Ayrılık öpücüğü
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Eşim çocuklarım ve sanırım diğer beni sevenler, bulanık karartılar biçiminde görebildiğimce 8-10 kişiyi geçmiyor. Başucumdalar; neden düşmüşüm yataklara sayrılı, biliyorum; bu ülkede, bir sanatçının, bir yazarın yazgısı gibi duran, çekilmez çilelerle dolu bir yaşamı sürdürmüşüm çünkü; ne yüreğim dayanmakta ne bedenim direnmekte artık buna. Birer birer yanaşıp “ayrılık öpücüğü” konduruyorlar dudağıma, yanaklarıma. “Desenize,” diye mırıldanabiliyorum, “demek son demlerim...” Derken canımdan çıkan, o zorlukla üflercesine verdiğim soluğumda ölümü duyumsayabiliyorum.

Son isteğimi bile söyleyemeden göçüyorum bu yeryüzünden. Sesler çalınıyor kulağıma; “neydi isteklerin?” diye, “Biz yerine getirelim...” “Dünyayı değiştirmek!” diye bağırıyorum. Bekliyorum. Yanıt gelmiyor. “Buna gücünüz yetmiyor ha? Peki o zaman, o büyük ülkümün oluşmasına katkı sunanlardan, kimi diğer isteklerden başlayayım.

Bir sürü, çok, ama seçeyim: Önce Marx’ı, Engels’i, Lenin’i okumalıyım yeni baştan. Sonra sırasıyla... Efendim?” “Sen hâlâ devrim, değiştirmek falan düşüncelerindesin”, nedense, “geçti gitti bunlar artık” gibi bir yanıt bekliyorum, ama çıt çıkmıyor. Sessizlikten yararlanarak sürdürüyorum: “Joyce’ın Winnegans Wake’ini de bir kez daha okumak... Proust’u, Kafka’yı...” Suskunlukta, boşuna kime neler sayıp duruyorum? Ancak durmuyorum: “Onun da öleli çok oldu, tenor Jussi Björling’ten gömütümün başında söylemesini istiyorum, hangi operadan ne olursa.

Soprano Radvanovsky’den Casta Diva’yı dinlemek istiyorum. İkisinin karşılıklı bir düet söylemelerini... Ayrıca başta Godar’ın Tarkovsky’nin filmleri olmak üzere...” O ses, araya giriyor: “Yahu,” diyor, “son istek deyince tek bir şey isteyeceksin demektir bu, oysa sen, ohooo... Biz bir tek şeyi yerine getirebiliriz, sen ise o kadar çok şey istiyorsun ki, bir sepet dolusu yani...” “Sen de hepsini doldur aynı yere, bir tek sepete! Hem bitmedi, izin ver de doldurayım daha bir güzel şu sepeti...” “Al sepeti çal başına, değişsin dünya!” diyor.

Ne çalınıyor başıma da birden uyanıyor, fırlayıveriyorum yatağımdan, sucuk gibi terlemiş? Sağıma soluma bakınıyorum ve anlıyorum ki ölmemişim.

Bu kaçıncı karabasan, değişmez bir dünyadan?