Bahçeli: Barzani'nin bayrağını Cumhurbaşkanı biliyor muydu?
28.02.2017 11:38 GÜNCEL

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Irak Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesut Barza’nin ziyareti sırasında asılan Kürdistan bayrağına sert tepki gösterdi: Aymazlık, skandal! “Cumhurbaşkanının bundan haberi var mı? Başbakan arkasındaki bayrağı gördü mü?” diyen Bahçeli, Barzani için, “Türk milletine kefen biçen bir şahsın Türkiye’de ağırlanmasına tahammülümüz yoktur” dedi. Bahçeli sözlerini, “Sonuna kadar millet, sonuna kadar devlet, kararımız evet” diye tamamladı.

"HANDE FIRAT’A DESTEK, SELVİ’YE ELEŞTİRİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘Karargah rahatsız’ manşeti nedeniyle eleştirilen Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Hande Fırat’a destek verdi. Fırat’ın 15 Temmuz’daki tutumunu öven Bahçeli, haber içinse ‘ister istemez eski günleri hatırlattı’ dedi. Haberin içinde yer alan ve Genelkurmay adına yöneltilen eleştirilerin öncelikle devlet yönetimiyle paylaşılması gerektiğini böyle olmadıysa yanlış olduğunu söyleyen Bahçeli, “Bizim de aklımıza takılan sorular var ama şimdi bunu konuşmanın zamanı değil” dedi. Bahçeli Hande Fırat’ı savunduğu konuşmasında Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’ye sert ifadelerle yüklenerek ‘Türkiye düşmanı olmak’la suçladı. Selvi’nin geçen hafta yazdığı iki yazıda Kürt oyları ve AK Parti’nin durumuna dikkat çeken yazılarını hatırlatan Bahçeli, “Bay Selvi, Kürt kökenli kardeşlerim oyuna gelmeyecektir” dedi.

Bahçeli’nin partisinin grup toplantısındaki sözlerinden satırbaşları şöyle:

"SİVİL ASKER DAYANIŞMASI SAĞLANMALI"

Bin yıldır üzerinde yaşadığımız, kıyamete kadar da yaşamaktan başka seçeneğimiz olmadığı kutlu vatan coğrafyası zor şartlara sahiptir. Bedeli şehit kanlarıyla ödenmiştir. Vatan toprakları namusumuza emanettir. Nasıl namusun tartışması olmayacaksa, vatanın da olmayacaktır. Şunu bilmek lazımdır ki; dünyanın gözü üstümüzdedir. Milli varlığımızı kıskananlar yine hesap yapmakta, yeni senaryolar yazmaktadır. Türkiye beka mücadelesi vermektedir. Bu oluyorken siyasi kavga ve kutuplaşmalarla bölünmek hiçbirimizin tasvip edemeyeceği bir garabet, hatta gafillik olacaktır. Demokrasi birçok defa kesintiye uğramıştır, askeri darbeler Türkiye’ye on yılları kaybettirmekle kalmamış, tarihin gerisine de düşünmüştür. Abdülaziz’den bu tarafa birçok silahlı mücadele ve muhtıra gerçekleşmiştir. Dün böyleydi diye, bugün böyle olacağını beklemek bize vatana ihanetle eşdeğer bir sapma halidir. Dönem dönem yükselen sivil-asker geriliminden Türkiye yeterince zarar görmüştür. 28 Şubat’tan 15 Temmuz FETÖ ihanetine kadar bu vatanda fazlasıyla kanun dışı hareketler görülmüştür. Artık buna son nokta koyulmalı, demokrasinin tesisi sivil-asker dayanışmasıyla sağlanmalıdır.

"TSK ÇOK HIRPALANDI"

Asker üniforması içine gizlenmiş caniler, 15 Temmuz gecesini kana ve hıyanete bulamıştır. FETÖ artıkları, devleti parçalamak için silaha sarılmıştır. 15 Temmuz’un faili askerimiz değildir. Çok şükür, yanlış hesap Türk milletinden dönmüştür. Ne büyük bir travmadır ki komuta heyeti ele alınmıştır, Genelkurmay Başkanlığı ele geçirilmiş, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları elleri bağlı, derdest edilmiştir. Az evvel söylediğim gibi, zorlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Gücünü milletten alan askeri kuvvet, paha biçilmez önemdedir. Türk askeri huzursuz, heyecansız, gergin olduğu müddetçe, karşılaştığımız beka meselelerini, hain terör saldırılarını göğüslememiz akla ve mantığa aykırıdır. El Bab’da Türk milletinin onur mücadelesini veren Türk askeridir, birliğimiz, güvenliğimiz için gece gündüz devriye gezen kahraman Mehmetçiklerdir. Türk askeri aynı zamanda şehitlik anıtıdır. Bölücü teröre karşı amansız bir şekilde mücadele eden, peygamber ocağı gördüğümüz TSK’dır. Bu kadar sorunumuz varken, TSK’nin anlamsız ve sığ tartışmaların içine girmesi ya da çekilmesi so derece yanlıştır. 2007’den bu tarafa TSK çok hırpalanmıştır. FETÖ’nün emniyet ve adaletteki ayaklarıyla eş zamanlı planladığı Balyoz, Ergenekon gibi sözde darbe davaları, hemen ardından gerçekleşen FETÖ darbesi başka söze yer bırakmamaktadır.

