“Bahar”dan geriye kalan 2: Bölge ekonomisi tam 614 milyar dolar kayıp yaşadı
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Suriye kendi kendine yeten, çok az dış borcu olan bir ülke iken, “Bahar” sonrası ekonomisi zor durumda olan bir ülke haline geldi, ekonomide 2011 yılından bu yana 259 milyar dolarlık kayıp yaşandı

Mısır’da halk İslamcıları reddetti
“Bahar”ın en çarpıcı sonuçlarından birine Mısır’da tanık olduk. Tunus’ta başlayan, ardından Mısır’a sıçrayan protesto dalgası Hüsnü Mübarek rejimini devirmiş, yıllarca yarı illegal yarı yasal mücadele veren Müslüman Kardeşler başta olmak üzere birçok İslamcı örgüt durumu fırsat bilerek siyaset sahnesinde etkili olmaya başlamıştı. Mübarek’ten sonra da onun döneminden kalma yöneticilerin göreve devam ettiklerinin görülmesi protestoların sürmesine yol açmış, bu kez İslamcılar bu gösterilerde yer almayıp Tahrir Meydanı’nı dolduran solcu, laik, ılımlı dindar kesimlerin karşısına geçmişti. Yapılan seçimlerde İslamcı Muhammed Mursi’nin Başkanlığa seçilmesinden sonra Mısır’ın hızla İslamcılaştırılması protestoları daha da artırmış, ancak Mübarek döneminin üst düzey komutanlarından olan Genelkurmay Başkanı Abdülfettah Sisi, Mursi’yi devirerek halkın devrimini çalmıştı. Burada önemli olan halkın İslamcılara olan tepkisiydi. Aslında 2011’deki Mübarek karşıtı ayaklanmaları destekleyen laik kesimler, İslamcılara karşı askeri darbeye destek vermek durumunda kaldılar. Darbeden bu yana geçen süre içinde Mısır’da İslamcılara karşı yapılan hiçbir uygulamaya yönelik ciddi bir itiraz olmayışı “Arap Baharı” denen sürece asıl damgasını vuranın en azından Mısır özelinde İslam karşıtı kesimler olduğunu gösteriyor.

“Bahar” sonrası üç yıl
“Bahar”dan sonra Mısır da eskisinden daha kötü oldu. “Bahar”ın üzerinden üç yıl geçtiğinde döviz rezervi 36 milyar dolardan 15 milyar dolara geriledi. Mısır parası dolar karşısında yüzde 18 değer kaybetti. Mübarek döneminde ortalama yüzde 5-6 büyüyen ekonomi, 2011’de yüzde 1.8, 2012’de yüzde 2.2 büyüdü. 2013 beklentisi yüzde 1.8. Milli gelirin yüzde 10’unu oluşturan turizm sektöründe turist sayısı yüzde 22, turizm gelirleri de “Bahar” öncesine göre yüzde 25 azaldı. Sektör, 2.5 milyar dolarlık gelir kaybetti. Elektrik ve su kesintileri başladı. Birçok yerde ekmek bulunamadı. Mübarek döneminde yüzde 10 olan işsizlik, Mursi döneminde yüzde 13’e yükseldi. 2013 Eylül-Ekim-Kasım döneminde bu oran yüzde 13.4 oldu. Mübarek döneminde genç işsizlik oranı yüzde 25’ti. Mursi döneminde bu rakam yüzde 70.8’e çıktı. Yoksulluk yüzde 20’den yüzde 25’e fırladı. Mübarek’in devrilmesinden sonra kamu borcu 30 milyar dolardan, 40 milyar dolara çıktı. Enflasyon yüzde 3 seviyesinden, yüzde 13 yükseldi. 2013 enflasyonu yüzde 12,5 oldu.

Diz çökmeyen Suriye
“Arap Baharı” sürecinde en büyük emperyal çullanma Suriye’ye karşı yapıldı. Suriye, son bir yıla kadar Hizbullah ve İran’ın da desteğiyle ülkeye başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelerden sızdırılmış çeşitli ülkelerden gelen 60 bine yakın cihatçıya karşı savaş yürüttü. Hem İslamcılara hem de emperyal propaganda makinesine karşı muazzam bir mücadele verdi. Bu süre boyunca Suriye tüm memurlarına maaş ödemeye devam etti. Ancak dış müdahalelerle yaratılan iç savaş sonucu 500 bine yakın insan yaşamını yitirdi, 3 milyon insan komşu ülkelere sığındı, bir o kadar nüfus iç göç yaşadı, kültürel yapılar, tarihi şehirler yok oldu. Rusya’nın Suriye’ye destek vermesiyle durum Suriye’nin lehine döndü. Suriye’ye muhalefet edenlerin ılımlı ya da radikal ne olursa olsun hiçbirinin demokrasi yanlısı olmadığının anlaşılmış olması Suriye’nin yönetimi için ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasına yaradı. Ancak bu süreç Suriye’ye pahalıya mal oldu. Ülke fiili olarak ikiye bölündü. Ekonomisine de büyük zarar verdi. Kendi kendine yeten, çok az dış borcu olan bir ülke iken, “Bahar” sonrası ekonomisi zor duruma düştü. Altı yıllık çatışma Suriye gayri safi yurt içi hasılasında ve sermayesinde 2011 yılından bu yana 259 milyar dolar kayba yol açtı.

Bahreyn söz konusu olunca
Libya, Yemen, Suriye, Mısır söz konusu olduğunda “Bahar”ın demokrasi getireceğinden dem vuranlar konu Bahreyn’e gelince nedense “demokrasi”den söz etmediler. Bahreyn’de de 2011 yılında muhalif gösteriler başladı. Protestocular demokratik reformlar, siyasi özgürlükler talep ediyorlardı. Suriye’de “demokrasi yanlısı” protestocuları destekleyen Suudi Arabistan, Katar, ABD ve Batılı “Bahar” dostları Bahreyn’deki demokrasi yanlısı gösterileri bastırması için Bahreyn yönetimine yardım ettiler. Çünkü Bahreyn’de krallık sünni, halk Şii idi. Suudi Arabistan’ın Bahreyn’e ilişkin en büyük korkusu bir rejim değişikliği sonucu oluşacak Şii yönetimin İran’la kuracağı sıkı ilişkiler. Bu, İran’ın bölgedeki etkisini artıracağı gibi başka ülkelerdeki Şiilere de örnek olabilirdi. ABD için de İran yanlısı bir yönetim tercih edilmezdi Bahreyn’de. Çünkü bu ülkede 5. Filosu vardı ABD’nin. Kenya’ya kadar olan bir alanı buradan kontrol ediyordu ABD. “Arap Baharı”na destek vererek bölgeyi ateşe atanlar Bahreyn’i kendi çıkarları için bu “ateş”in dışında tutmuşlardı. Bahreyn’in “Bahar”ı kazasız belasız atlatan birkaç ülkeden biriydi.

Ürdün de bölgede ABD müttefiki bir ülke olarak ABD desteğiyle zamanında aldığı önlemlerle “Bahar”dan zarar görmeden çıkabildi. Kral Abdullah, halkın her protesto gösterisinde hükümet değişikliğine giderek öfkeyi yatıştırmayı başardı.

Ama “Bahar” Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da büyük tahribatlara yol açtı. “Bahar”ın en büyük destekçilerinden Suudi Arabistan bile zarar gördü. Etkileri 2014’e kadar gelen “Bahar”ın etkileri yüzünden petrol fiyatlarında değişmeler oldu. Fiyatlar son on üç yılın en düşük seviyesine inince Suudi Arabistan gibi büyük üreticiler bundan çok zararlı çıktı

Yapılan bir araştırmada “Bahar”ın yaşandığı ülkelerde “Bahar”ın hemen öncesinde tarım sektörünün GSYH içerisindeki payının yüzde 11 olduğu vurgulanarak, gelişmiş ülkelerde tarımın GSYH içerisindeki payının yüzde 5’in altında olduğu anımsatılıyor. Buradan yola çıkılarak “Bahar”ın yaşandığı ülkelerin hâlâ büyük ölçüde tarım toplumları oldukları vurgulanıyor.
Söz konusu araştırmanın sonuç bölümünde “Arap Baharı”nın (Kısa Dönem) Sonuçları şöyle açıklanıyor:

1)Arap Baharı’nın yaşandığı günden bu yana Libya, Mısır, Tunus, Suriye, Yemen ve Bahreyn için GSYH cinsinden kaybının 20 milyar doları ve kamu finansmanı cinsinden 35 milyar doları aştığı hesaplanmaktadır;

2) Arap Baharı’nın bölgedeki etkisi ülkeden ülkeye önemli ölçüde farklılıklar göstermektedir. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt gibi zengin Arap ülkelerinde GSYH önemli ölçüde arttı. Bu durumun bir nedeni de bu ülkelerin ekonomilerinin görece daha dinamik ve büyüme temelli olmalarıdır;

3)Yemen ve Libya gibi ülkelerde hükümet gelirleri hükümetin temel kamusal hizmetleri vermesini engelleyecek düzeyde azaldı;

4) Arap Rönesansı için Arap liderliğinin ve bölge ülkeleri arasında işbirliğinin zorunlu olduğu ortaya çıktı;

5) İstikrarlı ve sürdürülebilir bir ekonomik yapının, güçlü ve hesap sorulabilir hükümet sisteminin ve demokrasinin inşası için yerel ve açık sosyo-politik bir çerçevenin gerekliği anlaşıldı;

6) Geri dönüşlere neden olabilecek sosyo-politik ve güvenlik risklerinin varlığının gözükmesi. Mısır’da Arap Baharı sonrası yaşanan politik gelişmeler ve askeri darbe bu tür risklerin gerçek olduğunu ortaya koydu;

7) Birleşmiş Milletler’in bölgeye yönelik bakış açısı ve politikalarını değiştirmesi gerektiği ortaya çıktı;

8) Politik özgürlükler, politik temsil, ulusal kaynakların kullanımından elde edilen gelirlerin kullanılmasında açıklık, sağlık, eğitim, kadın gibi konulardaki gelişmelerin uzun dönem yapısal dönüşüm için zorunlu olduğunun görülmesi ve 9) Doğal kaynak bağımlılığını azaltarak ekonominin çeşitlendirilmesi sağlayacak ekonomik sistemin kurgulanmasının zorunlu olduğunun görülmesi.

Uluslararası perspektif
Uluslararası bir perspektiften bakıldığında ise Arap Baharı’nın sonuçları şöyle değerlendirilebilir:

1) Arap Baharı en azından başlangıçta uluslararası politik çevrelerce yanlış algılandı ve yanlış öngörüler yapıldı;

2) Uluslararası politik çevreler ve yerel politik örgütlenme yanlış jeopolitik değerlendirme ve tercihler yaptı;

3) Batılı devletler Bahar süreci üzerinde çok az etkili olabildiler;

4) Batılı devletler yeni yerel aktörler hakkında çok az sosyo-politik bilgiye ve değerlendirmeye sahiptirler;

5) Bahar süreci büyük bir bulaşıcılığa sahiptir;

6) Dış çatışmalar rejimleri kurtarmamaktadır;

7) Uluslararası müdahalelerin yararlılığı sorgulanmaya başlandı;

8) İstikrar kavramı değişti ve demokrasi, bireysel özgürlükler, adalet ve insan hakları gibi uluslararası değerler ile ilgili dünyanın tamamına güçlü bir sinyal gönderildi. Dalacoura da Arap Baharı sürecinin olay ve olgularının çeşitliğinin sonuçlarına ve politik etkilerine de yansıdığını ifade etmektedir.

“Bugünün Arap Dünyası büyük bir belirsizlik ile tanımlanabilir. Jeopolitik bir çerçevede, yerel politik değişiklikler, yakın coğrafyada ve Batı’da güç dengelerinin değişmesine neden olacaktır”. (Bknz: Arap Baharı’nın Ekonomik Analizi- Harun ÖZTÜRKLER http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu16makale/harun_ozturkler.pdf)

Yıktılar şimdi onarmak için girecekler
BM’ye bağlı Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komitesi (ESCWA) bölgenin “Arap Baharı”ndan sonra uluslararası yardıma her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu açıkladı. Bölge ülkelerinin yaşadıkları tahribatın altıdan kalkmaları tek başlarına mümkün değil. Hemen hemen hepsi dış müdahaleye muhtaç hale getirilmiş durumdalar. Emperyalizmin mali kurumları sözde yardım adı altında bu bölgelere sermayelerini sokmaya hazırlanıyorlar. Aynısını yıllar önce Latin Amerika’da, Batı Avrupa’da, Balkanlar’da da yaptılar. Bu gölgelerde savaşlar, çatışmalar çıkaran emperyal güçler ardından buralara yardım adı altında kendi sermayelerini soktular. Aynısı şu an hâlâ belirsizliğini koruyan Ortadoğu ve Kuzey Afrika için de olacak. Ama henüz erken.

-BİTTİ-