Avrupa’dan referandum izlenimleri…
09.04.2017 08:52 BİRGÜN PAZAR
2 Nisan Pazar günü ziyaret ettiğimiz Düsseldorf Konsolosluğu’nda da yüzler gülüyor. “Hafta içi Evetçi’ler kısmen baskındı ama bugün farkı kapattık” diyen CHP NRW Birlik Başkanı İbrahim Vural’la sandık görevlilerini ziyaret ediyoruz

Canan Kaftancıoğlu - Dr. - @ccanannnn

Nedendir bilmem, Almanya denilince Bekir Yıldız gelir ilk anda aklıma. Daha doğrusu Bekir Yıldız’ın Almanya Öyküleri. Köyünden şehre inmemişken daha, ekmeğinin peşine taa Al(a)manya’lara gitmiş insanımızın acı, acı olduğu kadar gerçek hikâyeleri. Öykülerde anlatılan isimsiz kahramanların sudan çıkmış balık misali, gittikleri yenitoplumda yaşadığı büyük sorunlar, en kötü işlerde çalışıp enkötü yerlerde konaklamaları, yaşadıkları kültürşokunu çarpıcıbir şekilde anlatan öyküler zihnimde o derece yer etmiş ki; karşılaştığım üçüncü hatta dördüncü kuşak bir gurbetçi bileBekir Yıldız öyküsünün kahramanı olabiliyor bir anda.

Aradan geçen yıllar onları yaşadıkları topluma daha bir entegre etmiş olsa da yürekleri ve akılları farklı gerekçelerle terk etmek zorunda kaldıkları, günün birinde dönme hayali kurdukları topraklarda hâlâ.

Bekir Yıldız öykülerini şimdilik bir kenara bırakıp yazının asıl konusu referanduma ve Almanya izlenimlerine dönelim. Sadece gümrük kapılarında oy kullanıldığı yıllarda, kullanılan oy oranları yurtdışı seçmenle orantılandığında hayli düşük. 2012 yılından itibaren konsolosluklarda oy kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bu oranlar geçmişe kıyasla oldukça artmış. En son Kasım 2015 genel seçimlerinde Almanya’da kayıtlı 1.411.198 seçmenin 575.564’ünün yani %40.79’u sandığa gitmiş. Referandumda oy kullanma yüzdesinin ne olacağını ise oylamanın bitmesiyle birlikte göreceğiz. 27 mart günü, yani referandumda ilk gün kullanılan oy toplamlarını 1 kasım seçimlerinin ilk günü ile kıyasladığımızda referandumda oy kullanma yüzdesinin çok daha yüksek olacağını şimdiden söyleyebiliriz. 6 Avrupa ülkesinde(Almanya, Fransa, İsviçre, Danimarka, Belçika, Avusturya) 1 Kasım seçimlerinin ilk günü sandığa giden seçmen 10.000 iken referandumda ilk gün oy kullanan seçmen sayısı 37.502

Oy kullanma yüzdesindeki artışın önemli sebeplerinden biri Almanya’da da referanduma özel bir önem veriliyor olması. Geçmiş seçimlerden farklı olarak yapılacak oylamanın memleketin kaderini değiştirmekle kalmayıp, yaşadıkları ülkelerdeki durumları ile doğrudan ilişkili olduğunun farkındalar. Geçmiş seçimlerde AKP’yi desteklemiş olanlar bile suni de olsa yaratılan Avrupa krizinden oldukça rahatsızlar notunu düşerek noktalayayım. Yurtdışında yaşayan Türklerin AKP dış politikasına bakışı ayrı bir yazı konusu.

Bilindiği üzere yurtdışında oylar tek bir günde değil YSK tarafından açıklanan tarihler arasında kullanılıyor. Almanya özelinde örnekleyecek olursak, belirlenmiş 13 konsoloslukta ve elbette sınır kapılarında 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında oy kullanabilecekler.. Diğer Avrupa ülkelerinde de temsilciliklerde oy kullanılırken Fransa’da iki seçim bölgesinde oy kullanma işleminin DİTİP(Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) binalarında gerçekleştirildiğini yorumsuz bir şekilde not düşelim.
Yurtdışında yapılan referandum çalışmalarının yoğunluğu Türkiye’yi aratmıyor. Orada da insanlar bir araya gelmiş ve Hayır’ı örgütlemişler. Yurtdışında da her siyasi parti kendi kampanyasını bağımsız yürütüyor. Türkiye’den farklı olarak siyasi partiler haricindeki örgütlü yapılar genellikle Hayır insiyatifi adı altında ortak mücadele yoluna gitmişler. Evet cephesi ise camilerde DİTİP aracılığıyla örgütlenmeleri yapıyor. Durum Türkiye’den farklı değil anlayacağınız. DİTİP’e ait cenaze araçları ve yasak olmasına rağmen bina önlerinden kaldırdıkları araçlarla seçmeni konsolosluklara taşıyorlar. Öyle ya devlet imkânları hayırcılar için kullanılacak değil elbette.

Devlet imkânlarının buralarda da evet lehine kullanılıyor olması hatta kimi konsolosların mesai saatinde evet propagandası yapıyor olmasına rağmen moraller yüksek. Kendi aralarında örgütlenen Hayır emekçileri bilgilendirme toplantılarından, araç kiralanmasına kadar her türlü ihtiyacı oluşturdukları ufacık bütçelerle çözmüşler. Özel araçlarıyla konsolosluklara dönüşümlü olarak seçmen taşıyorlar. Eşit olmayan yarışa rağmen moral üstünlüğü Almanya’da da hayır bloğunda. İnanmışlar çünkü. HAYIR’ın örgütlenmesini bitirmişler, seçmeni sandığa taşıyorlar bugünlerde. Seçimlerde artmış olan oy kullanma oranını tamamen Hayır’dan kaynaklı olduğunu düşünecek kadar iddialılar. Avrupanın en çok seçmeninin yaşadığı Almanya’dan gelecek sürprize hazır olun demeyi ihmal etmiyorlar.

2 Nisan Pazar günü ziyaret ettiğimiz Düsseldorf Konsolosluğu’nda da yüzler gülüyor. “Hafta içi Evetçi’ler kısmen baskındı ama bugün farkı kapattık” diyen CHP NRW Birlik Başkanı İbrahim Vural’la sandık görevlilerini ziyaret ediyoruz. Görevlileri, eğitimi ve her şeyiyle eksiksiz bir sandık başı organizasyonuna tanıklık ediyorum. Tüm Almanya’da durumun benzer olduğunu söylemesi yüreğime bir kez daha su serpiyor. Akşam oylama sona erince sandıktaki zarfların sayılıp imza tutanağıyla karşılaştırıldıktan sonra, partiler ve başkonsolosun her birinin ayrı kilit taktığı özel bir odada muhafaza edildiğini öğreniyorum. Tamamı bir araya gelmeden odayı açmak mümkün olmuyormuş. 9 Nisan akşamı da her partiden yetkili gözlemciler eşliğinde özel uçakla Türkiye’ye getirilecek oylar. Sonrası malum. Görünen o ki Almanya’da da oylar güvende. Frankfurt’ta AKP’lilerin yapmak istediği sahtekârlığı yakalamışlar anında.

Konsolosluk bahçesinde evet verdiğini söyleyen bir kadına “beni de evete ikna eder misin?” diyorum. Öfkeyle “Evet, evet, evet” diyor Rabia işareti eşliğinde. Elime tutuşturulan börekten uzatıyorum almadan uzaklaşıyor hızlıca.

Konsolosluktan çıktığımda Ulm ve Ausburg’da bir ay önce gerçekleştirdiğimiz Haziran Hareketi Meclis toplantısını hatırlıyorum. O günlerde HAYIR’ı örgütler, bir yandan da sandıklara nasıl sahip çıkılacağı konuşulurken bir katılımcının “her sandıkta en az üç kişi bekleyeceğiz” cümlesinin hayata geçmiş olmasının mutluluğuyla arkama yaslanıyorum. İnanınca ve çalışınca oluyormuş demek ki.

Duisburg’ta Alman Sol Parti, Alevi Derneği ve Haziran Hareketinin ortaklaşa düzenlediği “Neden Hayır?” buluşmasının sonunda yirmili yaşlarda bir gencin buralar fena değil ama Dortmund civarında çok evet çıkacağını hissediyorum demesi üzerine program yapılıyor anında. Gidecek ve o bölgede çalışacaklar. Sorun varsa çözüm de bulunuyor anında.

Ertesi gün taksiye biniyorum Köln’de. Her zamanki tez canlılığımla gideceğim yeri söylüyorum İngilizce. Anlamaz gözlerle bakınca mihmandarım Erdal devreye giriyor. İngilizce, Almanca derken şoförün Türk olduğu ortaya çıkıyor ve konu referanduma geliyor doğal olarak. “Evete bastım, burada doğdum büyüdüm aynen Almanya gibi parmakla gösterilen bir ülke olmak istediğim için evet verdim” diyor. Konsolosluktaki kadın gibi evet vermiş ama öfkeli değil.Konuşuyoruz yol boyunca. Referanduma ve Türkiye siyasetine dair. “Abla iki gün önce binseydin arabaya inan hayır verirdim” diyor. “Hemen ikna olma, inanma. Söylediklerimin tamamı yalan olabilir araştır doğruluğunu teyit et sonra kabul et”diyorum. “Abla söylenene neden inanmayayım, inanırım.” diyor tüm iyi niyeti ve iyi kalpliliğiyle. Söyledikleriyle Bekir Yıldız’ın öykü kahramanlarından oluyor birden. Onlar hayırcılar terörist diyedursunlar, ben seviyorum öykü kahramanı evetçi genç şoförü. “Sizlerin bu iyi kalpliliği ve iyi niyetinizi suiistimal ederek iktidara gelenler memleketi bu hale getirdi kimseye güvenme” demeyi düşünüyorum, vazgeçiyorum. İnsana güvenmenin neresi yanlış? Yanlış yalanda, yalancıda. Bekir Yıldız’ın isimsiz öykü kahramanını kendi çıkarlarına payende yapanlara saydırıyorum içimden. İnerken “benden geçti ama çevremden birkaç hayır çıkarırım” diye sesleniyor ardımızdan. Ve bir Almanya ziyareti daha böylece son buluyor. İnsana dair umutla, inançla..