Anasayfa ARŞİV Auschwitz nedir ya da Hakkari’den sonra ne yapmalı?

Auschwitz nedir ya da Hakkari’den sonra ne yapmalı?

23 Nisan’da Hakkari’de boş bir arazide 14 yaşındaki Seyfi Turan’ın kafasını elindeki silahla parçalayan polisin görüntüleri Kanal D Ana Haber’e düştüğünde, Adorno’nun o meşhur sözü geldi aklıma:
“Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz.”
Ertesi sabah gazeteleri önüme çektiğimde bu vahşeti yalnızca Taraf’ın manşetten gördüğünü, Hürriyet’in, Milliyet’in, Radikal’in ve Vatan’ın ise habere ilk sayfalarında yer verdiklerini gördüm. Belki diğer ulusal gazetelerimizin genel yayın yönetmenleri de Adorno’yu hatırlamışlardı; ama ne yazık ki yine ‘yanlış’ hatırlamışlardı. Zira sessizliklerinin en iyi niyetli tercümesi şu olabilirdi:
“Auschwitz’in şiiri yazılmaz!”
Hadi o gün 24 Nisandı; ‘önemli’ bir gündü yani. Her kabul, başka bir kabule zemin hazırlama tehlikesini içinde barındırıyordu. Ama ertesi gün de manzara pek farklı değildi.
Gerçi Genelkurmay Başkanımız bile ‘Türkiye halkı’ olduğumuzu muştulaşmıştı ama basınımız, bu halkın tarihine düşülen her şerhin, yarın bir gün başımıza iş açacağı refleksiyle Hakkâri’de yaşananların da karşılıklı bir vahşet olduğu yönündeki milli tezin taşlarını döşemeye başlamıştı bile. Aklıselim adına ve bir de asri zamanların anlamından en çok uzaklaştırılan kavramının koruyuculuğunda:
“Auschwitzleri yaratan Batı ve onun yerli işbirlikçileri kendi işlerine baksınlar.”
Benim gibi ‘malum’ kalemlerin tercümesine yer bırakmayacak kadar cesur davranıp  “İyi ama kafası parçalanan o cılız çocuğun hiç mi suçu yok?”  diye soran, sorabilen ‘makul’ kalemleri anmadan geçmeyeceğim elbette. İsim de vereceğim üstelik yarın da hatırlansın, hatta hiç unutulmasın diye.
‘Yine ne kadar simetriksiniz Sayın Akif Beki’ ile başlayalım isterseniz:
“Hakkâri’de polis dipçiğiyle bir Kürt çocuğunun dövülmesine isyan edersin.
Olursun polis düşmanı, hatta Kürtçü… Çocukların ellerine taş verip polise saldırtmak demokrasiye de, insanlığa da sığmaz dersin. Derler, jakoben, devletçi…”
İki noktalar ve cümlenin tümü Yeniçağ’dan Hasan Demir’e ait:
“Herkes ‘Bir Türk-Türk çatışması çıksa da hedefimize varsak?’ diye ellerini ovuşturanlarla, Türkiye’yi yönetemeyenleri göz önüne getirip,  ‘Çocuğun başına dipçiği vuran yalnızca polis mi?’  sorusunun cevabını arasın lütfen..Seyfi’ye, ailesine, polisimize ve Türkiye’ye geçmiş olsun.. “
Yazarlarımızın tespitlerinin ardından ‘vicdanımıza geçmiş olsun’ deyip yazının ritminin zorunlu kıldığı tercümemizi yapalım:
“Söz konusu vatansa, Auschwitz teferruattır.”
Bir de başlığımızın ikinci kısmı var elbette: Peki Hakkâri’den sonra ne yapmalı?
Başka yerde aramaya gerek yok, Rakel Dink’in Hrant’ın ölümünden sonra en nasırlaşmış vicdanları bile yumuşamanın eşiğine getiren sözleri en hakiki mürşit olarak duruyor önümüzde:
‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığın’ satır aralarına gizleyip tekrar tekrar algılarımıza şırınga ettiği ‘milli simetri mitini’ yatırmalı masaya. Kötülüğü ve zararları gün gibi ortada olan fiillerle, yalnızca hukuki mecrada hesaplaşmanın tatminiyle yetinmemeli.
Yani tane tane konuşmalı. Bıkma lüksüne kapılmadan Nebuladan başlamalı. Pozitivizmin kolaycılığına kapılmadan yaşamın itinayla birbirinden kopartılan alanları arasındaki bağı ilmik ilmik dokumalı.
Yani Seyfi’nin kafasını parçalayan o robotun, eylem öncesi nöbet tutacağı yerde beklerken tükettiği kumanyanın parasının niçin maaşından kesildiğini, bu maddi etkenin Seyfi’ye yönelen şiddeti ne derece tetiklediğini bile tekrar tekrar düşünmeli mesela. Kimlerin, nasıl bir saikle, bir insan olan polisi bir insan evladına karşı kızdırmak için ‘planlar yaptığını’ hesaplamalı.
Ama yukarıda güzide örneklerini verdiğimiz zihniyetle değil elbette. Seyfi’nin, mağdurun hakkını vereceksin, fiili açıkça ‘âmâsız’ lanetleyeceksin; hukuki alanda işin peşini bırakmayacaksın. Cellâdı da yatıracaksın masaya.
Polisten canavar, çocuktan ölümü göze alan militan yaratan karanlığa dikeceksin gözünü, aklını, vicdanını. Ve sırayla değil aynı anda yapacaksın tüm bunları. İşte o zaman buna sağduyu diyeceğiz bizler de; aklıselimine yoldaş olacağız.
Kendimi, çocukların performans ödevini yapmak için google’a girip  ‘Auschwitz nedir’ diye aratan ve yazımla karşılaşan velilerimizi kafasını karıştırmamak, dahası çocuklarımızın geleceğiyle oynamamak için zorunlu bir açıklama yapmak zorunda hissediyorum:
Auschwitz insanın insana sistematik kötülüğünün manifestosudur. Hakkâri’de yaşanan, Auschwitz’in yarı açık başka bir coğrafyadaki muadilidir.
***
MEDYAZADE
YIllardIr bağırır durur solcu takımı: “1 Mayıs yasallaşsın!””Taksim hakkımız söke söke alırız!”
Köpeği canından pireler bezdirirmiş. Hükümet sonunda 1 Mayıs sözde işçi bayramını resmi tatil olarak ilan etti. Ulen dedim, şimdi bu gazla ikinci amaçları için dayatırlar, Taksim’de miting hakkını da kopartırlar.
Ama bereket, içlerinde teslimiyetin adını ‘uzlaşı’ olarak değiştirme hikmeti gösteren münevverler var. “Aman canım diyorlar, bir tutturmuşsunuz Taksim Taksim. Çıkacaksın da ne olacak.” Değil mi ya?
İflah olmazlarıysa hâlâ kararlı. “Herkese açık olan Taksim emekçiye niçin kapalı. Üstelik fiziki şartlar ve güvenlik açısından İstanbul’un en uygun alanı Taksim” diyorlar. Geçenler de bu konuda sözde bilimsel bir rapor bile yayımladılar.
Bilmem sağduyu sahiplerinin yanında olduğumu söylememe gerek var mı? Anayasa devletin. Yurttaş kendisine bu nimeti bahşeden devletine, haklarını dayatmamalı. Hem unutmamalı ki dayatmak bir ömür sürer, uzlaşı bir dakika. Kimin o kadar vakti var canım. Ne kadar ‘uzlaşma’ o kadar köfte. Ayrıca ‘uzlaşı’ daha çağdaş değil mi siz söyleyin Allah aşkına?
***
…Diyor ki:
“Ne hale geldik.” Akşam.
Akşam yargıya intikal eden çocuk tacizi olayları üzerine yakınıyor. Ne haldeydik ki diye düşünmeden edemiyor insan.

