Atina’dan mektup var
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Bu hafta, suyun öteki tarafındaki sevgili dostum Yunanlı-Fransız gazeteci Effy Tselikas’ın Yunanistan’da 7 Kasım’da

Bu hafta, suyun öteki tarafındaki sevgili dostum Yunanlı-Fransız gazeteci Effy Tselikas’ın Yunanistan’da 7 Kasım’da düzenlenen yerel seçimlere ilişkin yazısını sizlerle paylaşmak istedim…

Sevgili Defne,

Yunanistan’da yerel seçimlerin ilk turundaki sonuçlar, ülkeyi sarsan şiddetli kriz döneminde gereken acil sorunlara hiç bir yanıt getiremedi. Ancak üzerinde düşünülmesi gereken bazı dersler çıkartmak mümkün :

İlk önce, Kallikrati planının, yani belediye ve bölge seçimlerinde ilk kez yerinden yönetim (beldelerin birleşmesi, yönetim ve bütçe yetkilerinin merkezi yönetimden yerel yönetimlere geçmesi vs.) harekete geçirilmesi gerekirken, arazi yerleşimi tartışılacağına sadece bildiğin politikacı siyaseti yapıldı. Halledilmeyi bekleyen devasa çevre sorunları, kadastronun güncelleştirilmesi, bölgesel süreklilik tamamen unutuldu…

İkincisi, ne liderler ne de partiler, hiç kimse birinci turdan galip çıkamadı. Oysa burada genelde birçok bölge belediye başkanı ve valisi daha ilk turdan seçilirdi. Pazartesi sabahı tüm gazetelerin başsayfasında "Katılımsızlık kazandı" okunuyordu. Oy vermenin zorunlu olduğu ve hatta vermemenin parasal cezası olan bir ülkede seçmenlerin yüzde 45’nin oy vermeye gitmemesi, yüzde 5’inin boş oy vermesi bence Yunanlıların büyük bir bölümünün "Hayır"ı olarak algılanması gerekir. Hükümetin politikasına "hayır"dan öteye, genel olarak yozlaşmış olan bu ülke siyasetini reddetmek demek.

Üçüncüsü, birinci tur sonuçlarından üç ana eğilim çıkıyor : Birincisi, iktidardaki PASOK, seçim öncesi yaptığı şantaja rağmen (Yorgo Papandreu PASOK büyük oranda oy kaybedecek olsa derhal genel seçime gideceğini açıklamıştı) yerinde saydı. Bazı illerde ilerleme gösterdiyse de, bunu Selanik’te şarap üreticisi Yannis Butaris veya Atina’da eski Devlet arabulucusu Giorgos Kaminis gibi, sivil toplumdan yanına çekmeyi başardığı adaylar sayesinde başardı.

İkincisi, Komünist parti KKE’nin genelde yüzde 5-6’larda kalan oyları bu kez büyük ivme kazanarak yüzde 12’yi buluyorsa, bu durum toplumsal gerilimin çok yakında artacağını gösteriyor. KKE’nin PASOK iktidarının buralarda "Troika" denilen AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın denetimi altında yürüttüğü politikaya karşı ikinci turun hemen ertesi günü düzenleyeceği protesto da bunun bir belirtisi...

Son olarak, Yeni Demokrasi partisi sadece aşırı sağ (LAOS, yani Ortodoks Halk İkazı) ile ittifak kurduğu bölgelerde başarılı olabildi.

Bu üç siyasal gösterge aslında siyasi duruşlarda giderek radikalleşme yaşanacağına işaret.

Yunan halkının politika denen canlı tanrıçadan giderek soğumasına en iyi örnek, Kastelorizo adası sakinlerinin anlamlı protestosu. Yorgo Papandreu iktidarını başlatan meşhur konuşmasını bu adada yapmıştı. Papandreu duru sularla beslenen güllükler, gülistanlıklar vaad etmişti. İşte bir yıl sonra, mali sıkıntılar nedeniyle ülkenin geri kalan kısmıyla deniz (yani tüm!) bağlantıları kesildi, Ada sakinleri günlük alışverişleri veya doktor muayeneleri için mecburen karşı sahile, yani Türkiye’ye gitmek zorunda kalıyor. Kastelorizo sakinleri oylarıyla "Bizi sadece dekor olarak görüyorlar" mesajını vererek, aşağıdakilerin yukarıdakiler tarafından yok sayıldıklarına inanan tüm Yunan halkının hislerine tercüman oluyorlardı.

 Anlayacağım, iki değil, birçok tura hacet var. Kalimera, sevgili dostum !

Effy Tselikas