Az kaldı!..
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Geçen akşam, yorgun bir günün sonunda bir çocukluk arkadaşım beni aradı. Daha “Merhaba, nasılsın?” demeden telefonda avaz avaz konuşmaya başladı: “Her gün aynı konuşmaları dinlemeye mecbur muyum?” diye sordu.

“Hayrola” dedim duymadı. Konuşmasına devam etti.

“Kardeşim neredeyse günün 15 saatinde karşımıza dikilip konuşuyor. Yahu bir defa da iyi şeylerden bahsetsin. Sürekli bağırıyor, çağırıyor. Birilerine kin kusuyor. Bir şeylere olan nefretini dile getiriyor. Devamlı kasvet ve korku yayıyor. Her kelimesinde tehdit var. Bir de her şeyi o yapmış gibi anlatmıyor mu, deli oluyorum!”

“Kardeşim bir nefes al. Kimden bahsediyorsun?” demeye çalışırken lafı ağzıma adeta tıkadı ve artan kızgınlıkla içindekileri dökmeye devam etti.

Son sözü “Delirmeye az kaldı!” oldu.

***

Arkadaşım akademisyen. Dünya çapında. Dünya ile doğrudan ilgili. Bilgili ve deneyimli. Başarılarıyla gurur duyduğum Türkiye’nin yetiştirdiği önemli bir bilim insanı. Ülkenin sosyal yapısı üzerinde uzman. İnsan psikolojisi üzerinde ayrıntılı araştırmaları var.

Yaşamasını seven, nüktedan, işine ve insanlara saygılı, çok çalışan biri. Anladım ki müthiş bir infial yaşıyor.

***

Sözleri arasında dikkatimi çeken bazı ithamları vardı.

“Yarı cahil, hiçbir sözü doğru değil. Kendini iyice kaptırmış. Narsislik hâd safhaya ulaşmış. Adeta toplumu aşağılıyor. Aslında insanlarla alay ediyor.” Kimler konuşmasını yazıyor bilemiyorum. Başkaları yazıyorsa vahim. Şayet kendi dikte ediyorsa çok daha vahim. Metinler, sanki toplumsal barışın yok olması için atılmış birer bomba durumunda.

Halkı bölmek için uğraşıyor. Kendinden olmayanları hedef gösteriyor. Bu suçtur. Sinsice ‘Ümmet ve halk’ karşılaştırması yapıyor. Biat kültürünü yerleştirmeye çalışıyor. Adeta Türkiye Cumhuriyeti’ne düşman. Özgürlük, eşitlik ve demokrasiden habersiz. Durmadan toplumu geriyor.

Kişilerin psikolojisi bozuldu. Denetlenmezse bu ülkede şiddet alır başını gider. Devletin şiddeti orantısızlaştıkça, toplumdaki farklılıkların çatışması iç savaşa dönüşebilir!..”

***

Aslında bu düşünceler bana yabancı değil. Yıllardır bildiğimiz gerçekler. Ancak beni ürperten kısım, bir bilim insanının bizathi böyle bir ruh halinde olması. Dirayetli ve aydın kişilikler bile son kerteye gelmişlerse, durum daha da ağırlaşacak demektir.

***

Ülkede müthiş bir haksızlık ve eşitsizlik sürüp gidiyor. İşsizlik giderek artıyor. İş bulamayanlar ülke için derin bir yara. Bu duruma işten  çıkarılanlar da eklenince yara kangrenleşiyor.

***

Ekonomi yandaşlara peşkeş çekildikçe, paylaşım adaleti olmayınca, demokratik haklar gasp edildikçe ve yargı adalet dağıtmaktan vazgeçince toplumun psikolojisi süratle bozuluyor.

***

Şayet toplum yeterince eğitim ve öğrenim görmezse, sorgulayan ve direnen kararlı yurttaşlar yetiştirilmezse, ülke diktatör heveslilerinin baskısı altında kalır.

Mahkûmiyetin en acısı, bedenin duvarlar arasına sıkışanı değil, ruhun baskı altına alınışıdır. Toplumun “ruh sağlığının bozulması,” insanların şifa bulmaz hastalığa yakalandığının habercisidir. Bu hastalık en bulaşıcı ve tehlikeli olanıdır. İnsanların yönetimlere olan güven ve inancını yok eder. Doğaldır ki böyle bir düzende, toplum yaşamak adına  isyan edecek ve isyan, kan ve ölümleri getirecektir.

***

Nitekim UNICEF raporunda açıklandığı gibi Türkiye’de aile içi şiddet artmıştır.

Kadınların öldürülmesi de yüzde bin 400’e ulaşmıştır.

İntihar olaylarına gelince; 2013’te yüzde 73’ü erkek ve yüzde 27’si kadın olmak üzere 3bin189 kişi intihar etmiştir.

Kısaca toplum bunalım içinde.

***

Bir ülkenin dağılmasını hızlandıracak tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız.

Akademisyen arkadaşımın uyarısını ciddiye almalıyız.

Görülen şu ki, onun son söylediği sözleri “toplumsal olarak” söylemeye az kaldı.