 

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

9,984AbonelerAbone
- Reklam -

SON HABERLER

Galatasaray’dan ‘Cübbeli Ahmet’ iddialarına yanıt

Galatasaray Spor Kulübü, gazeteci Can Ataklı'nın "Galatasaray'ın 22. Şampiyonluk kutlamalarını Cübbeli Ahmet'in...

Valilik’ten Dersim tabelası kararı

Tunceli Valiliği, Belediye Meclis üyelerinin oylamasıyla Dersim Belediyesi tabelası asılması kararına durdurma...

İlhan Cihaner’i makamından zorla gözaltına aldırtan Osman Şanal’a FETÖ’den 11 yıl 3 ay hapis cezası

Dönemin Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılardan biri olan Osman Şanal'a FETÖ'den hapis cezası...

Erdoğan’dan ‘EYT’ cevabı: Erken emeklilik diye bir şey yok, istismar peşindeler

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT)...

CHP’li Bakırköy Belediye Başkanı’na 10 ay hapis cezası

Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, Bakırköy Spor Vakfına ait inşaatın yıkımı sırasında...

Ankara’da çocuk şenliği: “Her şey çok güzel olacak”

Ankara’da geleneksel hale gelen Mahalle Çocuk Şenliği’nin üçüncüsü, “Her Şey Çok Güzel...

Adıyaman’da 85 milyon yıllık deniz kestanesi fosili bulundu

Adıyaman'ın Gerger ilçesinde çobanlık yapan Turan Cingöz, hayvan otlattığı sırada şekilleri dikkatini...

Erdoğan’ın danışmanına danışman atandı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Prof. Dr. Seyit Sertçelik’e...

Wenger: Hangi görevde olursa olsun futbola döneceğim

Fransız teknik direktör Arsene Wenger, futbola yakın bir zaman içinde dönmek istemesine rağmen...

İmamoğlu FT’ye konuştu, CNN’e ‘CNN Türk’ü denetle’ çağrısı yaptı

"CNN Türk İstanbul seçimlerinde taraf tuttuğu için eleştiri dalgası altında" başlıklı haber...

Sonraki haber