Bakan gider, kıdem tazminatı hakkı kalır!
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
Ne hükümetler, ne bakanlar eskitti kıdem tazminatı fonu. Bakan Müezzinoğlu da gitti, ama kıdem tazminatı hakkı yerinde duruyor. Artık bu gerçeğin kabul edilip fon konusunun gündemden çıkartılmasında yarar var

Yeni kabine revizyonu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da bakanlık görevinden alındı. Böylece 1 Eylül 2016 tarihinde göreve başlayan Müezzinoğlu bakanlıkta bir yılını dolduramadı. Müezzinoğlu, son dönemlerdeki bütün çalışma bakanları gibi göreve başlar başlamaz kıdem tazminatını fona devretmek için kolları sıvamıştı. Bakan Müezzinoğlu 42 yıldır gündemde olan ve 30 bakan eskiten netameli kıdem tazminatı fonu konusunu bir kez daha gündeme getirmesine karşın, temmuz ayı başına kadar sendikalar ve işveren örgütleriyle hiçbir bilgi paylaşmamış, onların görüşlerini almamıştı.

Kıdem tazminatı fonu defteri kapatılsın
Müezzinoğlu’nun görevden alınmasından bir iki hafta önce yapılan Üçlü Danışma Kurulu toplantısında kıdem tazminatı fonunun nafile bir çaba olduğu bir kez daha ortaya çıktı. İşçi konfederasyonları kıdem tazminatının bir işçi hakkı olarak korunmasını ve aksayan yanlarının iyileştirilmesini, kıdem tazminatı alamayan işçilerin sorunlarının çözülmesini gündeme getirerek, çözümün fon değil kıdem tazminatına güvence getirilmesi olduğunu vurguladılar.

İşveren örgütleri ise mutabakat olmadıkça kıdem tazminatında değişiklik yapılmamasını savundular. Böylece aylarca boşu boşuna kamuoyu spekülatif haberlerle meşgul edilmiş oldu. Oysa Müezzinoğlu, aylar süren ve bir hazırlığa dayanmadığı anlaşılan medya bombardımanı yerine daha baştan taraflarla görüşseydi boşuna kürek çekmemiş olacaktı.
Böylece kıdem tazminatı fonu bir bakan daha eskitmiş oldu. 1975 yılında 1927 sayılı yasa ile kurulması öngörülen kıdem tazminatı fonu, 42 yıl boyunca ne bakanlar ne darbe hükümetleri gelip geçmesine rağmen kurulamadı. AKP hükümetleri de 15 yıldır tek başlarına hükümet olmalarına rağmen kıdem tazminatı fonunu kuramadı.

Ne hükümetler, ne bakanlar, ne darbeciler eskitti kıdem tazminatı fonu. Demirel’in MC’leri, Evren’in darbe hükümetleri, Özal’ın ANAP hükümetleri kuramadı kıdem tazminatı fonunu. Ne bakanlar kıdem tazminatı fonu kurmak için kolları sıvadı. Ne taslaklar hazırlandı, ne modeller keşfedildi ama kıdem tazminatı fonu 42 yıl ve 31 bakana rağmen kurulamadı. Bakan Müezzinoğlu gitti, ama kıdem tazminatı hakkı yerinde duruyor. Artık bu gerçeğin kabul edilip fon konusunun gündemden çıkartılmasında yarar var. Tarihten ders çıkarmak iyidir, bakan gider ama kıdem tazminatı bâki kalır!

Sosyal politika kökenli yeni çalışma bakanı
Müezzinoğlu’nun yerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na Jülide Sarıeroğlu atandı. Sarıeroğlu, İmren Aykut’tan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci kadın çalışma bakanı. Tıpkı İmren Aykut gibi Sarıeroğlu da sendikal kökenli. Sendika uzmanlığı ve sendika yöneticiliği yapmış. Üstelik de lisans eğitimi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden, sosyal politika kökenli. Yeni bakanın özgeçmişinde; çalışan kadınlar, çocuk hakları ve sosyal diyalog konusunda çalışmalar yaptığı ve bu konularda ortak kitapları olduğu yazılı.

