Avrupa’da nineler - dedeler isyanda
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE

Berlin’de üç buçuk aydır yaşları 67 ila 96 arasında değişen çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup, bir binayı işgal altında tutuyor. Bu ihtiyarlar, tıpkı 80li yıllarda gençlerin gerçekleştirdiği gibi, bildiğiniz bir ev işgali gerçekleştiriyor yani. Berlin’in gittikçe değer kazanan, soylulaşan semtlerinden Pankow’daki yaşlıların mücadelesi ve işgal mekânında kurulan komün bütün Almanya’nın gündeminde.

Her şey şöyle başladı: Pankow Belediyesi, Mart ayında Stille Strasse 10 adresindeki Yaşlı Buluşma Merkezi’ne bir mektup göndererek merkezin maddi nedenlerle Haziran sonunda kapatılacağını bildirdi.

Belediye, kendine ait olan bu binanın acilen onarılması gerektiğini, onarım için en az 2,2 milyon Euro paraya ihtiyaç olduğunu belirtiyordu. Belediyenin bu kadar parası yoktu ve binayı satmaya karar vermişti. Ayrıca, onarım olmadan yaşlılar burada kalmak istese bile belediye aylık masrafları karşılayamayacağını vurguluyordu. Belediye, buluşma merkezinde herhangi bir etkinliğe devam eden yaşlılara, semtteki başka bir kurumda benzer etkinliklere devam etmesini öneriyordu.

Belediyenin asıl derdi villaların olduğu, zenginlerin oturduğu bu semtteki Yaşlı Buluşma Merkezi olarak kullanılan bu binayı satıp paraya çevirmekti. Elbette işi bitmiş üç beş yaşlı için bu denli değerli bir bina ve arazi heba edilemezdi. Belediye yönetimi Yeşiller ve Sosyal Demokratlar da olsa da hayatın kuralı buydu işte.

İNSAN ONURU DİYE BİRŞEY VAR
Yaşlılar üç gerekçeyle binanın kapatılmasına karşı çıktı. Öncelikle, 15 yıldır birbirini tanıyan, birlikte bir şeyler yapan insanlar olarak yaşlılar ayrılmak istemiyordu. Bir yaşlı sadece halk müziği korosuna katılsa da, İspanyolca kursuna gelen yaşlıyı da tanıdığını, satranç oynayan yaşlılarla da sohbet ettiğini söylüyordu. Yani yaşlılar, 15 yıllık birlikteliklerinin farklı mekânlara bölünmesine karşı çıktı. Yaşlılar bu buluşma merkezini ortak evi gibi görüyordu.
İkinci gerekçe ise, merkeze gelen yaşlıların önemli bir kısmı buraya yürüyerek geldiklerini ve başka yerlere otobüsle gitmelerinin mümkün olmadığını ileri sürdüler. Üçüncü gerekçe ise, en önemlisiydi. Şimdilerde pek kullanılmasa da  “insan onuru” diye bir şey vardı ve yaşlılar don dönemlerini insan onuruna yaraşır bir biçimde geçirmek istiyordu. 
Yaklaşık 300 yaşlı Haziran sonuna kadar Berlin’de dertlerini anlatmak, bu üç konuda dikkat çekmek için çalmadık kapı bırakmadı. Bir yaşlının dediği gibi, onları “herkes çok güzel dinledi” ama belediyenin kararı değişmedi. Manikürlü - pedikürlü bahçeler içinde, enerji tasarruflu, tenis kortlu, yeşil çevreci konsepte uygun ama kapısında Mercedeslerin beklediği şık bungalovların bulunduğu bu sokakta yaşlı buluşma merkezinin olmaması gerektiğini kimse doğrudan söylemiyor ama herkes  “binanın kapatılması gerektiğinden” dem vuruyordu. Bu güzel evlerde oturan insanlar da, yeşildiler, eski solcuydular, alternatiftiler, sosyal angajmanları vardı ama bu evin olduğu arazi de birkaç yaşlıya bırakılamayacak kadar değerliydi işte.   Ama işler hiçte belediyenin planladığı gibi gitmedi.

