Az veren maldan, çok veren candan
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Cimrilik ve açgözlülük üzerine çokça söz var.
Cimrilik ve açgözlülük üzerine çokça söz var. Cömertlik için ne demeli? Cömertin bir tanımını yapmayı deneyeyim: “gerekenden ya da alışılmıştan çok değer biçen ve veren”. Her yerde en yüksek kabulü göreceğini sanırsınız, değil mi? Tam tersi. Cömertlik makbul bir özellik sayılmayabilir. Deney amaçlı bir oyunda, yarışan iki takımın oyuncuları kendi aralarındaki ortak bir çanağa gönüllerinden koptuğu kadar para koyuyorlar. Belli bir noktada, herkes çanaktan yine gönlünce para alıyor. Açık bir hesap gibi düşünün. Bir sonraki oyuna geçmeden önce, her takım, içinden bir oyuncuyu oyundan çıkartıyor. Sizce takımlar öncelikle hangi oyuncuyu çıkartmayı tercih ediyor? Çanağa en çok koyup, en az almayı tercih eden kim ise, onu.

Cömertliğin sonu bu mu olmalı? Toplumsal kuralları hangi yönden çiğnerseniz, karşılığını alıyorsunuz. Hediyeleri akla getirin. Bir doğum günü ya da düğün için verilen hediyelerde ölçüyü nasıl ayarlarsınız? Herkesin yüz liralık hediye getirdiği bir yerde, on liralık hediye getirmek pek sevinç yaratmasa da, “çam sakızı çoban armağanı” bu durumlar için üretilmiş olsa gerek. Ama aynı yere, bin liralık hediye ile gelirseniz ne olur?

Cimrilik ya da cömertlik biçiminde eşitliği bozan her eylem adaletsizlik duygusu doğurur. Bu duygunun er ya da geç ortaya çıkacak sonuçları bir yana, ilk etkisi kızgınlık olur. Kızgınlık hızla geçebilir; adaletsizliğin kalıcı sonuçları ise yıllarca sonra görülür.

Güven ve kalp, bir kere kırıldı mı…
Adaleti gerçekten istiyor muyuz? Yoksa işlerin, düzenin bozulmadan devam etmesini tercih mi ediyoruz? Örneğin, YGS sınavı iptal mi edilsin, yoksa ortalık karışacak diye bu konuya hiç girilmese, tatsızlık çıkartılmasa daha mı iyi olur? Gençlerin hayatı hangisinde daha fazla etkilenir? Kararlarımızı kimin nasıl etkileneceğine göre mi, yoksa bir mutlak adalet kavramına göre mi vermeliyiz? Bunlar felsefe ve hukukun konuları gibi gözüküyor.

Mutlak adaleti arayışımızın kaynağı, güven duygusunun zayıflaması olabilir. Annemiz, kardeşimizin kasesine daha fazla çorba koyuyor mu diye düşünüyorsak, annemiz ile aramızdaki güven duygusunda bir berelenme olmuş demektir. Güvenmediğimiz dükkânlarda para üstünü sayar, hesabı tek tek kontrol ederiz. ‘Enayilik’ sayılan birçok davranış, güven duygusuna dayanır. Güven bir kez kırıldı mı, onarımı zordur. Bunu yazarken omzumun üstünden yazdıklarıma bakan 16 yaşındaki kızım, “kalp de…” diye ekledi. Kırık kalp, kırık güven.

Gençlerin güvenini kıranlar, kalplerini de kırmış olabilir. Üst üste gelen adaletsizliklerle güvenmeyi umdukları büyükleri defterden silmek, kalp de kırıldığında kolaylaşır.

Adaletsizlik değil de beceriksizlik olduğunda, güven nasıl etkilenir peki? Kırılmaz, sarsılır. İkinci bir fırsat doğar. Sınav skandalındaki yetkili büyükler, güven uyandırıcı bir sınav yapmayı beceremediklerini söyleyebilselerdi…
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız