Atlantik’te ilk Türk Beykozlu büyük denizci
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Yaklaşık dört beş yıl önce sosyal medya üzerinden kısa bir mesaj aldım:
-Dünya Beykozlular Gününüz kutlu olsun hocam!

Beykozlu olmasına Beykozluydum ama böylesi uluslararası bir günümüz olduğunu bilmiyordum. Gençler bu işi de halletmişler 19 Ağustos’u Beykozlular Günü ilan etmişlerdi. Beykoz Gençlik Kulübü’nün kuruluş yılı olan 1908 tarihini 19 ve 08 olarak iki bölmüşler dünyanın dört bir yanındaki Boğaziçi’nin sarı siyahlılarını kutlamaya başlamışlardı.


Ben de bu yıl “Dünya Beykozlular Günü”nü dünya çapında bir başarıya imza atmış -ama pek bilinmeyen- bir Beykozlu büyüğümüz Mustafa İhsan Denizaşan’ın hikâyesiyle kutlayayım istedim.

•••
1903 yılında Beykoz’da dünyaya gelen Mustafa İhsan, İstanbul Sanayi Mektebini bitiriyor. Yirmili yaşlarının sonuna doğru içinde alevlenen bir tekne ile uzaklara gitme duygusunu hayata geçirmeye karar veriyor.

Bunun için kesin kararını verdiği tarihi kendisi hatıratında şöyle yazıyor:

“Düşündüğüm her şey mübhemliğini (belirsiz korku) kaybediyor ve bulanık çizgiler açıklık kazanıyordu. 1931 yılında arzularla dolu ruhum nihayet karara vardı. Yola çıkacaktım.”

Mustafa İhsan kendisine daha sonraki yıllarda “Denizaşan” soyadını haklı biçimde kazandıracak olan macerasına böylece başlıyor.

1932 yılının Nisan ayında kayığını inşat etmeye başlıyor. Modelini Fransız dergisindeki bir kotra modelinden esinlenerek çiziyor. Beş milimetre kalındığında galvaniz çubuklar ile teknenin iskeletini meydana getiriyor. Boyu 5 metre, eni ise 1.5 metre olan kayığın üstü açık, altı düz biçimdeydi.

Mustafa İhsan, kapakları kauçuk olan dört sandık içine gerekli malzeme ve eşyalarını dolduruyor. Giysiler, yiyecek içecek yanında yanına iki şey daha alıyor:

-Gramofon ile iki plak. Cumhuriyet (İstiklal Marşı) ve İzmir Marşı!

Yolculuk sırasında çıktığı limanlarda onu karşılamaya gelenlere bu iki marşı çalacaktır.

Bütün hazırlıklar bittiğinde 30 Haziran 1932 sabah saat: 05.00’te Salacak İskelesinden sakin bir havada denize açılıyor. Annesine de “merak etme Mersin’e gidiyorum” diyerek veda ediyor.

14 Kasım 1932’ye kadar Marmara, Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs seyri yaparak teknesini ve kendisini kontrol edip büyük macera için hazır olup olmadığını kontrol ediyor.

18 Temmuz 1933’te Suriye’nin Lazkiye limanına giriyor. 18 Ekim 1933’de Mısır’ın Port Sait limanına, 30 Ağustos 1934’te Tunus’un Porto Farina limanına giriş yapıyor.

Atlantik’e de çıkıp, kuzeye yöneliyor. Cebeli tarım Boğaz’ından geçip İspanya’nın Cadiz şehrinin kuzeyindeki Huelva limanına kadar çıkıyor.

Mustafa İhsan’ın maddi imkanları buraya kadar yetiyor. Geri dönüş yoluna buradan başlıyor, 1936’da Türkiye’ye dönüp İstanbul’da macerasını tamamlıyor.

Mustafa İhsan 1934’te çıkan kanundan ancak dönüşünde haberdar oluyor. Ve hiç kimsenin itirazı olamayacak hak edilmiş soyadını alıyor: Denizaşan!