İNSANİ İLİŞKİLERİN DEĞERİ YOK
Belediyenin kapatılması için verdiği günden bir gün önce yani 29 Haziran öğleye doğru, bu zamana kadar uslu uslu görüşmeler yürüten yaşlılar, Yaşlı Buluşma Merkezi’ne uyku tulumlarıyla, battaniyeleri, yastık ve çarşaflarla gelmeye başladı.  Herkes bahçede buluşunca özenle yazdıkları büyük bezi çıkardılar: “Hepimiz burada kalıyoruz. Bu ev işgal edilmiştir…” İşgalin duyulmasından itibaren Berlin medyası evin önüne doluştu.  İlk açıklamayı   “öz yönetim başkanı” 72 yaşındaki DorisSyrbe yaptı: “Biz bu evi, bu öğleden sonra işgal etmeye karar verdik. İstediklerimiz gerçekleşinceye kadar evde kalıyoruz. Hepimiz burada kalacağız. Gençlerin yaptığı her şeyi biz de yapabiliriz… Bu eyleme girişmeden önce çok düşündük. Başka yolumuz yoktu. Hakkımızı alıncaya kadar buradayız. Hiç kimse bizden son 100 metreye kadar yorulacağımızı ve pes edeceğimizi beklemesin…” DorisSyrbe, yetkililere “evin kalması için her şeyi yapacağımızı söyledik, inanmadılar. Hatta evi işgal edeceğimizi bile bildirdik, hiç ciddiye almadılar” dedi.  Syrbe, daha önce hiç siyasetle ilgilenmemiş. Doğu Almanya zamanında bir tek 1 Mayıslara katılmış.

Bir başka yaşlı kadın, Syrbe’yi doğruluyor ve gazetecilere şöyle diyor: “Neden olmasın? Neden biz de kendimiz için bir şeyler yapmayalım? Bakınız, bizim pankartlardaki yazılar hem daha okunaklı, daha özenli. Gençler gibi kargacık burgacık yazmıyoruz…”

Eylemci kadınlardan 82 yaşındaki Klare Waltraud’un sözleri basına şöyle yansımış: “Burası bizim için çok önemli. Bizim yaşımızda insanlar başka bir yerde yeni insanlarla tanışamıyor. Kimseyle ilişki kuramıyor. Bence dünyayı para yönetiyor. Yaşlıların ihtiyaçları dünyada herhangi bir rol oynamıyor… Ben Doğu Almanya’da yaşadım. Zaten Pankowda eskiden Doğu Almanya sınırları içindeydi. Ama batılılar geldi ve önce işimizden olduk, sonra evlerimizden, sonra sokağımızdan şimdi de son sığınağımız bu merkezi kapatacaklar. Bizde para yok ki, alalım burayı…”
Klare Waltraud, son bir cümle daha kuruyor: “İnsani ilişkilerin artık hiçbir değeri kalmadı…”

BATI ALMANYA YAŞLILARA YIKIM OLDU
Klare Waltraud’un dile getirdiği Doğu – Batı birleşmesi gerçekten de en fazla orta yaşlı ve yaşlı insanları etkilemiş. Bu yaşlı merkezine gelenlerin hemen hepsi, Doğu – Batı birleşmesinden önce Doğu’da yaşamış insanlar ve hepsi de yeni Almanya’ya pek ayak uydurabilmiş değil. Birçoğu daha birleşmenin olduğu günden itibaren işsiz kalmış. Yaşam birden pahalanmış. Yaşlılara evde oturup ölümü beklemekten başka alternatif kalmamış.

Ancak, Pankow semtinde oturan bir grup kadın boş olan bu evin,  “yaşlı Buluşma Merkezi” gibi bir sosyal – kültürel bina haline getirilmesi için başvurmuş.  Ev yaklaşık 15 yıldır, işsiz kaldığı için evinde oturmak zorunda olan ev kadınları başta olmak üzere yaşlıların sığınağı haline gelmiş. Yaşlılar bu evde buluşuyor, kahve içiyor, pasta yiyor, dedikodu yapıyor, müzik, spor, güzel sanatlar, dil kursları gibi aktivitelere katılıyor. Yaşlılar evin yönetimini de kendileri yapıyor. Bir tür kendi kendini yönetim deneyimi olan bu eve, belediyenin yaptığı yardım her yıl azalmaya başlamış.

İLK AKŞAM UYKU İLACI
Eve her gece, yaklaşık 10 kişi kalıyor. İsteyen sadece bir gece de kalabilir, isteyen sürekli de.  89 yaşındaki Margret Pollack işgal eylemine katılmadan önce doktora gidip, “heyecana dayanabilir” raporu almış. Evet, kendisi de durumunu biraz “tuhaf” buluyor ama “dayanışma hoşuma gidiyor, sonuçta bu evde 24 saat beklememiz lazım. Yoksa biz yokken evi ele geçirebilirler” diyor.

Renate Kelling 77 yaşında. Hayatında hiçbir eyleme, protestoya katılmamış. İlk akşam işgal evinde uyumak için adını yazdırmış ama gece işgal evinde paniklemiş, bir türlü uyuyamamış. Sonra? “İki uyku hapı attım, melekler gibi uyumuşum…” diyor. Başka bir sırrını daha veriyor: “Ne bileyim ben ömrümde böyle şeyler yapmadım ki, kendi evimden çıkarken makyaj çantamı falan da aldım. Sanki otele kalmaya gidiyoruz. Akşam makyajımız temizlerim, sabah da yeniden yaparım diye düşünüyordum…”

Evde sürekli kalanlardan biri olan 74 yaşındaki Elli Pomesenke, “Polisler bizi buradan ancak zor kullanarak atabilir. Hakkımızı alıncaya kadar buradayız” diyor.  Elli Pomesenke, bu evin dağılmasının, kapısına kilit vurulmasının yaşlıların ölümü anlamına geleceğini söylüyor. Elli’ye göre, “insanın yaşlılığını şeref ve onur içinde geçirme hakkı en temel haklardan biri.” Bir yaşlı çift, belediyenin evlerinin yanındaki 40 yıldır hobi bahçesi olarak kullandıkları bir yeşil alanı inşaat şirketine sattığını ve şimdi orada çiçeklerin ve sebzelerin üzerinde dozerlerin çalıştığını, buraya dozerlerin girmesine sırf bu nedenle izin vermeyeceklerini anlatıyor ıslak gözlerle.

KÜÇÜK DEĞİŞİKLER DÜNYAYI DEĞİŞTİRİR
İşgal altındaki bu eve üç buçuk ay önce sadece yaşlılar girip çıkıyordu. Şimdi her yaştan her meslekten insanların ziyaret yeri haline geldi. İşgalci nineler kimisi yemek getiriyor, kimisi meyve kimisi de çiçek. Evin girişindeki anı defterine birkaç dille yazı yazıldığına göre, eylemci nineler uluslararası desteğe de sahip. Zaten ABD’den Japonya’ya kadar birçok ülkenin medyasında yer almışlar.

Alman basını kendilerine “Occupy nineleri” diyor. Hatta diğer occupy hareketlerinin eylemleri biterken, dayanamazken onların hala devam ettirmesine biraz şaşkınlıkla bakıyor. Berlin Pankow’daki işgalci nineler sadece buluşma merkezini istemiyor. Onurlu bir yaşlılık hakları olduğunu, insan onurunun parayla satılmaması gerektiğini, kapitalizmin insan hayatına değer vermediğini de göstermek istiyorlar. Yani ölmeden mezara girmek istemiyorlar ve bunu da herkese duyurmak için çalışıyorlar. 

Belki de direnişçi Pankow ninelerinin herkese öğrettiği şey evin anı defterinde yazıyor. Alman şair Erich Fried’ten birinin deftere geçirdiği bir dize bu. Türkçe meali şöyle: “  Çok Birçok küçük insan, birçok küçük yerde, birçok küçük şeyi hallederlerse, dünyanın çehresi değişir…”

Sol Parti (Die Linke) işgalcileri destekliyor
Sol Parti (Die Linke), yaşlıların işgal eylemini destekleyen tek parti. Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanı Gregor Gysi, bir heyetle daha ilk günlerde işgalcileri ziyaret etti ve onlara şöyle dedi: “Önemli olan sizin teslim olmamanız ve sorumluların sinirini bozmaya devam etmeniz, gerisi kendiliğinden gelir…”

Gregor Gysi, işgal evini ziyaret ettikten sonra, evin onarımı için belediyenin “2,2 milyon Euro gerekiyor” açıklamasını inandırıcı bulmadığını belirtti. Sol Parti, evin onarım masraflarının tespiti için bir mimarı “bilirkişi” olarak görevlendirdi. Mimar Franz Georg Schmid, ilk incelemeden sonra, “Belediyenin açıkladığı rakam kabul edilebilir ve ciddiye alınabilir değil” dedi.  Mimar Schmid’in 100 bin Euro’ya binanın tamirinin mümkün olduğunu açıkladığı da basında yer aldı.

Mimar Franz Georg Schmid, ayrıca binayı bu haliyle kullanmanın hiçbir sakıncası olmadığını da açıkladı. Elbette, Sol Parti’nin ev işgalcilerine bu yardımı işgalcilerin hevesini ve umudunu biraz daha artırdı. Daha önce kaloriferleri de açmayacağını söyleyen belediye, parasını eylemcilerin ödemesi koşuluyla kaloriferlerin açılmasına izin verdi, şimdilerde Berlin soğuğunda işgalci yaşlılar üşümeden eylemlerine devam ediyor.

İşgalciler 6 Ekim’de işgalin 100. gününü kutladı. Yine Sol Parti’den ziyaretçileri vardı. Eyalet Milletvekilleri Petra Pau ve Stefan Liebich, eylemcilere kalorifer masraflarının karşılanması için parti kasasından 1000Euro bağışta bulundu. Sol Parti, olup bitenleri Pankow’un soylulaştırılması ve yoksulların semt dışına atılması “kentsel dönüşüm” planları çerçevesinde görüyor.

DAYANIŞMA AĞI GENİŞLİYOR
Sol Parti’nin yanında, bir dayanışma ağı oluşmuş durumda. Bölgede kiraların artmasına karşı bir inisiyatif kurulmuş ve yaşlılarla dayanışma halinde, kira artışına karşı toplantılar düzenliyorlar. Pankow’un soylulaştırılıp dar gelirlilerden arındırılmasına karşı çıkan bu grup binlerce imza toplamış. İnisiyatifin sözcülüğü semtin kadınlar evi yöneticileri Eva Gerlach ve Astrid Landero’da. Bu ikili soylulaştırmadan en çok yaşlılarla işsiz kadınların etkilendiklerini belirtiyor. Birçok kadının kirasını ödeyemediği için utandığını, insanların yıllardır yaşadığı semtten taşındığını anlatıyorlar.

İmzaya açılan metinde, insanların tiyatroya, sinemaya, dışarıya yemeğe gitmeyerek harcamalardan kısıntı yapabileceğini, evdeki beslenme masraflarından da kısıntı yapabileceğini ama hiçbir zaman ev sahibine “Ben bu ay kiradan da kısıntı yapıyorum, az kira ödeyeceğim” diyemeyeceğine dikkat çekiyorlar.

Hem bu inisiyatif de, hem ninelerin işgal eylemleri benzer düşünen insanları harekete geçirmiş. Berlin’de  “Şehri Yeniden Düşünmek” diye bir başka inisiyatif daha kurulmuş. Sanat Yüksek Okulu Rektörü Leonie Baumann kuruculardan biri. Basına yaptığı açıklamada, eski ev işgalleri geleneğini övüyor ve işgallerin “Berlin’i Berlin yapan karakteristik eylemlerden biri olduğunu söylüyor.  Baumann, kentlerde zengin gettolarının oluştuğunu, zenginlerin yoksul komşu istemediğini ve güzel semtlerin hepsini zenginlerin devlet desteği ile ele geçirmeye çalıştığından yakınıyor. Baumann’a göre, “semtlerin hijyenik homojenliği girişimlerine karşı sivil direniş gerekiyor…”  
Yaşlıların işgal eylemi gençleri de dayanışmaya çekmiş. Yaşlıların basına anlattıklarına göre, gençler sürekli yeni fikirlerle yanlarına geliyorlar ve en son fikir şöyle: Yaşlıları traktörün römorkuna bindirip afişler, pankartlarla Berlin’de dolaştırmak.  

Bu arada Yaşlı Buluşma Merkezi’ni üstlenmeye bir talip çıktı. 1945 yılında Doğu Almanya’da kurulan ve hala aktif olan Halk Dayanışması (Volkssolidarität) adlı dayanışma ve sosyal yardım kuruluşu belediyenin yardım etmesi şartıyla evi işletebileceğini açıkladı. Hala sosyalistlerin yönetimde olduğu bu kuruluş, evi işletebilecek maddi imkana sahip değil ama kuruluşun logosunda “İnsan onuru kutsaldır, dokunulamaz” yazısı yöneticileri bir şeyler yapmaya zorluyor.  Bu konuyla ilgili belediyeyle görüşmeler sürüyor ve 18 Ekim’de belediye son kararını açıklayacak.

Donmuş topraklar uyanır bir gün
İspanya yaşlıları da kriz karşısında yakınma yerine eyleme geçmeyi tercih ediyor. Banka şubelerini basıyorlar, otobüs kaçırıp Büyükelçilik işgal ediyorlar. İspanyol yaşlıları 6 aydır ayakta.

İspanya tarihinde ilk kez emekliler aynı gün ve aynı saatte 5 şehirde banka şubesini basıp hükümetin ekonomi politikalarını protesto etti. Kendilerine “Iaioflautas” (Donmuş Toprak, eski toprak diye çevirmek doğru olur mu?) diyen ve İspanya’daki öfkeliler hareketinin bir parçası olan emekliler, ilk Barselona’da ortaya çıktı.

