Avrupa’yı dize getiren kadın!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Aile ve Sosyal Politika (ASP) Bakanı Fatma Betül Kaya’nın İstanbul’da katıldığı bir toplantıda açılan pankartta böyle yazıyor. Kadınlara bir araya geldiği toplantıda da “kahraman Osmanlı torunu, bir Avrupa fatihi” olarak anons edildiğini öğreniyoruz!

Nasıl dize getirdiğini anlamak mümkün değil ama kimilerinin yüreğindeki yangını söndürdüğü açık! Ne de olsa, “one minute” dan sonra epeyce zaman geçti; üstelik dış dünyada epeyce kakılıp itilen bir ülke olduk! Yeni bir kahramanın zamanıdır!

ASP Bakanı Kaya’nın konuşmaları da ilginç! Örneğin, BM ‘de konuşurken, Hollanda’nın tutumunu kınayarak insan haklarına vurgu yapmış! İyi yapmış tabii! Özgürlükten yıkılan bir ülke olduğumuza göre bakanımızın Avrupa fatihliğinden sonra dünya fatihi olmaması için de bir neden yok!

Öyle bir özgürlük ülkesi ki, OHAL rejimi bitmiyor ve bu yasaklar altında ülke için hayati bir referanduma gidilmekte! Öyle insan hakları var ki, hukuk iki dudak arasında; 100 bini aşkın insan işinden atılabilmekte; saygıdeğer gazeteciler, haklarında bir iddianame bile yokken 150 günden fazla özgürlüklerinden yoksun tutulabilmekte; ülkenin seçkin akademisyenleri işten atılıp üniversitelerin ağzı bağlanabilmekte!

ASP Bakanı, bakan olarak icraatlarından hoşnut olmalı ki, Avrupa fatihi diye çağırılan toplantıda, kadınlardan evet istiyor; gerekçesi de “çocukların geleceği”!... Çocuklarımızın geleceğiyle ilgilenmesi güzel tabii!

Ne var ki, Bakanlığın 2016 Raporu’nun ortaya koyduğu gerçekler başka... Örneğin, başta ekonomik yoksunluk olmak üzere farklı nedenlerle korunmaya muhtaç çocuk sayısı son 2 yılda kabaca 80 binden 137 bine çıkarak % 71 artmış!

“Çocukların geleceği” dediği bu mudur, anlayamadım! Yani referandumda “evet “ çıkar da başkanlık sistemi gelirse, korunmaya muhtaç çocuklar daha da mı artacak diye düşünmeliyiz! Yoksa, “artsa da korkmayın; siz evet deyin, biz lütuflarımızı esirgemeyiz” mi demek istiyor!

Ancak lütufların sınırları da epeyce; o nedenle dediklerini yorumlamakta zorlanıyoruz. Örneğin- yine 2016 Raporu’na göre- ücretsiz olarak kreş, yuva, bakım evi gibi olanaklardan yararlanan çocuk sayısı yalnızca 2,146!...

Şimdi Avrupa fatihi Bakan’a, AB’nin kurumsal çocuk bakımının geliştirilmesi yolunda 2010 yılı için 3 yaş altındaki çocukların % 33’ü, 3 yaş üstündekilerin % 90’ının bu hizmetlerden yararlanması gibi bir hedefi benimsediğini nasıl hatırlatmayalım? Örneğin Hollanda’da 3 yaş altındaki çocukların % 50’sinin kurumsal bakım hizmeti alabildiğini nasıl söylemeyelim? Bu hedeflere varamayan AB üyeleri olduğu kuşkusuz ama Avrupa’dan söz ederken bunları da unutmamak lazım, değil mi?

Yalnız bu konudaki yetersizlik değil; çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi, ya da çocuk destek ve gelişimi programlarının gerçekleşmesi açısından da Bakanlığın 2016 yılı performansı “0” olmakta, 2016 yılında yalnızca bir çocuk destekleme merkezi (ÇODEM) açıldığı anlaşılmaktadır. Uygulanan programlardan duyulan memnuniyetin de “0” da kaldığı görülmektedir.

Ücretsiz kreş ve gündüz bakım evi olanaklarından yararlanan çocuk sayısının artması konusunda bir önceki yıla göre % 60 başarı sergileyen Bakanlığın, özel okula giden çocukların desteklenmesinde başarı oranı ise, saptanan hedefi aşarak % 220’yi bulmaktadır. Niyet de, hizmet de ortada!

Bunun gibi 2016 yılında kadınlara yönelik kadın konuk evi (KKE), ilk kabul birimi (İKB), şiddeti önleme ve izleme merkezi (ŞÖNİM) gibi hiçbir kuruluşun açılmadığı da anlaşılmakta. Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda öngörülen 5 toplantıdan üçü gerçekleştirilmiş, yalnızca bir proje hayata geçirilmiş; buna karşın kadınların hak ve olanakları konusunda bilinçlendirilmesine yönelik eğitim sayısı (0) olmuştur!

Benzer başarıları (!) engellilere ve yaşlılara yönelik merkezler ve projeler konusunda da görmek mümkün.

Şehit yakınları ve Gaziler Dairesi’nin performansı da ilginç. Bakanlığa başvuran şehit yakınlarının istihdamı konusunda- sayısı bilemesek de- belirli bir gayret gösteren, buna karşın psiko-sosyal destek konusunda hiç bir uygulaması bulunmayan bakanlığın, şehit yakınlarına yönelik tek bir etkinliği var; o da, Çanakkale şehitleri için 81 ilde mevlit okutulması!

Özetle, 2015’e göre bütçesinin % 35 oranında arttığı belirtilen ASP Bakanlığı, bütçesinin yaklaşık % 85’ini ( kabaca 18, 6 milyar) cari transferlere harcasa da, bu harcamaların yeterli olmaktan çok uzak kaldığı ortada. Bu konuda sosyal yardımların GSYİH içinde ancak % 1,45’i bulduğunu hatırlatarak, ne kadar şişirilse de, gerçekte sosyal yardımların “devede kulak” kaldığını söylemek mümkün. Avrupa derken, hatırlanması gereken bir konu da burada!

Ancak, daha önemli konu, uygulanan ekonomi politikaları!... Ekonomik sorunlar, bu nedenle daha da artan işsizlik, taşeron işçiliği, düşük ücretler ortada. Bu konularda ne gibi sosyal politikaları var? HİÇ..

Oysa, bu sorunları gerçekçi biçimde çözmek ancak istihdamla, ücretle, gelir dağılımıyla ilgili sosyal politikalarla olabilir. Bunlar olmadığında, bu ülkede olduğu gibi, sosyo-ekonomik eşitsizlikler ile himmete muhtaç kesimlerin artmasını önlemek mümkün olmaz.

O nedenle, adına ne denirse densin, bugün Türkiye’de yoksulun değil, ”yoksulluğun dostu” olan politikalar söz konusu. ASP Bakanlığı da, adında sosyal politika olup, sosyal politikayı yoksullaştıran bir bakanlık!

Referandumdaki “evet-hayır” çekişmesini bir de buradan okumakta yarar var.