"BAYAN GAZETECİNİN SUÇLANMASI TUHAF"

Bugünlerde TSK üzerinden yürüyen tartışmalar vardır. Hürriyet Gazetesi 25 Şubat’ta 7 eleştiriye 7 yanıt manşetiyle tartışmaların seyrini değiştirdi. Darbe teşebbüsünün püskürtülmesinde büyük bir rolü olan bayan gazetecinin ‘darbeci’likle suçlanması da bize göre tuhaf bir çelişki ve çarpıklıktır. Genelkurmay Başkanı ile ilgili bazı eleştirilere karargahın nasıl baktığı ve cevap verdiği ortaya çıkmıştır. Elbette olması gerekeni, doğru olanı, Genelkurmay Başkanı’nın rahatsız olduğu konuları silsile yoluyla iktidara iletmesidir. Medya üzerinden mesaj vermek, eski manşetleri hatırlatmaktadır. TSK’nın doğrudan sorumlu olduğu bakan, başbakan ve cumhurbaşkanına hassasiyetlerini aktarması doğaldır, gereklidir. Farklı yerlere çekmek ise anlamsızdır. Genelkurmay Başkanı dün başbakan ve cumhurbaşkanı ile sırasıyla görüşmüştür. Genelkurmay Karargahı’nın düşünce ve itirazlarını hükümet ile paylaşmadan bir gazeteye sızdırıp sızdırmadığıdır. Paylaşmışsa ve yanıt alamamışsa bir sorun var demektir. Paylaşmadan kamuoyu ile iletişime geçilmişse yine bir sorunun varlığına delalettir. Medya üzerinden başlatılan karalama kampanyası doğru mudur? TSK’nın başörtüsü yasağı kaldırılacaksa bununla ilgili Genelkurmay’ın niçin görüşü alınmaz?

"ÇATIŞIP ÇÜRÜYELİM Mİ?"

Huzur kaçarsa tutamayız. İstikrar hepten giderse geri getiremeyiz. Çatışıp çürüyelim mi, kardeşçe mi yürüyelim? FETÖ, PKK, IŞİD, PYD hazır kıta infaz mangalarını Türkiye’ye yönlendirmişken, devlet ve millet arasındaki kenetlenmenin hırpalanması gaflettir. Türkiye’nin diriliş ruhuyla eskiye sünger çekmesi elzemdir. Asker bizimdir, devlet bizimdir, hükümet bizimdir. Fitneye çanak tutan, cepheleşmeye meydan açan ise bizim gibi görünse de asla bizden değildir. Biliniz ki zarar ziyan büyüktür. Biliniz ki Türkiye yoğun bakımdan çıkamamıştır. Bunca patırtı kütürtüye, fuzuli görüş ayrılıklarına ne gerek vardır? Paylaşılmayan nedir? Korkularla, kuşkularla nereye kadar gidilecek? Bu kafa karışıklığının, bu güvensizliğin gerçek manasını nasıl yorumlayalım? Devletteki çatlak sesler ancak düşmanları sevindirecektir. Türkiye Cumhuriyeti ecdadımızın, aziz şehitlerimizin bizlere mirası değil midir? Miras yedi gibi milli kurum ve kurallarımızı yiyip bitirmek nedir? Biz devletteki kargaşanın son bulması, devletin yönetenlerin anayasal sınırlarına çekilmesi için referandumda “Evet” diyeceğiz. Açılması gereken karanlık yollar var, bunun için 80 milyona “Evet” deme çağrısı yapıyoruz.

"MANŞET İZİ SÜRÜP…"

Türkiye’de manşet izi sürüp, niyet okurken komşu ülkelerle ilişkilerimiz gerilmektedir. Irak, İran, Suriye, Yunanistan, Rusya, ABD ve AB üyesi bazı ülkelerle yoğunlaşan problemler dikkat çekicidir. El Bab’da kontrol ele geçirilmiştir. El Bab’da şehit sayımız 71’e çıkmıştır. Bu vesileyle şehitlerimize Rabbimden rahmet diliyorum. El Bab’da Türk askeri canı pahasına destan yazmış, tarihi bir başarı kazanmıştır. Suriye’nin kuzeyinde 230 meskun mahalle ve 1925 karelik alanda terörist temizliği yapılmıştır.