İspanya’da Mayıs ayı boyunca genel öfkeliler hareketi içinde protestolara katılan Iaioflautas  1 Haziran’da Madrid, Barselona, Sevilla, Valencia ve Palma de Mallorca’da neon sarısı yelekleriyle Bankia şubelerini bastı. Bankalar krizinden sonra hükümetin Mayıs ayında devletleştirdiği Bankia, İspanya’nın en büyük dördüncü bankası. Yoksul emekliler, bankaların değil insanların kurtarılmasını savunuyor.

Beş şehirde saat 11’de bankaları basan emekliler, ortak olarak aynı sloganı “no es una crisis, es una estafa” attı (Bu bir kriz değil, bu bir dolandırıcılık…)  Grubun taleplerinin başında özel bankaların kamu parasıyla kurtarılmasına karşı olma var. Grup halkın eğitim, sağlık ve barınma masrafları karşılanmazken, özel bankaların halkın parasıyla kurtarılmasının kabul edilemeyeceğini savunuyor. 

Grup ikinci olarak, vergilerden toplanan parayla kurtarılan bankaların halkın yararına çalışması şartının koyulmasını istiyor. Yani, devletin kurtardığı özel bankalar, halkın olmalı. Emekliler, halkın parasıyla Bankia kurtulurken, halkın bu bankaya ipotek borcu yüzünden evsiz barksız kalmasını anlamadıklarını söylüyor.

Grubun üçüncü önemli talebi ise, krize kim yol açtıysa krizin yükünü onun çekmesi. Krizin borcunu halkın ödememesi gerektiğini söyleyen grup, politikacıların ve finans kurumları yöneticilerin yargılanmasını istiyor.  Grup öncelikle Bankia’nın eski Yönetim Kurulu Başkanı Rodrigo Rato’nun yargılanmasını istiyor. (Eylemin twitter hesabı da #iaioflautapaRato şeklindeydi. Yani Rato’nun önce alın…)
  OTOBÜS KAÇIRMA, BÜYÜKELÇİLİK BASMA
Bundan daha önce de İspanyol yaşlılarının Katalan bölgesinin başkenti Barcelona’da Katalan içişleri Bakanlığı’nı basmaları eylemi basına yansımıştı. Yaklaşık 50 kişilik grup, (yine fosforlu yeşil yelekli) İçişleri Bakanlığı’nın girişine doluşmuş ve beyaz sakallı bir dede megafondan, taleplerini içeren bir bildiri okumuştu: “Şimdi İçişleri Bakanlığını işgal ediyoruz ve bakan bizimle görüşünceye kadar buradan ayrılmıyoruz. Hükümetin son kemer sıkma politikaları okulları ve üniversiteleri işe yaramaz hale getirdi. Bizi depresyona sokuyorsunuz ve çocuklarımızı ve torunlarımızı belirsiz bir geleceğe itiyorsunuz. Ancak, geleceği biz belirleyeceğiz. Geleceğimizi değiştireceğiz. Eğer bu tür eylemler etkili olmazsa, sokağa çıkacağız ve sosyal devletin tasfiyesine izin vermeyeceğiz…”

Iaioflautas hareketinin ilk eylemi ise, bir belediye otobüsünü kaçırmak. Geçen Şubat ayında yine Barcelona’da gerçekleşen eylemi 66 yaşındaki Rosario Cunillera basına şöyle anlatıyor: “Şiddet kullanmadık. Kaçırmaktan daha çok işgal ettik diyelim. Artan bilet ücretlerini protesto etmek istemiştik. 30 kişi gelen otobüse bindik. Tabii fosforlu sarı yeleklerimizle. Plaketlerimizi çıkardık, afişlerimizi camlara astık. İşin en ilginç yanı, 47 numaralı otobüsü kaçırdık. Aramızdaki biri 70’li yıllarda 47 numaralı otobüsü bir kez daha kaçırmış. Bu otobüsü kaçırmamızı o çok istemişti. Bilmiyorduk daha önceki macerasını. Güzel şeyler demek ki hayatta iki kere olabiliyormuş… “

İspanya’daki nineler dedeler Almanya’dakiler kadar apolitik  değil gibi.  Rosario Cunillera’nın, gazetecinin “Polis gelince korkmuyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıta bakın:  “Franko karşıtı bir ailenin kızıyım. Paris’te sürgün yaşadık o dönem. Ah, bu da iş mi? Dönüp yeraltında Franko diktatörlüğüne karşı savaştığımız günlerde bile korkmadık biz…”
 
Iaioflautas nineleri ve dedeleri en son, Alman konsolosluğunu basıp Avrupa’daki ekonomik krizin sorumlusu olarak gördükleri Merkel’ı protesto etti. Bundan Berlin Pankow’daki ev işgalcilerinin de haberi var.