uygulanan cinsel sağlık politikasıyla 120 yılda saf Alman ırkı yaratacaklarını hesaplamıştı. Bu modern proje çöktü ama saflık arayışı hâlâ devam ediyor. Genetik kod yerini, sermayenin koduna bırakmıştır. Kapalı duvarların arasında, steril ortamlarda birbirine benzeyenler yaşıyor. Zenginler ve yoksulların duvarlarla birbirlerinden ayrıldığı kentlerde yoksullar kentin dışına sürülürken, kentlerin içi dışarısını, yani sokaklarını, meydanlarını, heterojen öğelerin karşılaşma alanı olan kamusal mekânlarını yitiriyor. Kentler korunaklı, yapay olarak düzenlenmiş devasa bir AVM’ye dönüşmüştür.

Kentin sokakları, insanların bir araya geldikleri, baskıları protesto ettikleri, topluca yürüyüşe geçtikleri, megafonlarla seslerini duyurmaya çalıştıkları, yani demokratik taleplerini dile getirdikleri, karşılaşmalara ve gelişmelere gebe özgürleşme alanlarıdır; politik hayvanın, ‘zoon politikon’un habitatı. AVM’lerde bunların hiçbirini yapamazsınız.

Günümüzdeki mekânsal düzenlemeler ve yasaklarla sokaklar, dolayısıyla kamusal mekân AVM haline gelmiştir. Devasa bir AVM’nin içine kapatıldık. Peki kentte hâlâ sokak, sokağın ruhu var mı? Bir dışarısı olarak sokağın bir ruhu vardı, her an isyan etmeye teşne asi bir ruh. 19. yüzyılda Baron Haussmann bu ruhu öldürmek için Paris’in labirenti andıran kıvrımlı sokaklarını düzleştirmiş ve kenti geometrik ve kontrol edilebilir bir düzleme yerleştirmiştir. Kentlerin doğurgan sokakları kısırlaştırıldı. Tıpkı Nazi Almanya’sında saf ırk yaratmak için, üremelerini istemedikleri bedenleri kısırlaştırmaları gibi.

Ve sanat dergilerinin birinde şöyle bir başlıkla karşılaşabilirsiniz: “Sokağın Asi Ruhu Galeriye Taşınıyor.” Sokak sanatçıları bir galeride sergi açmışlar. Hangi asi ruhtan söz ediyorsunuz? Ya da kentin kıvrımlarında hâlâ yaşıyorsa, asi ruhu niye galeriye taşıyor, neden steril bir ortamda bu doğurgan ruhu kısırlaştırıyorsunuz? Sadece asi ruh değil, sokaklar da galerilere taşınıp kısırlaştırılmıştır. Alışveriş merkezlerine dönüşen kent caddelerinin, kapalı sitelerdeki yolların galerilerden farkı ne? Galeri steril, yani kısır, beyaz bir küptür. Asi ruh sadece hapishanelere değil, galerilere de kapatılmak isteniyor. Oysa 60’larda asi ruh sanatçıların içine girmiş ve galerilerden dışarıya, açık havaya çıkmışlardı.

Gezi’de de aynısı oldu ve sözcüklerin, formların kabuklarını, duvarları çatlatmış, müthiş yaratıcı ve doğurgan bir ortam yaratmıştık. Asi ruhu galeriye kapatamazsınız, kapattığınız ölü formlardır, içleri boş kabuklar; o başka bir yere kaçmıştır. Galerilerde boşuna ruh çağırma seansları düzenlemeyin ya da kendinizi ve bizi kandırmayın. Sokak, ruh çağırma seanslarıyla gelmez, o hep dışarıdadır.

Ruhu boş kabukların içinde ya da içinizde aramayın. “Ruh derinin altında yatmaz. Bedenlerin... arasındadır. Birbirlerine karşı duydukları bağlanma isteğidir. Bir biçim değil, bir ritim, belirli bir titreşim hali, rezonans” (Bifo, Ruh İş Başında, Metis). Biçimleri galeriye taşıdığınızda ruh ve beden dışarıda kalmıştır. Galeri bedensiz ve ruhsuz bir küptür; formları izlemek için sadece gözler içeri girebilir; beyaz küp kirlenmesin diye bedenler içeri alınmamıştır. Mekânsal düzenlemeler ve yasaklamalarla kentler de bedensiz ve ruhsuz bir beyaz kübe dönüşürken ruhu, içleri boş kabuklarda, formlarda, nesnelerde, metalarda boşuna arıyoruz. Bir zamanların asi ruhları, grafiti sanatçıları da dekoratif bir öğeye, esnafın kepenklerini, dükkânının duvarlarını süslediği basmakalıp bir motife, nezihleştirme elemanına dönüşmüştür. Asi ruhu boş yere galerinin sokaklarında aramayın. Ruh dışarıda, bedenlerin arasındadır. Kabuklarımızı kırmamızı ve birbirimize doğrudan dokunup titreşmemizi bekliyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız