Az düşman çok dost…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Başbakan YıldırımAfyon’daki AKP kampında “Az düşman çok dost demiştik. Rusya ile aramızdaki sorunları giderdik” derken, “en dost” ve “stratejik ortakABDTürkiye’ye karşı şimdiye kadar görülmemiş bir yaptırım hazırlığındaymış. Türkiye’den vize işlemlerini askıya alma kararı o konuşmadan birkaç saat sonra geldi.

Erdoğan ve Trump’ın Washington’daki görüşmesinden ve TrumpArkadaşım oldu” dediği Erdoğan’ın yanında “Ülkelerimiz arasında harika bir dostluk var. Bence biz, şu anda hiç olmadığımız kadar yakınız. Bunun büyük bölümü kişisel ilişkilerle alakalı” demesinden iki hafta sonra, ABD ve Türkiyehiç olmadıkları kadar” uzaklaştılar.

Az düşman çok dost” stratejisinin anki hali bu!

Bu arada, TSK Astana’daki anlaşma çerçevesinde Suriye’ye girdi!

Ve dolar bir rekor daha kırdı TL karşısında!

Kısacası, bir köşe yazısında asla sırtınızı dönemeyeceğiniz son derece önemli diplomatik, siyasi, askeri ve ekonomik iç konularımız var.

Öte yandan, bugün Katalonya’da, öncelikle İspanya sonra da AB açısından olağanüstü gelişmelere yol açabilecek, bir bağımsızlık ilanı gerçekleşebilir. Katalonya Özerk Bölgesi Başkanı Carles Puigdemont ve başka bazı Katalan yetkililer “10 Ekim Salı günü” bağımsızlık ilan edeceklerini söylediler.

Bağımsızlık ilanı, gerek K. Irak’ta gerekse de Katalonya’da “düşmanları azaltıp dostları çoğaltmakla” doğrudan ilgili. Yeni devletlerin öncelikleri çevrelerinde, sonra dünya genelinde, ne kadar onları tanıyan dostları ve tanımayan düşmanlarının olacağı gelecekleri açısından önemli.

Katalonya referandumundan beri orada olanları anlayabilmek için çok sayıda Katalan ve İspanyol gazeteci arkadaşımla konuşuyorum.

Şimdinin en yakıcı konuları ABD vizesi ve TSK’nin İdlib’e girişi bizi uzun süre meşgul edecek. O yüzden, Katalonya’da bağımsızlık ilan edileceğinin söylendiği bu günde ben o meslektaşlarımdan birinin Katalonya üzerine yazdıklarını paylaşmak istiyorum:

Birkaç arkadaş toplanmış konuşuyorduk. Argümanına biraz daha güç katmak için Jordi birden masayı yumrukladı. Herkes şok oldu.

»Burada masayı yumruklamak kabul edilemez, dedi biri.

»Kusura bakma ama bu benim masam ve istersem kırarım da, diye yanıtladı Jordi.

»Masa senin olabilir, fakat ev benim ve benim evimde herkes benim kurallarıma göre davranmalı, dedi ev sahibi arkadaş.

»Hem masayı kırarsan nerede yemek yiyeceğiz, diye araya girdi bir başkası.

»Endişe etme, yepyeni masalar alacağımız mağazalar var, dedi Jordi.

»Sanmıyorum, Ikea (AB diye okuyun) broşürü öyle bir masalarının olmadığını söylüyor, diye uyardı bir arkadaş.

»Kahrolsun İkea ve bütün ulusüstü şirketler, diye bağırdı bir başkası.

Böylece kavgaya başladık ve şimdi neyi tartıştığımızı, olayın nasıl ve neden başladığını da hatırlamıyoruz.”

Meseleyi anlayabilmem için böyle bir hikaye uyduran ve kendini “solcu” olarak tanımlayan arkadaş; “Bağımsızlık sözü veren sağcı politikacılar hiçbir şeyin değişmeyeceğini, Katalonya’nın AB’nin bir parçası olmaya devam edeceğini, yine avro kullanılacağını, Brüksel’in onlarla ekonomik ilişkileri sürdürmekten mutlu olacağını; artık sadece bağımsız ve daha fazla özgür olacaklarını söylüyor” diyor. “Öte yandan, bağımsızlık diyen benim solcu arkadaşlarım her şeyin değişeceğini, kayırmacılığın, yolsuzluğun son bulacağını, İspanya’dan ayrılarak bütün bir sistemi değiştireceklerini, bunun bir tür devrim olduğunu söylüyor.”

Beni aydınlatsın diye fikrini sorduğum arkadaşımın da kafası karışık: “Bağımsızlıkçı sağcılarla bağımsızlıkçı solcuların bağımsızlıktan meramı tamamen zıt. Bu durumda nasıl birlikte yürüyorlar anlamıyorum! Ve solculuk aynı zamanda paylaşmaksa, solcular daha zengin Katalonya’nın vergi gelirlerini diğer bölgelerle paylaşma isteksizliğini nasıl kabul edebiliyorlar?”

Kısacası, doğrudan içinde yaşayanlar için de çok sayıda yanıtsız soru var Katalonya’da.

Ancak, illa da bağımsızlık diyenler bu adımı atmadan önce, etraflarında ne kadar dost, ne kadar düşman kalacağını da değerlendirecektir!