"700 KİLOMETRE PYD DENETİMİNDE"

Bizim temennimiz, Türk askerinin patlayıcı temizliğine sokulmamasıdır. Türkiye’nin milli güvenliği için Suriye toprakları, terörizmin her tarafından ayıklanmalıdır. IŞİD, PKK, PYD ayrımı yapılmamalı, alayı birden Türklüğün çelik iradesiyle dağıtılmalı, imha edilmelidir. Henüz Rakka’daki IŞİD varlığına ne tür bir operasyon yapılacağı belirsizdir. ABD hem malına hem mıhına vurmaktadır. Büyük çoğunluğunun YPG’nin teşkil ettiği SDG, ABD’den silah alarak bölgede çıban başı haline gelmiştir. Cumhuriyetçilerin Arizona senatörü, Türkiye ziyareti öncesi PYD’lilerle bir araya gelmiş, silah sözü vermiştir. ABD’li bir general Kobane’de teröristlerle buluşmuştur. Bu yapılanların dostlukla ilgisi yoktur. ABD dönmüş dolaşmış, PYD ile suç ortaklığına niyetlenmiştir. Herkes IŞİD’den şikayetçidir, ancak PKK’nın, PYD’nin terörist olduğu yok sayılarak teröre can suyu verilmiştir. Şu anda 911 kilometrelik Suriye sınırımızın 700 kilometresi PKK, PYD’nin denetimindedir.

"NE İŞİMİZ VAR RAKKA’DA’ DİYENLER…"

IŞİD burada paratoner işlevi görmektedir. PKK ise IŞİD’in inşa ettiği köprüden geçerek kendisine koridor oluşturmaktadır. ABD’nin yeni başkanının, IŞİD’i Obama’nın kurdurduğunu itiraf etmesi net bir karinedir. ‘Ne işimiz var Rakka’da’ diyenler, öncelikle Türkiye’nin önünü kesip, dört ayaklı büyük Kürdistan projesi yapan mihraklarla ilgili bir eleştiri getirmeyi denemelidir. Ülkemiz mutlaka Fırat Kalkanı harekatını taçlandırmalıdır. Yönetilemeyen, nüfuz edilemeyen alanlar vardır. Türkiye etki alanını genişleterek amaçladığı güvenli bölgenin kurulmasına öncülük ederek, muhtemel saldırı hazırlıklarını odağında imha etmelidir. MHP, devletin ve askerinin arkasında kaya gibi duracak, desteğini asla esirgemeyecektir. Türkiye her cephede mevzi kaybetmektedir. Hollanda’da iktidara gelmesi beklenen ırkçı parti liderinin camileri kapatma hedefi ise kabul edilemez bir ilkellik örneğidir. Ezan susmaz, susturulamaz. Susturmaya da kimsenin gücü yetmez. Aksini yapmaya kalkanları Allah affetmez. Müslüman Türk milleti, dünya dursa da bağışlamaz.

"KIBRIS YİNE ÇIKMAZA GİRDİ"

Tüm bunlar olurken Kıbrıs konusu yine çıkmaza girmiştir. Rum Meclisi, 13 Şubat’ta Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması demek olan Enosis referandumunun kutlanması kararını almıştır. Rum lideri masadan kalkıp kapıyı sert bir şekilde vurarak gitmiştir. Gerçeklerle yüzleşmekten kaçan, adadaki Türk varlığına tahammül edemeyenler şunu anlasın ki; Kıbrıs Türk’tür, Türk’ün yurdudur. Enosis kuyruklu yalandır, uyduruk masaldır ve ayaklarımızın altındadır. Enosis inkardır, kindir, nefrettir, nefesimizle gömülmeyi hak etmektedir. Rum yönetimi ille de Yunanistan’a bağlanmak istiyorsa adayı terk edip Atina’ya gitmesi, Yunanistan’a yerleşmesi samimi dileğimizdir. Kimin yurdundan kimi çıkaracaklarmış.

"YUNANİSTAN YÖNETİMİNE DİYORUM Kİ"

Yunanistan’ın yeni atanan kara kuvvetleri komutanı, soluğu Koyun adasında almıştır. Bu çürümüş general, işgalci Yunan askerleriyle poz vermiştir. Türkiye’nin Kardak kayalıklarındaki faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu, bir dahakine tolerans göstermeyeceklerini söylemiştir. Yunanistan, Balkan savaşlarında işgal edilmeyen, Lozan’da verilmeyen adalıkları düşmanca işgale almıştır. Yunanistan’ın amaç ve hedeflerini anlayamıyoruz. Eğer ki tekrar denize dökülmeyi istiyorsa buyursun, Türk milleti buna hazırdır. Bunu bir kez daha yapacak güçte ve imandadır. Biz yine Ege’ye kurşun gibi saplanmasını bilir, tekrar tarihi öğretiriz. Yunanistan yönetimine diyorum ki, dedeleriniz başarılı olamadı akıllı olun. Boşuna heveslenmeyin, Türkiye’yi asla geçemezsiniz. Yunanistan halkı, kendi yönetimlerini ikaz etmeli, densizlere haddini bildirmelidir.

