Assassin’s Creed: Suikastçılar ve tapınakçıların kirli savaşı
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Canlı bombalarla, suikastlarla yaşadığımız bu dönemde suikastçıları havalı göstererek “Işığa hizmet için karanlıkta savaşırız” mottosu üzerine ant içen kapüşonlu saldırganları neden izlemek zorundayız?

Gelmiş geçmiş en iyi video oyunu uyarlaması olarak lanse edilen Assassin’s Creed beklentileri oldukça yükseltmişti. İki Oscar adaylığı bulunan Michael Fassbender, Oscar ödüllü Marion Cotillard ve Jeremy Irons’tan daha iyi bir oyuncu kadrosu düşünmek mümkün mü? Ancak bir kez daha görüyoruz ki nicelik niteliğe dönüşmemiş.

Özgür irade elması
Callum Lynch (Michael Fassbender) isimli bir mahkûm Abstergo Endüstri Şirketi tarafından idam masasından kaçırılır. Şirketin CEO’su Alan Rikkin (Jeremy Irons) aynı zamanda Tapınakçılar tarikatının üyesidir. Kızı Sofia (Marion Cotillard) ile Animus Projesi’ni yönetmektedir. Hatıraların genetik olarak DNA’da izleri sürülebildiği için, atası suikastçı olan Callum, Animus makinasına sokulur. Amaç insanın özgür iradesinin genetik kodunun bulunduğu Cennetin Elması’nın yerini bulmaktır.

Tapınakçılar bu elmanın yerini bularak özgür iradeyi ellerinde tutacak ve böylece ilk itaatsizliğin şifrelerini çözerek şiddete bir son vereceklerdir. Günümüzde Callum olarak izlediğimiz karakter makinaya girdiğinde 15. yüzyıl döneminde atası Abigail olarak karşımıza çıkıyor.


Neler oluyor yahu!
Bazı anlarında ilginç olarak görünmeyi başaran filmin bu eforu çabuk tökezliyor. Hikâyeden çok hikâyeyi nasıl anlattıklarıyla o kadar çok ilgilenilmiş ki film mekanik ilerleyen bir karmaşaya dönmüş. Hatta 116 dakika boyunca ‘Neler oluyor yahu!’ dedirtecek kadar tam bir çorba. Filmde en çok ilişki kurduğumuz karakter Callum Lynch. Çocukluğundaki bir trajedi ile tanımaya başladığımız bu karakterin içindeki öfkeyi ve intikam duygusunu anlamak bizim için daha kolay oldu. Film 15A (15 yaş altı izleyici kitlesi aile eşliğinde izleyebilir) ve 13+ (Bu filmler 13 yaşında ve 13 yaşın üzerinde olanlar için uygun) akıllı işaretleriyle vizyona giriyor. Bu işaretler sebebi ile film adeta çocuklar için çekilmiş oluyor ve konusunun ciddiyetini hak ettiği gibi ele alabilen sert bir fantastik aksiyon yaratılamıyor. Halbuki, Hassan Sabbah’ın Haşhaşileri ve Mason görünümlü Tapınakçılar gibi son derece radikal fikirlerin kol gezdiği bir hikâye daha yetişkin bir film anlayışını gerektiriyordu. Filmin en büyük problemi de bana göre bu noktada. Meselesine sahip çıkabilecek ticari bir anlayışı olmayan filmler böyle saçma birer yapıma dönüşmeye mahkûmdur. Filmi ‘harika bir fantastik masal olarak’ yorumlayan bazı isimlerin yazılarını hayretle okuyorum. Ben olsam çocuğumu bile bu filme götürmezdim.

Böyle kahraman olunmaz
Belki dünya gündeminin böylesine sert olmasaydı Assassin’s Creed’in hikâyesinden rahatsız olmazdım. Ama her ne kadar doğru bir amaçla olursa olsun “Işığa hizmet için karanlıkta savaşırız” diyen hiçbir yeraltı grubunun tarafında olmam mümkün değil. Bu duygu içinde olunca da Suikastçıları Tapınakçılardan farklı bir yere koyamıyorum. İşte tam bu duygu bu filmin hikâyesini ne kadar kötü anlattığını gösteriyor. Etkileyici aforizmalarla süslenmiş bu yakışıklı Suikastçıların (Assassins) sadece terminolojik kaynağı değil ilham kaynağı da Haşhaşiler ve filmdeki uçan kartalın Hasan Sabbah’ın kalesi olan, Türkçede ‘kartal yuvası’ anlamına gelen İran’daki Alamut Kalesi de bağlantılı. Bu bağlantılar hikâyede özel hassasiyet gerektiriyor. Masonların düzeni sağlamak için sistemli olarak kaos yarattıkları teorilerinin etrafı sardığı ve canlı bombalarla, suikastlarla yaşadığımız bu dönemde Suikastçıları havalı göstererek mottosu üzerine ant içen kapüşonlu teröristleri neden izlemek zorundayız? Teröristlerin hepsi ışık için savaştıklarını söylüyorlar zaten. Karanlıkta savaşandan ışığa fayda gelmez. Savaşacaksan mertçe, ışıkta, meydanda, düşmanının gözünün içine bakarak savaşacaksın. Benim için kimse savaşmasın karanlıkta. Savaşmayın! Ve kendinize dikkat ederken size ne izlettirdiklerine de dikkat edin...