Aykırı bir kampanya
26.08.2018 10:55 BİRGÜN PAZAR
Seçimleri ‘siyaset’in merkezinden çıkaracak yani tartışma zeminini iktidarın belirlediği ringin dışına çekecek yeni bir anlayışı, seçim gündeminde meydanları dolduran, sandıkların başında emek veren genç ve kadınların iradesi birleştirmek zorundayız

Çağatay Bayrak

Haziran seçimlerini muhalefette uzun yıllardır görülmeyen kitlesel miting katılımları ve dinamizm ile seçim kampanyası yanı sıra ittifak, ikinci tur hesapları, AKP’nin yeni bir hükümeti ve yürürlüğe giren malumun ilamı bir yönetim sistemi ile geride bıraktık. Seçim sonuçlarını, hem muhalefet bakımından nereye savrulduğumuzu anlamak ve yeni sistemde muhalefet etmenin/iktidar olmanın yöntemlerini tartışmak hem de dip dalgası yorumlarına yol açan dinamizmin solda yeni bir yol açması olasılıkları bakımından ele almalıyız.

Son seçim ile birlikte 80 sonrası yirmi birinci sağ hükümetin kuruluşuna tanıklık ediyoruz. Siyaseti, seçimler ile çoğunluğu oluşturan partiler aracılığı ile kamu kaynaklarının bölüşümü olarak ele aldığımızda 35 milyon yurttaşın sosyal yardım adı altında iktidar partisine muhtaç bırakıldığı mevcut durum emekçiler için bir kıskaca dönüşmüş durumda. Kaldı ki sol siyaset literatüründe seçimler, “emekçi halkın bilinç düzeyini gösteren istatistikler“ ise sonuç iç karartıcı.
Sonuçların ve seçim kampanyasının CHP tarafından seçim güvenliği ekseninde tartışılması, sonuçların sandıkta ya da YSK’da değiştirildiği edildiği iddiası seçimlerin nasıl bir ortamda yapıldığı tartışmasını gölgeliyor. Tüm kurgunun, planlamanın, yasa, yönetmelik hatta OHAL sayesinde kanun hükmünde kararnamelerin siyasal iktidar tarafından yapıldığı, seçim sisteminde yapılacak ittifaktan, belirlenecek adaya, seçime ya da hapse girebilecek partilerden, seçim tarihine kadar aynı irade tarafından belirlendiği/yönlendirildiği bir ortamda seçim sonuçlarının manipüle edilmesi için sandıktan oy çalışmasına gerek var mıdır? Seçimlerin eşit ve adil bir ortamda yapıldığı iddia edilebilir mi? Tüm kuvvetleri ve ittifakları ile iktidar, kontrollü faşizm uygulamaları ile seçim sandıklarından tavşan çıkarmaya muktedirdir. En başından beri meşruiyetinin kaynağı olarak seçim sonuçlarını gösteren bir muhalefet anlayışı, demokrasiyi seçim günü sandık fetişizmine indirgemektedir.

Sonuçları yeni rejim ekseninde biraz daha açmak faydalı olacak. Seçim fetişizmi yeni sistemde daha da derinleşiyor. Yeni modelde artık yürütme cumhurbaşkanı iradesinde tekelleşecek. Cumhurbaşkanı kendi atayacağı yardımcıları ve bakanlar ile yürütme görevini yapacağı gibi yüksek yargı mensuplarını atayarak sistemi “hızlandıracak”. Meclisin ve denetimin ortadan kaldırıldığı, tüm sorumluluğun cumhurbaşkanı iradesinde toplandığı bir model. Bununla birlikte beş yılda bir halk yetkisini bir kişiye devredecek ve bekleyecek. Meclis işlevsizleşecek, barolar ve diğer meslek örgütlerinin denetleyici fonksiyonu ortadan kalkacak. Uygulamaya konulan yeni sistemin kimin sistemi olduğunu ayrıca ortaya koymalıyız. Cumhurbaşkanı ilk iş olarak kabine üyelerini profesyonel şirket patronlarından seçerek hem seçilmişlerden atanmışlara geçişi hem de halkın kaynaklarını patronlarla bölüştüreceğini ortaya koydu ki artık devlet “patron-cumhurbaşkanı” iradesinde şirket gibi yönetilecek. “OHAL’i grev tehdidi olan yere müdahale için kullanıyoruz” açıklaması da malumun ilanı oldu.

Yapısal dönüşüme ara verip seçmen bazında sonuçları değerlendirecek olursak seçimlere halkın katılımının batı demokrasilerine oranla yüksek olmasının halkın seçimlere, demokratik parlamenter iktidar mücadelesine ilgisinin azalmadığını ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ancak bununla birlikte muhalefetin seçimleri seçim dönemi kampanyalarına indirgemesi, seçim dönemlerinde yüksek motivasyonun ve bunun sonucu olarak da seçim sonrası moral bozukluğuna yol açtığını inkar etmeyelim. Her toplumsal mücadelenin kazanımlarının seçimlerle olacağını iddia eden bir muhalefet anlayışı her seçim sonucunda kendini ve tarihi inkar etmiyor mu?

Hal böyle iken %52’nin kırılgan bir oy oranı olduğunu da ifade edelim. %52 geri dönülemez, hukuksuz, kanlı, ağır faşist uygulamalar ile tartışmalı olarak kazanılmış bir iktidarı temsil etmektedir. Sürüdürülebilir hale gelmesi için OHAL’in süreklileştirilmesine muhtaç olduğundan mevcut durumun yönetim krizine dönüşmesi, ekonomik kriz ile derinleşmesi ve bizleri yeni seçimlerin beklediği sonucu muhtemeldir.

Tüm bu saptamaları bir sonuca ulaştırmak adına 24 Haziran sonrası ülkede ortaya konan yeni rejimle birlikte “siyaset yapma”, “muhalefet etme” yolumuzu gözden geçirmemiz gerekiyor. Artık bir başarı hikayesi yazmamız gerektiği aşikar ve yaşamsal. Eğer ortada muhalif bir dinamizm varsa Tekel direnişinden, Gezi isyanına, yapılacak mücadele halkın siyasi itirazına ve kazanımlarına doğru ivmelenmeli. Bu anlamda seçimleri ‘siyaset’in merkezinden çıkaracak yani tartışma zeminini iktidarın belirlediği ringin dışına çekecek yeni bir anlayışı, seçim gündeminde meydanları dolduran, sandıkların başında emek veren genç ve kadınların iradesi birleştirmek zorundayız.

Tekelleşen demokrasiye karşı parlamentoyu daha etkin kullanırken yeni bir program ile temsili demokrasinin en katılımcı biçimini başarabileceğimizi ve aşağıdan yukarı yönetimin mümkün olduğunu ispat için çalışmalıyız. Siyasetin merkezini değiştirecek bir tartışma için gündelik sığ polemikler eksenini aşamayan, dar kadrocu muhalefetin gündemine değişimi ve toplumsal muhalefetin tüm ilerici güçleri ile birleşmeyi koymalıyız: bir paradigma, bir jenerasyon değişimini.
Bunu yaparken seçimleri dışlayarak değil, seçim süreçlerini uzun vadeli olarak ele alıp seçim dönemlerinde hem de en yakınımızda gelmekte olan yerel seçimlerde kapalı kapılar ardında yapılan ittifaklarla değil; gençlerin ve kadınların aşağıdan yukarıya serbestçe aday olacağı şekilde mücadeleye katılımının sosyal yerel yönetim programı çerçevesinde pekiştirileceği bir alternatif yaratmalıyız. Böylece seçimleri aşan, uzun vadeli bir ajanda ile seçim süreçlerine müdahil olabiliriz, değişim için adım atabiliriz.

Sonuç olarak seçimlerde ortaya çıkan arayış ve dinamizmi ‘siyaset’in ve solun merkezini tabandan değiştirecek, toplumun kimlikler ekseninde parçalanmış durumuna karşı emek ekseninde mücadele edecek yeni bir siyasi kadro yaratmak için aykırı bir kampanya ile birleştirmek ve bu kampanyayı bugünden başlatmak zorundayız.