"DOĞAN GRUBUNUN SELVİ’Sİ "

Muhterem arkadaşlarım, bütün kötü niyetlere, bütün ücretli ajanlara, Türkiye’nin kuyusunu kazmakla meşgul odaklara 16 Nisan’da iyi bir ders vereceğimize inanıyorum. “Evet”ler sandıktan taşacaktır, “Evet” Ankara’dır, milli ahlakın özetidir. “Evet” diyeceğiz, öz ile kabuğu birbirinden ayıracağız. “Evet” diyeceğiz, hainlerin uykularını kaçıracağız. Hızlanan algı operasyonları “Evet” ile kırılacaktır ve bunu Türk milleti yapacaktır. 16 Nisan’da “Evet” çıkarsa ekonomi batar, rejim elden gidermiş. Kim diyor? CHP. Biz CHP’nin Kuvayi Milliye’den çıktığını sanarken, kuvayı inzibatiye’den çıkmış, görememişiz.

Doğan Medyası’nın bu Selvi’si 21 Şubat’ta diyor ki, AKP açısından MHP iki ucu keskin bıçak. Çünkü AKP’nin önemli boyutta Kürt seçmeni vardır. 22 Şubat’ta “AKP önemli oranda Kürt seçmenine sahiptir, MHP ile ilişkilerinde dikkatli olmalıdır” demiştir. Biz Selvi’nin soyisim olduğunu düşünürken, halt aramanın yanındaki küçük direkler olduğunu öğrenmiş olduk. Bu zatın şuursuz ve ucube sözleri bizim nezdimizde küçücük kalmaya, ufalanmaya, çiğnenmeye mahkumdur. MHP, Kürt kardeşlerimizi karşımızda gösteren, kaleminden zehir damlayan her kim varsa hem bölücü hem de su katılmamış bir Türkiye düşmanıdır. Bu kalem ve kılıç artığı şahsın MHP’ye tutumu bellidir. Peki AKP’ye dost mu, yoksa hasım mıdır?

"KÜRT KÖKENLİ KARDEŞLERİMİZ"

Kürt kökenli kardeşlerimiz, Türk milletinin asli, eşit ve onurlu fertleridir. Onlarsız gelecek hayallerimizin bir anlamı yoktur. Türk-Kürt arasında nifak sokan casustur, şerefsizdir, zalimlerin kuklası zulmün oyuncağıdır. Kandil’den gelen mesajları servis edenler, MHP’ye “Kürt karşıtı” elbisesi giyenler günahkardır. Şimdi anladınız mı Bay Selvi ve onun gibi düşünenler, Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyecektir. Bu devletin herkese yetecek şefkatli eli vardır. Bölücülüğe hep beraber “Dur” diyelim, hainlere sırtımızı dönelim.

BAŞBAKAN ‘BU NEDİR?’ DEDİ Mİ?

Değerli milletvekilleri, 26-27 Şubat’ta Barzani önce Cumhurbaşkanı, ardından Başbakan ile görüşmüştür. Bu görüşmelerin sonucu henüz değerlendirmelerimiz arasında değildir. Pazar günü Barzani’nin ziyareti üzerine bayrak direklerinden birisine sözde Kürdistan bayrağı asılmıştır. Bu Irak’ın kendi meselesidir, bu bayrağın Türk bayrağına eş tutularak asılması skandaldır, aymazlıktır, rezalettir. İstanbul’da bu sözde bayrağın dalgalanmasına kim izin vermiştir? Barzani bayrağının dalgalanması bürokratik bir aymazlık mı, yoksa önü arkası düşünülmüş bir komplonun parçası mıdır? Cumhurbaşkanı haberdar mıdır, Başbakan arkasını dönüp “Nedir bu, kim bunu buraya koydu” diyebilmiş midir. Peşmerge ne zaman bayrağa sahip olmuştur? Türkiye, tutuklu HDP’lilerin serbest bırakılması için emek sarf eden Barzani’nin bayrağını ne zaman tanımıştır? Bu şahıs önce PKK’ya desteğinin ve şehitlerimizin hesabını vermeli, Türkiye’ye kurduğu tuzakların bedelini ödemelidir.