Azami fedakârlık asgari ücret!
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
Asgari ücret bir fedakârlık meselesi değildir. Anayasasının ve yasalarının devlete yüklediği sosyal bir sorumluluktur. Öte yandan ülkemizde işçiler zaten mecburen “fedakârlık” yapıyor

Sadece asgari ücretle çalışanları değil, tüm çalışanları ilgilendiren asgari ücretin tespit çalışmaları başladı. Asgari ücret beş hükümet, beş işçi (Türk-İş) ve beş işveren (TİSK) temsilcisinden oluşan bir komisyon tarafından saptanıyor. Karar çoğunlukla alınıyor ve kesin nitelik taşıyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2018 yılı asgari ücreti için çalışmalarına başladı.

1 Aralık 2017 günü yapılan ilk toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “fedakârlık” talebi damgasını vurdu. Bakan konuşmasında “İşçi ve işverenden fedakârlık bekliyoruz” (Milliyet, NTV 1 Aralık 2017), “Hükümet olarak biz bu görevi yerine getirirken işçi ve işverenimizden de fedakârlık bekliyoruz. Karşılıklı fedakârlık aslında birlikte kazanmayı getirir” (Dünya, 1 Aralık 2017) şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

Neredeyse bütün basın organlarında yer alan bu talep, Bakanlığın resmî web sitesinde konuyla ilgili haberde yer almıyor (https://goo.gl/vSvxu2). Bakanın konuşmasındaki bu en önemli vurgunun Bakanlık web sitesinde yer almaması oldukça ilginç. Neyse biz konunun esasına geçelim.

Fedakârlık, Arapça ve Farsça kökenli bir kelime. Fedâ bir şey uğruna değerli bir şeyden vazgeçme anlamına geliyor. –kâr eki ise kelimelere “eden” “edici” anlamları katıyor. Fedakâr, feda eden anlamına geliyor. Asgari ise Arapça “asgâr” kelimesinden geliyor, en küçük, en az, en aşağı demek. Böylece “fedakârlık” ve “asgari” sözcüklerinin yan yana gelmesi tuhaf bir durum oluşturuyor. Asgari, en az ve en düşük olandan fedakârlık istenmesi anlaşılması zor bir talep.

Asgari ücret adı üzerinde en düşük ücret. Dolayısıyla fedakârlık ücreti değil. Asgari Ücret Tespit Yönetmeliği’ne göre asgari ücret, “işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanıyor. İşçinin ailesi hesaba katılmıyor.
Asgari ücret bir fedakârlık meselesi değildir. Anayasasının ve yasalarının devlete yüklediği sosyal bir sorumluluktur. Asgari ücrete sanki taraflar eşitmiş ve sanki bir ticari pazarlık söz konusuymuş gibi yaklaşılamaz.

Asgari ücret iş hukukunun işçiyi koruma ilkesinin en önemli unsurlarından biridir.

Öte yandan ülkemizde işçiler zaten mecburen “fedakârlık” yapıyor. Milyonlarca işçi asgari düzeyde bir ücretle yaşıyor. Milyonlarca işçi sendikasız ve toplu iş sözleşmesiz çalışıyor. Çalışanların yüzde 30’u sosyal güvenceden yoksun. Taşeron işçileri onca yıldır “fedakârlık” yapıyor. Ülkemizde işçiler Avrupa ortalamasının çok üzerinde çalışıyor. Türkiye, çalışmaya bağlı kaza ve ölümler (iş cinayetleri) açısından ilk sıralarda yer alıyor. 2017’nin ilk 11 ayında en az 1851 işçi, iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirdi.

Asgari ücretle çalışan zaten fedakârlık yapıyor. Asgari ücret son yıllarda enflasyonun üzerinde artsa da asgari ücretli büyümeden ve milli gelir artışından pay alamıyor. Türkiye OECD ülkeleri arasında en düşük asgari ücretli ülkeler arasında yer alıyor. OECD içinde sadece Macaristan, Slovakya, Çekya, Estonya, Şili ve Meksika’da asgari ücret Türkiye’den düşük. Bu “fedakârlık” değilse nedir?

Türkiye’nin üye olduğu BM, ILO ve Avrupa Konseyi’nin benimsediği ilkelere göre asgari ücretin çalışanlara ve ailelerine insanca yaşamaya yetecek düzeyde saptanması gerekiyor. Türkiye’de asgari ücret tespitinde aile dikkate alınmıyor. Bu “fedakârlık” değilse nedir?

Asgari ücret en az ücret ama ondan bile kesinti yapılıyor. 1777 lira brüt asgari ücretin 337 lirası, yüzde 19’u kesintiye gidiyor. Bu da mı “fedakârlık” değil? İşverenlere hazineden prim desteği sağlanırken işçinin asgari ücretinden kesintiye devam. İşveren işe aldığı her yeni işçinin bütün kesintilerinden muaf tutulurken asgari ücretten kesintiye devam!

Özetle, işçiler azami fedakârlık yapıp asgari ücret alıyor.

Arz yanlı neoliberal dogmatik zihniyet, asgari ücret artışını öcü gibi göstermeye çalışıyor. Asgari ücret artışını felaket olarak görüyor. Asgari ücretin yüzde 30 arttığı 2016 yılında ekonominin batacağı, şirketlerin bu artışı kaldıramayacağı gibi felaket senaryoları yayıldı. Bunların hiçbiri olmadı. Asgari ücret artışı sadece işçinin yararına değil, genel olarak ekonomik büyümeye de yararlıdır. Ücretlerin artırılması yoluyla ekonomik büyümenin, talep yönlü politikaların zamanı geldi de geçiyor.

Credit Suisse tarafından yayımlanan küresel servet araştırmasına göre 2014 ortası itibarıyla Türkiye’nin en zengin yüzde 1’lik kesimi ülke servetinin yüzde 54,3’e sahip. 2000-2014 arasında Türkiye, en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam servetteki payının, yüzde 43 yükselerek en hızlı arttığı ülke oldu. Bu yeterince fedakârlık yapıldığını göstermiyor mu? Biraz da kârdan, faizden ve servetten fedakârlık edilsin.
Kısacası asgari ücret fedakâr değil, adaletkâr olmalı.