Yeni bakanın sendikal ve çalışma ekonomisi (sosyal politika) kökenli olması avantaj. Çalışma dünyasının ve sendikaların sorunlarının içinden geliyor. Umarız bu müktesebatına uygun davranır. Çalışma hukukunun özünün çalışanları korumak olduğu ilkesinden hareket eder, sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması için çaba sarf eder, sendikalar arasında kayırma yapmaz. Umarız grev hakkının öğretildiği bir bölümden mezun olan ve sendikacı geçmişi olan Sarıeroğlu, grev ertelemelerinin (yasaklamalarının) altına imza atmaz. Umarız selefleri gibi kıdem tazminatı fonunu temcit pilavı gibi gündeme getirmez. Umarız çalışma hayatında esnekliği ve kuralsızlığı artırıcı uygulamalarda ısrarcı olmaz. Eski bakanların yaptığı gibi sözde değil, gerçekten işçi sağlığı ve iş güvenliği konularıyla ilgilenir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevini daha önce de pek çok kez sendika ve sosyal politika kökenli isimler yürüttü. Cahit Talas, Turgut Toker, Turhan Esener, Bahir Ersoy, Sadık Şide, İmren Aykut, Emin Kul ve Necati Çelik bu özelliklere sahip isimlerdi. Bazılarının bakanlığı döneminde işçi haklarında büyük ilerlemeler olurken, bazıları işçi haklarının ve sendikal hakların budanmasına ortak oldular, seyirci kaldılar. Ne yazık ki müktesebat tek başına yeterli olmuyor. Şimdi yeni bir sendika ve sosyal politika kökenli çalışma bakanı göreve getirildi. Umarız çalışma hukukunun temel felsefesine ve çalışma bakanlığının varlık nedenine uygun bir bakanlık yapmaya çalışır. Zaman kendisini imtihan edecek.

***

Müstesna bir işçi lideri olarak Türkler

bakan-gider-kidem-tazminati-hakki-kalir-324826-1.

Türkiye Maden-İş Genel Başkanı, Türkiye İşçi Partisi ve DİSK kurucusu ve DİSK’in ilk Genel Başkanı Kemal Türkler; 37 yıl önce, 22 Temmuz 1980’de alçakça bir pusu kurularak öldürülmüştü. Türkler’in öldürülmesi, 1 Mayıs 1977 Katliamı’ndan sonra DİSK’e ve demokratik sınıf sendikacılığına yönelik ikinci büyük terör saldırısıydı. Üçüncü büyük saldırı ise 12 Eylül Darbesi ile gelecekti.

Kemal Türkler, Türkiye sendikal hareketi içinde müstesna bir yere sahip. 1950’lerde Maden-İş’in kurumsallaşmasında, 1960’larda mücadeleci bir sendika olarak öne çıkmasında Türkler’in mücadeleci, kararlı ve özgüvenli tutumunun payı büyüktür. TİP ve DİSK’in kuruluşunda da belirleyici isim Türkler’dir. Türkler önce Maden-İş’in mücadeleci bir sendika olmasına büyük katkı yaptı, ardından da on yıl boyunca genel başkanlığını yaptığı DİSK’i küçük bir örgütten koca bir konfederasyon haline getirdi.

Kuşkusuz hangi özelliklere sahip olursa olsun hiçbir lider tek başına mucize yaratamaz. Kemal Türkler de tek adam değildi. Güçlü, kurumsallaşmış bir ekiple çalıştı. Sendikacılıkta feraset, cesaret, kararlılık önemlidir. Türkler, kritik anlarda cesur kararlara imza attı. Kavel Direnişi, 15-16 Haziran, 1 Mayıs’ın kutlanması, DGM Direnişi bunlardan sadece birkaçı. Türkler, nesnel koşulları iyi okumaya çalışan bir sendikacıydı, gerçekçiydi. 1950’lerde sendika adına mevlit okuturken, 1979’da Enternasyonal marşı okumaktan hapse girecekti.

1977’de DİSK Genel Başkanlığı’na Abdullah Baştürk getirildi. 1977 Genel Kurulu’nda yaşanan sorunlar zamanla aşıldı ve DİSK 1980 kongresinde tekrar bütünlüğünü sağladı. O zor ve gerilimli koşullarda farklılıkları ve sorunları kişiselleştirmeden, inada dökmeden gerçekçi bir temelde çözmeye çalıştılar. 12 Eylül Darbesi ardından DİSK’e karşı büyük bir baskı ve terör kampanyası başlatıldı. DİSK’liler idamla yargılandı ve yıllarca hapiste kaldı. DİSK’in faaliyetleri 11 yıl boyunca durduruldu. DİSK bu büyük badireyi atlatmışsa ve DİSK davası bir mücadele arenasına dönüştüyse, bunda Baştürk’ün liderliğinin payı büyüktür.


Kemal Türkler’in ölüm yıldönümünde belki de altı en çok çizilmesi gereken nokta, Türkler ve Baştürk’ün liderlik tarzına ve sendikacılığına her zamankinden daha fazla ihtiyaç olmasıdır. Belki de sendikal hareketin büyük şanssızlığı Türkler ve Baştürk gibi liderlere artık sahip olmayışıdır. Elbette tarih tekerrür etmeyecek ama ondan ders çıkarmak mümkün. 37’nci ölüm yıldönümünde Kemal Türkler’i saygıyla anıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız