Avrupa Şampiyonası, Barça ve Aykut Kocaman
ERAY ÖZER ERAY ÖZER

Şampiyona üzerine çok yazıldı çizildi, çok yorum yapıldı. Hemen herkesin hemfikir olduğu bir konu var: Bütün Avrupa kötü bir Barcelona olma çabası içerisinde. Barcelona’nın karşı konulamaz hücum anlayışı ne yazık ki her takımı ele geçirmiş durumda. Ne yazık ki diyorum çünkü hep birlikte izlediğimiz gibi ‘hadi Barça gibi oynayalım’ demekle olmuyor, ortaya raşitik bir futbol çıkıyor.

Mantık belli: Sistem sürekli ayağa garanti paslarla kesintisiz bir devinim ve rakip ceza sahası önünde bu baş  döndürücü trafikten bunalan savunmaları açıkta bırakan araya derin paslar üzerine oturuyor.

Oturuyor oturmasına da bu sistemi kurmak da, araya o derin pasları atacak, hücum hattının arasına karışacak orta saha oyuncularını ve pasları o karmaşa içerisinde net vuruşlarla çerçeveye gönderecek golcüleri bulmak da kolay değil.

Türkiye’de aklı Barça’nın bu modelini hayata geçirmeye en yakın teknik adam Aykut Kocaman. Çok eskiden yaptığımız bir sohbette ayağa garanti paslarla ilerleyen bir sistemin doğruluğuna inandığını anlatmıştı. Tabii ki Fenerbahçe de bu sistemi eksiksiz uygulayan bir takım değil. Hatta hiç değil, savunma hattının zaman zaman önde kurulmasını şart koşan bu sistemde Fenerbahçe’nin arka tarafının ne kadar boş kalabildiğini geçen sezon hep birlikte gördük.

Buna karşın sistemin Alex gibi araya pas atmasını da, savunmalar araya kaçan golcülerin telaşındayken topu bizzat taşıyarak golle sonuçlandırmasını da bilen bir oyuncuyu nasıl da öne çıkardığını yine geçen sezon hep birlikte izledik.

Aykut Hoca’nın Alex konusundaki tereddütü çok belli ki işin hücum kısmından kaynaklanmıyor. Sadece ayağa paslarla oynamanın gerektirdiği akışkanlık ve bunun doğal sonucu olan hatların bozulması noktasında Brezilyalı’nın ‘açık kapatma’ gibi bir refleksi olmaması sorun yaratıyor. ‘Defansa gelme’ veya ‘savunma yapma’ gibi bir kavram yerine bilerek ‘açık kapatma’yı kullanıyorum. Çünkü Barça’nın bu sisteminde hücumla savunma arasında net bir ayrım yok. Önemli olan topun o esnada sahanın hangi bölgesinde ve kimin ayağında (hangi takımda) olduğu... Buna bağlı olarak oyuncuların görevlerinden çok pozisyonlarının öne çıktığı bir sistemden söz ediyoruz.

İşte yerli Barça yaratma denemelerinde en kritik soruna geldik: Görevden çok pozisyon algısıyla hareket eden bir futbolcu topluluğuna sahip olmak. Ne yazık ki, ne Avrupa Şampiyonası’ndaki (Fransa dahil) çoğu milli takım, ne de Fenerbahçe böyle bir kadronun yanına yaklaşabiliyor.

Barça’nın bu anlayışının yanında bir de Türkiye’de Ersun Yanal’la bildiğimiz bir model var ki, Katalanlar’ın yükselişiyle birlikte en azından bir süreliğine o model tarihin çöplüğündeki yerini almış görünüyor. O model de şu: Önce topu rakip alana uzun, karambole yol açacak toplarla taşıyıp ribauntları topluyorsunuz. Ardından görece daha az zahmetle elde edilen (ve yine rakip savunmayı boşa düşüren) bu topları fiziki kuvvetini topu kazanmak için yitirmemiş hırçın bir hücum gücüyle gole çevirmeyi deniyorsunuz.

Bu sistemde az ama efektif pozisyon üretebiliyorsunuz. Barça modelinde söz konusu olan akışkanlık ve seyir zevki burada yok. Ayrıca oyuncular pozisyon/duruş algısı yerine görev algısıyla hücum etmek zorunda. Çünkü topun nereye indirileceği de, hangi forvetin ribaundu oluşturacak karambolü yaratmakla görevli olduğu da belli ve hücum hattı bu ezber üzerine kuruluyor.

İşte pivot forvetleri yıldızlaştıran bu ekol bugün itibariyle gücünü kaybetmiş durumda ve başta Ersun Yanal olmak üzere bu ekolün temsilcileri sistemlerini yeniden kurmak durumunda.

Başa dönecek olursak Barça’nın bu sistemi, evet en geçerli sistem ama yenilmez olmadığını bu ve önceki sezonlarda gördük. Özellikle bir önceki sezonda Chelsea’nin sert ve fiziksel performansı tasarruf etmeye dayalı oyununun pas devinimini nasıl da kesebildiğini görmüştük. (Bu sezon Barcelona’nın kendi sistemini uygulamakta bizzat yaşadığı sıkıntılar nedeniyle bir önceki sezondaki bu eşleşme daha açıklayıcı bir örnek.)

Şimdi Avrupa Şampiyonası’nda da İspanya’nın gideceği-gidebileceği mesafe bu oyunun nereye kadar uzanabileceğini göstermiş olacak.

Ben Barça’nın sisteminden hoşlanan birisi olarak Almanya, Rusya ve hatta Hırvaistan’ı göz ardı etmeyin derim!