Mustafa İnsan Denizaşan 1989 yılında vefat ediyor. Paşabahçe Mezarlığında toprağa veriliyor.
•••
Bu bilgileri Yeni Deniz Mecmuası’nın Mart 2016 tarihli 1. sayısında Tümamiral Cem Gürdeniz’in bilgi dolu uzun makalesinden aldım. Gündeniz de kaynaklarını yazının içinde belirtiyor. Dergiyi ise Beykozlu öğretmenlerim Şahin ve Lale Köktürk’ün küçük kızları Esra Köktürk bana verdi.

Beykoz’dan Mustafa İhsan’a layık başka gençler de yetişti. Mesela Tarzan Mehmet üzerinde “Barbaroslu” yazan kendisinin bez ve ahşap çıtalarla yaptığı kano tarzı iki metrelik teknesiyle Samsun-İstanbul ve İstanbul-İzmir arasını kat etti.
Şahin Köktürk ise 1960’ların ilk yarısında Sapanca Gölü kenarında kendisinin inşa ettiği 6 metrelik yelkenli teknesini karadan İznik Gölü’ne at arabası ile götürüp, sonra da aynı yöntemle İzmit körfezine indirmiş, oradan da Beykoz’a kadar denizden götürmüştü.

19 Ağustos Beykozlular Günü’nde geniş ufuklu Beykozlu büyüklerimizi sevgi ve saygıyla anıyoruz.

***

Tuncay Terzihanesi kapandı

Sevgili Sunay Akın pek çok gösterisinde anlattığı aşağıdaki hikayeye aynı başlıklı kitabında da yer verdi.
•••
“Trabzon'un en ünlü terzilerindendi Tuncay Bey... Dükkânının rafları aldığı siparişlerin kumaşlarıyla doluydu. Genç adam modayı takip eden, yenilikçi biri olduğu için onun diktiği bir elbiseye sahip olmak isteyenler, araya hatırı sayılan insanları koyarlardı: "Şu bizim komşunun mantosunu bir zahmet sıkıştırıver!.."

Kedilerinin pençelerinin balık koktuğu bu kentte, bir gün, on yedi yaşında bir genç kız girer Terzi Tuncay'ın dükkânından içeri. Yanında annesi, elinde ise bordo renkli bir kumaş vardır. Kendisine bir ceket dikmesini ister genç terziden. Aşk tanrısı Eros'un attığı ok Tuncay Bey'in kalbini delmeden önce, içeri giren genç kızın güzelliği karşısında, tuttuğu iğne eline batmıştır çoktan!
Terzi Tuncay genç kızı provaya çağırmaya başlar. Hem de yalan yere ve kaç kere!.. Hatta bir seferinde şu türküyü bile mırıldanır, hafiften:

Sen yağmur ol, ben bulut
Maçka'da buluşalım
Ölçü iyice alınmıştır!.. Bordo renkli ceket tamamlanır sonunda.
Üç tane düğmesi vardır bordo ceketin... İşte ben, o ceketin ortanca düğmesiyim!”
Bu ceket İstanbul Oyuncak Müzesinde duruyor.

•••

Değerli ağabeyimiz Atilla Aşut ise sayfadaki fotoğrafla birlikte aşağıdaki notu yolladı.

“Sevgili Nazım merhaba,

Sunay Akın'ın babasının cenaze törenine katıldığını öğrendim. Tuncay Akın (bizim aramızdaki adıyla 'Terzi Tuncay'), Trabzon'da çok yakın arkadaşımızdı. O yıllarda çalıştığım "Hâkimiyet" gazetesinin sahibi Şahap Eyuboğlu gibi Tuncay Akın da Maçkalıydı ve aynı köydendiler. Daha da önemlisi, gazetemizin Şekerfabrikası Sokağı'ndaki bürosu ve basımeviyle Tuncay Akın'ın terzi dükkânı yan yanaydı. O yüzden de günlerimiz hep bir arada, iç içe geçerdi. Bazen birlikte meyhaneye gittiğimiz de olurdu. Sana o günlerden bir fotoğraf gönderiyorum. Ben, Tuncay Akın ve Şahap Eyuboğlu, dönemin en ünlü lokantalarından Gülbahçe'de oturmuş, günün yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz...”
Tuncay Akın Ağabeyimizi 14 Ağustos 2015 günü sonsuzluğa uğurladık.
Ve Tuncay Terzihanesi şimdi kapandı.