Ayrımcılığın siyasi ve ekonomik boyutları
14.01.2018 10:14 BİRGÜN PAZAR
Burjuvazi ayrımcılık üstünden edindiği siyasi yönlendirme olanağını, en iyi kriz anlarında değerlendirir. Bir ekonomik, siyasi veyahut toplumsal kriz ortamında, yükselen tepkiler karşısında ayrımcılığı bir imdat çekici olarak kullanır

Önder Kulak - Dr. Felsefe

Halka karşı kullanılan en eski tuzaklardan biridir ayrımcılık. Bugün kapitalist toplum ilişkileri dahilinde önemli bir yeri vardır. İçerik bakımından tarih boyunca çok az değişikliğe uğramıştır. Kısa sürede yeni koşullara uyum sağlayabilen bir araçtır. Basit ama etkili bir mekanizması vardır. Bu mekanizma için egemen sınıflar, böl-parçala-yönet ifadesini kullanırlar. Başlıca amacı, öncelikle işçileri ve ardından tüm halkı zayıf düşürmek ve böylece meta bağımlı toplumun siyasi iktidarını sağlamlaştırmaktır. Bu bağlamda burjuvazi, işçinin üretim ilişkilerinden toplumsal bilinç biçimlerine uzanan yekpare varoluşunu bölmeyi, işçileri birbirinden ayırmayı, eşdeyişle parçalamayı ve sonunda onları arzuladığı şekilde yönlendirmeyi ister. Bu fiiller işçinin sınıf bilincini yeteri kadar üretemediği noktada, zihinlere sızan ayrımcılık içerikleri üstünden gerçekleştirilirler. Böylesi bir koşul altında ayrımcılık, Marx’ın da vurguladığı gibi, sonuçları bakımından oldukça tehlikelidir.

Marx’ın çalışmaları sırasında sıkça konu ettiği ayrımcılık örneklerinden biri de, İrlandalı işçilerin 19. yüzyılda maruz kaldıkları ayrımcılık halleridir. Marx, İrlandalı işçilerin dini inançları, ama daha çok da etnik kökenleri bakımından ayrımcılığa maruz kaldıklarını düşünür.1 Bu ayrımcılığa İngiliz işçilerin önemli bir kısmının da, İrlandalıların kendi yaşam koşullarını aşağı çektiği düşüncesi eşliğinde, ortak olduğuna işaret eder.2 Bu durumda ayrımcılığa ortak olan işçilerin İrlandalılar karşısında daha çok burjuvaziye yakın durdukları düşünülebilir.3 İngiliz işçiler, kendileri gibi işçi olan göçmenleri benimsemek yerine, onları yaşam koşullarını aşağı çeken kimseler olarak kabul ederler. Oysa söz konusu ayrımcılığa ortak olarak, İrlandalı işçilere o kötü yaşam koşullarını dayatması için -farkında olmadan- burjuvaziyi yüreklendirirler. Bu durumda burjuvazi, sınıfın bölünmüşlüğü sayesinde hem göçmen işçileri aza razı eder hem onları örnek göstererek yerli işçileri aza razı olmaya zorlar hem de siyasi bakımdan işçilere karşı daha baştan bir üstünlük elde eder. Üstelik ortaya çıkan tüm olumsuzluklar için de İrlandalıları sorumlu tutar. Bunu gazeteler, karikatürler, vaazlar gibi binbir araç eliyle de pekiştirir.

Ayrımcılığın işleyişi
Ayrımcılık pek çok farklı biçime bürünebilir. Misalen İrlandalı işçiler örneğinde, hem dini inançlara hem de etnik ve kültürel kökene dayanan bir ayrımcılık söz konusudur. Bunlardan ilkinde, bireyin içine doğduğu aile ve çevre etkisiyle ya da daha sonradan kendi tercihiyle mensubu olduğu dine, diğerinde ise bireyin bedenine içkin belirli niteliklere ve içinde yetiştiği aile ve çevre dahilinde edindiği kültüre göre ayrımcılığa tutulması söz konusudur. Bu noktada hâkim ve çoğunlukla doğrudan ya da fiilen resmi ilan edilen din, etnisite ve kültür belirleyici durumdadır.
Bireyin inancı ya da kökeni doğrultusunda diğer kümesi içinde bulunması, eşdeyişle hâkim olanın dışında kalması, ayrımcılık için kendiliğinden bir zemin oluşturur. Bu zemin ayrımcılığın birer parçası olan etiketleme ve dışlama fiilleriyle buluşur. Dışlama ve öncesinde etiketleme, tek tek bireylerden önce, ayrımcılık zeminini oluşturan ve bu fiillere ilk itkisini veren iktidar tarafından sağlanır. Hâkim olanın dışında kalan birey, amaç ve eylemlerini sergilerken resmi olan her ortamda dezavantajlı bir konumdadır. Bahsi geçen örnek kapsamında, o dönemde herhangi bir kamu kuruluşu, mahkeme ya da parlamentoda, bir kimsenin Katolik mezhebi ve İrlandalı kökeni dolayısıyla başvurusunun reddedilmesi, gerekçesiz suçlu bulunması ya da kabul görmemesi beklenebilir. Bu koşulları bütünleyen bir etkinlik hali olarak, egemen sınıfın ideolojik etkilenimi altındaki İngiliz işçilere, daima hâkim olan dışında kalanların etiketlenmesi ve dışlanması da salık verilir.

Bir ayrımcılık fiili olan etiketlemenin iki temel biçimi olduğu söylenebilir. İlki, kendisi gibi olmayanları olumsuz ifadeler aracığıyla anmaktır. Misalen dini inançlar, verili örnek kapsamında düşünülür ise, hâkim kategori Protestanlık dışında kalan bireyler için kâfir ve benzeri sözcüklerin kullanılmış olduğundan bahsedilebilir. Diğer etiketleme biçimi ise bir kimliği yansıtan sözcüğe olumsuz anlamlar yüklemektir. Burada örneğin yine İrlandalılar için vahşi, alkolik, tembel, cahil gibi ahlaki bakımdan yadırganan olumsuz birçok niteliğin bir ulusu ve bir kültürü yansıtan sözcüğe içkin hale getirilmeye çalışıldığına rastlanabilir.

Bütün bu ifadelendirme ve atfetmelerde hâkim kümenin içeriği merkez alınırken, o kümeye olan yakınlık ve uzaklığa göre de çeşitli kimliklere yönelik bir tutum belirlenir. Böylece birçok insan etiketlenen bireyleri daha hiç tanımadan olumsuz bir yargıya daha baştan ulaşmış olur. Ayrımcılığa maruz kalan İrlandalının önceden edinilmiş bu yargıyı kırması da oldukça zordur. Bu durumda sözcüğün içerdiği olumsuz anlam ve ifadelerle sıkça yüzleşmek durumunda bırakılır.

Bu etiketleme fiiline çok sayıda dışlama biçimi de eşlik edebilir. Burada verili örnek bakımından özellikle 1820 ve 1862 yılları arasında karşılaşılan bir ayrımcılık haline işaret emek mümkün. Bahsi geçen tarih aralığında, önce Londra’da ve daha sonra da ABD’de, kimi iş ilanlarına İrlandalı işçilerin istenmediğini belirtmek için NINA, yani No Irish Need Apply ifadeleri eklendiğine rastlanmaktadır.4 Bunun arkasında, İrlandalıların barbar oldukları, uygar yaşama uygun olmadıkları ve dolayısıyla onları işe almanın yanlış olduğu fikri bulunduğu görülebilir. Böylesi bir baskı altında, mücadele etmeyen bireye daha düşük ücretlerin ve daha olumsuz koşulların kolaylıkla dayatılabileceği aşikârdır.

Ayrımcılığın sonuçları
Burjuvazi, etiketleme ve dışlama fiilleri aracılığıyla, ayrımcılık kapsamındaki bireylerin kimliklerini bastırmasını ya da reddetmesini bekler. Bu sayede asimilasyonu, eşdeyişle kimlikleri istediği şekilde yeniden işlemeyi mümkün kılar. Bunun için bir yandan maddi imkânlardan yoksunluk, diğer yandan kitlesel baskı dayatır.

Marx, işçi sınıfı içindeki ayrımcılığın burjuvazi için kazanımların başlıca anahtarlarından biri olduğunun altını çizer.5 Burjuvazi nezdinde ayrımcılık, ekonomik, siyasi ve çeşitli sosyal kazanımlar anlamına gelir. Bu noktada üretim ilişkileri açısından odak noktası, sınıf içindeki ayrılıklardan yararlanarak, bir kesim üstünde sömürü oranını arttırmak, eşdeyişle ayrımcılığa maruz bırakılan işçilerin en düşük ücretleri ve en kötü koşulları kabul etmelerini sağlamaktır. Burada işçiler arasındaki hâkim kimliğin olası duyarsızlığı, dahası ayrımcılığa ortak olması, söz konusu koşulun sağlanabilmesinde en etkili baskı unsurudur.

Ayrımcılığa maruz bırakılan işçiler, en düşük ücretleri ve en kötü koşulları kabullenirlerken, sınıf içindeki parçalanma dolayısıyla ekonomik, eşdeyişle sendikal örgütlenme olanakları da önemli ölçüde aşınır. Başka bir deyişle, sınıfın üretimden gelen gücünü zayıflatır ve olası birçok kazanım için daha baştan bir engel haline gelir. Bu durum kendini siyasi alanda daha belirgin şekilde hissettirir.

Burjuvazi ayrımcılık üstünden edindiği siyasi yönlendirme olanağını, en iyi kriz anlarında değerlendirir. Bir ekonomik, siyasi veyahut toplumsal kriz ortamında, yükselen tepkiler karşısında ayrımcılığı bir imdat çekici olarak kullanır. Buna birer örnek olarak, 1845 ve 1852 yılları arasında gerçekleşen, İrlandalı birçok insanın yurdunu öylece terk etmesine neden olan Büyük Kıtlık ve 1848 Avrupa Devrimleri’nin Ada’daki iz düşümü ve sonrasında vuku bulan gelişmeler düşünülebilir. Bu iki süreç, işçilerin kriz ortamında ayrımcılık üstünden zayıflatıldığı ve böylece burjuvazinin örneğin Fransa’dan görece daha az bir bedel ödeyerek düze çıktığı bir dönem olmuştur. Burjuvazi, sınıf içerisine çok daha önceden attığı ayrımcılık tohumlarını kriz anında beslemiş ve işçilerin karşısında yekpare durabilmesini engellemeyi önemli oranda başarmıştır.

Burjuvazi, bireylerin esasen zenginlikleri olan nispi farklılıklarını olumsuz birer öğe olarak kullanabileceği gibi, kendisi de suni ayrımlar ortaya koyabilir. Bütün ayrımcılık çabaları, işçiler nezdinde, sömürüye eşlik eden ezme fiillerinin birer parçasıdır. Burjuvazi bireyin bütünsel varoluşu, sınıfa birer ilinek olan kimlikleri, manipülasyon araçlarını kullanarak, sınıf gerçekliğini örtme niyetiyle kullanırken, emeğine dayanan sınıfın bir kesimini de kimliğe dayalı ezme fiillerine dahil etmeye çalışır.6 Buna ortak olurken kendi yaşam koşullarına kastettiklerinin farkında olmayan bireyler, sınıfından kimseleri ezerek, egemen sınıfın yararına hareket eder ve önüne koyduğu tuzağa düşmüş olurlar. Bu tuzağa düşmemenin koşulu ise, sınıfsal bütünlük ve dolayısıyla halkların kardeşliği temelli içerikleri köklü bir ağaç misali zihinlerde büyütmektir.

1 Marx’ın ortaya koyduğu çerçeve 19. yüzyılın söz konusu ayrımcılık hallerine karşılık gelmektedir. Bu ayrımcılığın 20. ve 21. yüzyıldaki biçimleri, ayrımcılık karşıtı mücadelenin kazanımları doğrultusunda yeniden değerlendirilmelidir.
2 Örneğin bkz. Karl Marx, “The General Council to the Federal Council of Romance Switzerland”, Marx & Engels Collected Works Volume 21 içinde, London: Lawrence & Wishart, 2010, ss. 88, 120.
3 Bkz. Karl Marx, “Marx to Meyer and Vogt. 9 April 1870”, Marx & Engels Collected Works Volume 43 içinde, London: Lawrence & Wishart, 2010, s.475.
4 Richard Jensen, “ ‘No Irish Need Apply:’ A Myth of Victimization “, Journal of Social History, cilt 36, sayı 2, 2002, s. 405.
5 Örneğin bkz. Karl Marx, “From the Minutes of the Session of the London Conference of the International Working Men’s Association on September 22, 1871”, Marx & Engels Collected Works Volume 22 içinde, London: Lawrence & Wishart, 2010, s. 620.
6 Bu noktada ezme fiilinin daha fazla sömürüyü beslediği ve desteklediği anımsanabilir.