Asırlık kökler
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
İrili ufaklı adaları çevreleyen Ege Deniz’i lodosun etkisinde dalgalı

İrili ufaklı adaları çevreleyen Ege Deniz’i lodosun etkisinde dalgalı. Kayalıklardan kızıl kente tapınaklara tırmanan zeytin ağaçlarının çizdiği hatta yoldayım. Gece yarısını geçmiş yürüdükçe yürüyorum. Asırlık bir gövdeye yaslanarak izlediğim yeni ayın cılız parıldamaları, bakışım ince dalların arasından simsiyah denize odaklanıyor.  Hep ve hiçe yaklaştıran, biteviye derinleşen sular. Gün ışıdığında ruhumu kuşatan, kavrayan, sonsuza salınan gözlerin rengini alacak, tirşeye dönüşecek olan o sular. Bekleyiş, geceden şafağa... Mucizeler yaratan bakışı düşlerinde beliren ışık hatları.  Akıntılarla birlikte belleğin yapı sökümü artan yakıcılığıyla saçılıyor taşa toprağa, zeytinin köklerine varıyor. Azarlayan, bağışlayan, yok sayan, kabullenen, hep konuşan giderek suskunlaşan derinleşen yarıklar. Ağacın kabuklu gövdesine oyulan… Yırtık zamanlarda karşılaşan iki ruh, doyumsuz diyalogların diyarında zeytinler altında sessizlik. Musalar fısıldıyor diğerinin yerine. Daralıp genişleyen akıntı bizi yaklaştıran ve uzaklaştıran, sürüp giden akıntı. 

Lodos güçlendikçe siyaha düşen parlak bir ağartı gümüş renkli ölmez ağaçlarının salınışı. Titriyor. Asırlık zeytin gövdelerinin insanoğlunun aç gözlülüğüne kurban edileceğine dair dehşetli, uğursuz bir söylenti yayılıyor. Yasa koyucular bir katliamı daha onaylamak için çabalarken, zeytinler bilgelikle, sabırla direnişte. Endişe kabaran dalgalar gibi gelip geçici. Köklerinden koparıp söküp atmak topraktan geçmişten ve gelecekten… Bir bilinmeyen varsıllık adına ruhları paralamak. Nefesinden, renginden uzaklaşmak. Mümkünmüş gibi… ölmez ağacıyla bir yazgımızdan ayrılmak.  Suçlayarak, tehditler savurarak, dizginlenmek istenen sınırları belirlenen hayat. Kapital çağın vahşetini, vahametini, yıkıcılığını kanıtlayan bu hal beter zamanların başlangıcını işaret ediyor. Nükleer enerjiler uğruna besinimizi, belleğimizi köklemek akılsız, hayırsız bir düş olmalı.

Ölmez ağacının barışı simgeleyişi Aristophanes’in “BARIŞ” adlı üçleme oyununda belirgindir. Kaynaklara göre bu kesilmek istenen zeytin ağaçlarının altındaki tiyatroda oyun prova edilir.   Aristophanes, Atina toplumunun bunalımlı, buhranlı bir döneminde yaşar. Eserlerini iki büyük yunan kenti arasında kanlı kardeş kavgalarının sürüp gittiği peloponez savaşları sırasında yazar. Oyunlarında Atina’nın bütün bozuk düzenini ve kurumlarını ele alarak eleştirir. Devingen düş gücü ve keskin yergi diliyle iktidara karşı gelir. Komedyalarında bütün güçlülüğü ve güçsüzlüğüyle Atina halkı görünür.

 Barış komedyasının kahramanı Trygaios, köyden şehre göç etmiş bir kişidir. Savaş yüzünden bağlarını bırakmış, Atina’nın işsiz, yoksul insanları arasına katılmıştır. On üç yıldan beri Atina’nın çektiklerini gören Trygaios artık dayanamaz, göğe çıkıp tanrılardan hesap sormaya karar verir. Trygaios göğe varınca tanrıları orda bulamaz ve Savaş’ın Yunan devletlerini bir tane havanın içinde sürekli dövdüğünü görür. Hermes ile karşılaşır, Savaş’ın Barış tanrısını bir mağaraya hapsettiğini öğrenir. Daha sonra bütün Yunan şehirlerinden oluşan bir koroyu çağırır ve Hermes’i de ikna edip Barış’ı tutsak olduğu yerden bereket ve şenlik tanrılarıyla beraber çıkarırlar. Zeytin dalı burada uzatılır.  Aristophanes’in üçlemesi ve diğer oyunlarındaki yergiler günümüz iktidarlarının vahim tavırlarıyla acıklı bir şekilde örtüşmektedir. Suçlayan ve savaşan diller şafakla birlikte suskun, zeytin dallarından boşalan belleğimle akıntıya dalıyorum.

Aristophanes Barış-HERMES

...

Halk da aç, bitkin, miskin köpekler gibi

Saldırıyordu her önüne atılan iftira lokmasına.

Yabancılar tehlikeyi görüyor,

Altınla tıkıyorlardı bazı gammazların ağzını.

Onları zengin edip sizin haberiniz olmadan,

Çöle çeviriyordu Yunanistan’ı.

Bunlar hep o deri tüccarının marifetleri!