Atı alan…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Referandumdan önceki son yazıda, “Yarından sonra ne olacak?” diye sormuş; Evet çıkarsa balkona çıkılacağını ve balkondan demokrasi öpücükleri atılacağını, hemen sonra balkondan inilip; “OHAL’e devamda fayda olduğu söylenecek, KHK’lar peş peşe gelecek. Parti devleti’ni tahkim edecek düzenlemeler birbirini izleyecek. Referandum öncesi bol keseden verilenler zamlarla geri alınacak. Daha ne kadar kaldıysa, akademide, medyada ‘istikrar’ı bozanlara yol verilip, kimileri ta Silivri’ye kadar yollanacak…” demiştim.

Balkona Başbakan çıktı, ama asıl balkon konuşması balkonu ona bırakan Başkan’dan geldi. Zafer ilan ettikten ve rakamları zafere uygun yorumladıktan, özellikle Güneydoğu’da yükselen oylarına vurgu yapıp yepyeni bir dönemin başladığını müjdeledikten sonra, sonuçları sorgulayan “aç tavuk”lara “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diye sert çıktı. Konuşması, özgüvenle çıkılan balkonlardakinin tersine sertti. İdam ve Batı ile ilişkiler konusunda kampanya çizgisini sürdürdü.

Balkondan inilince gelen sertlik gecikmeyecek gibi!

Her seçimin matematiği oluyor; bir öncesinde bir de sonrasında yapılan. Referandum öncesi matematiğe sarılanlar; 1 Kasım 2015’te yüzde 85 katılım olduğunu ve AKP+MHP+BBP oylarının toplamının 29 milyona yaklaştığını göstererek Evet’i garanti sayıyorlardı.

Referandum sonrasının basit matematiği de Evet’in kazandığını gösteriyor. Başkan da o matematikle yeni sisteme 25 milyon vatandaşın “Evet” dediğini, böylece “Atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini” söyledi.

Bir başka basit hesap, Üsküdar’da attan düşüldüğünü de gösterir!

Üsküdar biraz dursun, ülke genelinde 29 milyona yaklaşan oydan 25 milyona gerilediğinden Evet bloku kendi içinde dışarıya konuştuğundan farklı konuşacaktır.

Atı alan”la anılan Üsküdar’ın farklı bir anlamı var. Erdoğan’ın evi orada ve muhafazakâr seçmenin yoğunlukta olduğu bir yer. İşte o Üsküdar’da, 1 Kasım’a kıyasla yüzde 10’dan fazla oy kaybetti AKP+MHP.

1994’ten beri sürekli kazandığı İstanbul’u kaybetti. AKP ve MHP'nin belediyelerini kazandığı İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin, Adana, Denizli, Balıkesir, Manisa, Bilecik gibi kentlerde HAYIR öne geçti.

Üretim ve eğitim düzeyi yüksek, ihracat yapan, dışa açık kentlerde HAYIR öne geçerken; sanayileşmesi geri, içine kapalı, eğitim düzeyinin düşük olduğu kentlerde Evet kazandı.

Sosyolojik olarak bakınca; “atı alanın Üsküdar’ı geçtiği” değil, “atı alanın Üsküdar’da düştüğü” de söylenebilir.

Normal bir siyasal akıl, her iki vatandaştan neredeyse birinin karşı çıktığı radikal bir değişimin zorlanmasının doğru olmayacağı sonucuna varır ve gerginlik politikalarından hızla uzaklaşır. Ne AKP’nin bugüne kadarki pratiği, ne de hemen referandum sonrası söylenenler buna işaret ediyor.

O yüzden AKP’ye yakın kimileri; “Mevcut modelin, hayli geniş olduğu görülen ‘Hayır’ kampını da müsterih kılacak düzenlemelerle ilerlemesi, bir seçenek değil artık, zorunluluk. Türkiye'nin yarısından az fazlasının oyunu almış, ama yarıya yakınının onayını almamış model, kendisine esneklik kazandıracak yollarla desteklenmezse, güç ve istikrar ulaşılabilir hedefler olmaktan çıkar” diye uyarıyor.

Türkiye, bu referandum sonucuyla, iktidar açısından yönetilmesi çok daha zor bir ülke haline geldi. Alışkanlığı da; zoru, zora sarılarak aşmaya çalışmak!

Referandum öncesi son yazımda, Hayırcıların asıl kazancı çok farklı kesimlerin rengârenk yürüttükleri kampanya sürecinin öğrettikleri ile Gezi’nin öğrettiklerini harmanlayarak “Daha nitelikli ve uzun soluklu bir örgütlenmeyi başarmaları olacak” demiş ve “Bunu yapabildiklerinde, önlerine eskisinden daha güçlenmiş bir şekilde bakabildiklerinde, her ne olursa olsun hayırlısı’ olmuş olacak!” diye noktalamıştım.

Şimdi tam da o noktadayız: Gezi’nin kazandırdıkları ile Hayır kampanyasının kazandıklarını birleştirerek, zorun karşısına daha güçlü bir demokrasi ve özgürlük talebiyle çıkılabildiğinde, atı alıp Üsküdar’ı geçenin kim olduğu daha net görülecek!