Atlet mi, adalet mi ikilemine sıkışan ülke!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Kılıçdaroğlu doğrudan RTE’ye; “Onda Kılıçdaroğlu hastalığı var, ben adalet diyorum o atlet diyor” sözleriyle sağlam bir çıkış yaptı. İçinde mizah olan, gerilimden uzak her cümleyi önemli sayıyorum. Sokakların savaş alanına döndüğü şu günlerde elbet biraz tebessüme ihtiyaç var. Siyasal eleştirinin dili gücünü de belirliyor. CHP’nin ‘adalet’ peşinde koşması toplumda karşılık buldu. Ancak kimi kronik hastalıklar artarak devam ediyor. Bu yazıyı inatçı bir anımsatma duygusuyla kaleme aldım.

İlkin şunu söyleyeyim ‘atlet’ fotoğrafı sanıldığı gibi sevimli, sıcak ve halkçı izlenim yaratmış değil. Halkı bu tür simgelerle yorumlamaya kalkmak, sıradan bir faydacılıktır, daha beteri kolaycılıktır. ‘Halk Dalkavukluğu’ sağ siyasetin kullandığı pespaye bir yöntemdir. Oysa aydınlanma kavgası şehirli olma kültürü ister. Tarihi böyledir. Meseleyi yer sofrasına oturmak, atlet giymek türü görüntülere indirgerseniz, siyasi rakibinize benzersiniz. AKP’nin bir elinde kutsal kitap, diğerinde bayrak var. Ne yaparsanız yapın, AKP kadar sığ bir dille bunları kullanamazsınız. Kaldı ki doğru da değil. Önerin nedir derseniz…

Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet Yürüyüşü’ sırasında bir fotoğrafı vardı mesela, etkileyiciydi. Ayağında spor pabuç, pantolon, üstünde terden sırılsıklam olmuş bir gömlek ve içinde atlet vardı. Elinde de su. İşte o atlet sahiciydi. Yetmiş yaşına gelmiş bir halk adamı, o boğucu sıcakta, halkı/memleketi için yürüyordu. Orada kurgu yoktu, vasatlık yoktu. O ter; emeğin teriydi… Önemliydi. İki simge arasında fark büyük… Yol boyu halkın sofrasına konuk oldu Kılıçdaroğlu, yapay değildi. Ben tanığım; kimi vekiller, belediye başkanları yalandan yürürken bu adam ter akıttı. Bana kalırsa karşılığını da gördü ve milyonlarla miting yaptı. İki atlet arasında fark büyük! CHP’yi işgal eden sağcı kafa nasıl bilmiyorum, ısrarla etkili olmaya devam ediyor. Herkese şirin görünmekle, tüm toplumsal çevrelerden oy alınmaz. Oysa reçete açık…

Okul öncesinden üniversite bitene dek eğitimi parasız yapacağınızı söyleyeceksiniz. Ülkenin her yanında aynı kalitede okul ve öğretmen sağlayacaksınız. Tüm özel kurumları devlete katacaksınız. Aynı uygulama hastaneler için geçerli olacak. Tüm özel kurumlar hemen devletleşecek ve ülkeye eşit biçimde yayılacak. Tarımı modern araçlarla destekleyeceksiniz. Ülkeyi yeniden tarım devleti yapacaksınız. İnanç meselesini tartışma alanından çıkarıp, mutlak laiklik diyeceksiniz. Tüm cemaat, tarikat türü yapılanmaların elinden çocukları kurtaracaksınız. Köy okullarını açacaksınız, özel yurtları kapatacaksınız, her yere parasız devlet yurdu açacaksınız. Kısacası; kamu yararı olan her yerde devlet yatırım yapacak, liberallerin eline bırakmayacaksınız halkı. Örnek mi… Küba… İnceleyin…

İmdi; kurultaya ne kadar sağcı, İslamcı, piyasacı varsa çağırmış CHP. Şöyle söyleyeyim Oya Baydar bile davet edilmiş, tepki üzerine vazgeçmişler. Tek tek isimleri tartışacak değilim burada. Ancak herkese söz hakkı vermek türü bir anlayış yanlıştır. AKP yanaşması kimi isimler bugün pişman oldu diye neden baş tacı edilsin? Onların hatalarını, yanılgılarını biz çektik. Ülke uçurumun eşiğinde… E hâlâ onlar konuşacak. Niye? Yahu yerli yerinde, güçlü bir toplumcu program çıkamaz mı ortaya? Yok, eğer sağcılarla iyi geçinelim deniyorsa, yanılgı büyüktür. Göreceksiniz Akşener’in partisi CHP’den hem vekil hem de oy alacak. Ancak kendi gibi olan kazanır. Kaldı ki ben bu ülkede bir daha OHAL olmadan herhangi bir seçim yapılacağını sanmıyorum. Toplumsal muhalefet ilkelerle örülmelidir. Devşirme isimlerle yol alma uygulamasını Baykal başlattı. Sonuç ne oldu?

RTE türü bir hükümrana karşı ancak sosyalist dil ve yöntemlerle karşı durulur. Siz Gezi’de evladını yitirmiş ananın yanına, eski AKP yanaşması bakanları, vekilleri, gazetecileri oturtursanız adalet sağlamış olmaz, tersine yarayı kanatmış olursunuz. “Ergenekon” söylemi neden yeniden ısıtılıp, piyasaya sürülüyor dersiniz? Evrim konusunu bilmeyen, Nuray’ın abukluğunu ifade özgülüğü sanan kimseyle; bilime ömür vermiş insanları nasıl yan yana getirirsiniz? İlk işi CHP Genel Merkezi’ne mescit yaptırmak olan adam vekil oldu, gördük. Şimdi de tüm ateistleri hedef alanlarla adalet arayacaksınız öyle mi? Ne söyleyecek bu adamlar size? Örnekler çoğaltılabilir. Basın konusuna hiç girmiyorum.

Bana kalırsa Kılıçdaroğlu yürüyüşle büyük güç kazandı. Toplumsal önderlik vasfı edindi. Bu kaybolur mu, bilemem. Ancak bir işi hakkıyla yapmak önemli… Bunun için CHP örgütünü konuşturmak ilk hedef olmalıydı. Yine örgüt yerine kariyerini düşünen vekiller önde. Oysa artık vekil olmanın da değersiz olduğu dönemdeyiz. Tek adam var tek! Zaman kaybetmek yerine örgütlü toplum için işçilik yapılmalı. Ayrıca sağ siyasetin o muhafazakâr dilini kullanmak neyin nesi? “Çanakkale de şühedanın huzurunda toplanıyoruz” türü söylemler sadece ve sadece popülizmdir.

Siyaset; bir program, yerli yerinde planlama ve eylem üzerinden yapılmazsa silah geri teper. Dünyanın dört tarafıyla kavgalı bir ülkenin, birikimli isimlere, güçlü örgütlere, sağlıklı üniversiteye ihtiyacı var kuşkusuz. Sap saman karışırsa, burun boktan kurtulmaz!