Aşırı sağ heyulası, 30’lara dönüş mü?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Avrupa’da yükselen aşırı sağcı, popülist dalgaya sosyal demokrasinin beşiği İsveç de eklendi. İsveç Demokratları aldıkları oy oranına bakılırsa pazar günkü genel seçimin mutlak galibi. İsveç’in de aşırı sağ dalganın tesiri altına girmesiyle bütün bir Avrupa’da yabancı düşmanı, ırkçı, otoriter partiler Danimarka’dan Hollanda’ya, Avusturya’dan Fransa’ya, Finlandiya’dan Yunanistan’a kadar Avrupa genelinde kara bayraklarını dalgalandırmaya başladılar.

İsveç’te aşırı sağcılar iktidara taşınmayacak olsa da, aşırı sağcılar birçok ülkede iktidarın birer parçaları. İktidara dahil olamadıkları yerlerde ise siyasal gündemi ve siyasetin gidişatını belirliyorlar. Tabii bu dalganın sadece Avrupa ile sınırlı olmadığını, dünyanın dört bir tarafında aşırı sağın yükselişte olduğunu söylemek lazım.

Şimdi, Avrupa’da endişeyle sorulan soru şu: Irkçı, otoriter, aşırı sağ dalga bütün bir Avrupa’yı kuşatacak mı? Aşırı sağcı popülist partiler, bir zamanlar “demokrasinin ve özgürlüklerin beşiği” olarak tarif edilen Avrupa’nın yeni normali mi olacak?

Bu partiler uyguladıkları basınçla merkez sağ partileri de daha da sağa çekip kendilerine yaklaştırırken, durum bir sarmal misali yuvarlanarak büyüyor. Oy kaptırmamak adına, daha sağa çekiliyorlar.

Chemnitz ve Doğu Almanya’da neler oluyor?

Aşırı sağcı basıncın merkez sağ partiler üzerinde nasıl bir tesir yarattığına en çarpıcı örnek Almanya’dan. Eski adı Karl Marx olan Doğu Alman kenti Chemnitz’de patlak veren kitlesel faşist gösterilerin ardından ülkede gerilim tırmanırken, Bavyeralı İçişleri Bakanı Horst Seehoder, “Göçmenler bütün kötülüklerin anası” diyerek, yaklaşan eyalet seçimler öncesi aşırı sağdan rol kapma yarışına girdi.

Almanya İçin Alternatif (AfD) ve Avrupa’nın İslamlaşmasına Karşı Birlik (Pegida) partileri başta olmak üzere, uzun bir süredir istismar edecek uygun bir suç arayan aşırı sağcılar, Chemnitz’de bir almanın Iraklı ve Suriyeli iki göçmen tarafından, nedeni henüz tam olarak aydınlatılamayan bir kavgada öldürülmesi üzerine haftalardır kenti adeta ablukaya aldılar.

AfD lideri mecliste “katliamlar durmadan devam ediyor” dedi, önde gelen bir AfD yöneticisi “Bıçaklıların göçünü durduralım. Devlet sağlayamıyorsa, halk kendisi sokağa çıkarak kendi güvenliğini, öz savunmasını sağlar” sözleriyle adeta bir pogrom çağrısı yaptı.

Faşist Bannon’ın ‘Hareket’i Avrupa’da

Avrupa zaten yeterince aşırı sağcılarla uğraşmıyormuş gibi tam da faşizmin gemi azıya bugünlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın eski başstratejisti Steve Bannon, gelecek ilkbahardaki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupa’daki sağ-popülist grupları bir araya getirme amacı taşıyan bir hareket kurdu.

“Hareket” (The Movement) adı verilen oluşuma katılan ilk isim ise İtalya’nın aşırı sağcı, milliyetçi Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini oldu. AB’nin yok edilmesini isteyen Bannon, istifa etmeden önce yediden fazla Müslüman ülkeye “vize yasağı” koymasıyla günlerce gündemi işgal etmişti.

İtalya’da geçen mart ayında yapılan genel seçim döneminde defalarca İtalya’ya gelen Bannon, hafta sonunda yine Roma’da Matteo Salvini ile görüştü.

Hareketin merkezi, AB’nin kalbi sayılan Brüksel’de olacak. İtalyan gazeteleri Bannon’un, “göçmen karşıtı gerginliklerden faydalanarak Avrupa’daki AB’ye şüpheyle yaklaşan, milliyetçi kamuoyunu hedef aldığını” yazdı.

1930’lar Avrupası’na dönüş mü?

Sokak hareketleri de dahil, aşırı sağcıların hem alanda hem de sandıkta giderek güçlenmesi beraberinde 1930’lar Avrupası’na geri mi dönülüyor endişelerine yol açmaya başladı çoktan. 1929 Buhranı’nın hemen akabinde 1930’larda Avrupa siyaset sahnesi, sırayla faşist liderlerin ortaya çıkışına tanık oldu. Avrupa faşizmin ne demek olduğunu çok büyük bedeller ödeyerek öğrenmek zorunda kaldı. Koşullar 30’lar Avrupası’ndan bir hayli farklı olsa da kriz üzerinde debelenen aşırı sağ dalganın Avrupa’yı “faşizmin kayığına” bindirmesi işten bile değil.

Sağın yükselişine dair kuşkusuz çok şey sıralanabilir. Kapitalizmin içine düştüğü yapısal kriz, işsizlik, göç, ekonomik zorluklar, güvenlik endişesi, geleneksel partilerin kitlelerin taleplerine yanıt verememesi ve değişen değerlere tepki olarak ortaya çıkan sağ popülist hareketlerin kitleleri bir takım korkular üzerinden mobilize etmesi gibi...

Öyle ki Europol (Avrupa Birliği Polis Teşkilatı) dahi “aşırı sağcı şiddete” dikkat çekmek zorunda kalırken, Chemnitz’deki eylemler, yabancı düşmanı Bannon’un ırkçıları birleştirmek üzere yaptığı Avrupa seferi ve İsveç seçimleri de gösterdi ki Avrupa’da bir “sağ heyula” dolanıyor. Nazi özentisi partiler her geçen gün güç devşiriyorlar. 1930’lar Avrupası’na dönülür mü bilinmez ama, aşırı sağ dalganın Avrupa’yı yeni sulara sürükleyeceği açık.