Bakan kalk ayağa!
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Başbakan,  Bakanlar Kurulu’nun Cumhurbaşkanı (CB) başkanlığında toplantı  için, “zaten 6 ay öncesine kadar Başbakanımızdı, şimdi başkanlık yapmasında yadırganacak ne var?” şeklinde ifadeler kullanmıştı. Cumhuriyet gazetesine baskın için de, “Peygamberimize hakaret eden, cevabını alır” dedi.

19 Ocak: Çekilen dikkat üzerine CB’nin girişiyle salona, bütün bakanlar “topluca” ayağa kalktı.

 Bakanlar Kurulu başkanlığı

CB’nin Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi veya başkanlığı altında toplantıya çağırması için başlıca ölçüt, “gerekli görme”.

CB’nin yürütme ile ilgili olup kullanımı takdirine bırakılan tek yetki. Buna karşılık, olağanüstü yönetimlerde Bakanlar Kurulu CB başkanlığında toplanır.

Yapılabilecek yorum şu: CB, olağandışı durumlarda ve ayrık olarak Bakanlar Kurulu’na başkanlık edebilir.

Kısacası, CB’nin Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi, istisnai bir “Anayasa-içi” yetki. Bu nedenle, Bakanlar Kurulu başkanlığı, başlı başına Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.

Değerlendirmede iki ölçüt önemli: Gerekçe ve iklim (CB ve Anayasa).

- Gerekçe: Bakanlar Kurulu başkanlığı ile “seçim tarzı” bağlantısı, hep dillendirildi: “Ben alışılagelmiş değil, terleyen bir CB olacağım ve anayasal yetkilerimi tam olarak kullanacağım.”

Oysa, “seçim tarzı”değişikliği, CB’ye artı ve özgül bir anayasal yetki vermez; sadece, siyasal meşruluğunu pekiştirir. Bu nedenle  CB, Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmeye neden gerek gördüğünü açıklamak durumunda. Çünkü, “Anayasa’nın uygulanmasını gözetme” yükümlüsü olan makamın kendisi de, Cumhuriyet’in niteliği olan hukuk devletinin gerekleri çerçevesinde hareket etmek zorunda.

-İklim: Sorun, “CB ve Anayasa” ilişkisi bağlamında değerlendirilmeli. Seçim sürecinden göreve başlamasına, Çankaya’dan “Çiftlik serüveni”ne ve  oluşturduğu başkanlık birimlerine kadar, işlem ve eylemler,  hukuk dışı ve anayasal zorlamalar yoluyla kotarıldı. Bu süreçte, 1982 Anayasası’nın (yapılar ve kurallar eşliğinde) görev ve yetkiler konusunda öngördüğü “geniş yelpaze” bile, 12. CB’ye dar geldi.

Yapılar: CB Genel Sekreterliği (md.107) ve Devlet Denetleme Kurulu (md.108).

Kurallar: CB’nin “yasama”, “yürütme” ve “yargı” ile ilgili görev ve yetkileri (md.104).

12. CB’nin sorunu ise, ne bu yapılarla, ne de ayrıntılı olarak sayılan görev ve yetkilerle yetinmesi. (Merkez Bankası ve TÜSİAD’a uzanan hiyerarşi iştahı ise, totaliter eğilimin tipik göstergesi).

Bakanlar Kurulu’na başkanlığı, böyle bir “siyasal iklim”de değerlendirilmeli.

'Yeni’ Madımak çığırtkanlığı…

Başbakan, bir yandan,  mümkün olmadığı halde Anayasal görev ve yetkilerini “siyasal sorumluluğu” olmayan kişiyle paylaşımı, vefa duygusu ile meşru kılmaya çalıştı; hukuki statü ile kişisel ilişkileri birbirine karıştırarak.

Ama öte yandan, “konusu suç teşkil eden emir” amirliğine soyunuverdi. Ona göre, Cumhuriyet gazetesine yapılan “resmi ve fiili baskınlar”, “Peygambere hakaret iması” nedeniyle meşru. Bir kez, “hakaret”,  hukuken saptandı mı? Sonra, saptanmış olduğu varsayımında bile, bunun yaptırımı, gazeteye el konulması ve gazetecilere saldırı mı?

Başbakan’ın (İçişleri Bakanı ve CB eşliğinde), bu topraklarda, “yeni Madımak”ların yaşanabileceği imasında bulunmuş olması, çok tehlikeli bir eşiğe işaret etmekte…

Topluca ayağa kalkmak

CB’nin salona girerken “komut” eşliğinde  Bakanların hızla ve  topluca ayağa kalkması, askerlik görevimizi ya da milli güvenlik derslerini hatırlatabilir. Buradaki resim ise; bireysel ve toplu olarak TBMM önünde sorumlu olan bakanların, CB karşısında, “topluca emrinize amadeyiz” görüntüsü vermekte. “Siyasal iklim” olarak adlandırdığım bu. Anayasa ile ilgisi yok; AKP’nin ‘kaçak külliye’ resmi ise, -anayasal rejimi de örten- bir “siyasal sistem” sorunu.

 “İma ve şüphe”:  Fiili saldırı için hakaret  ‘ima’sı yeterli görüldü. Tam tersine, Bakanların yargılanması için “şüphe” yeterli olmadı; “-İsviçre daha beyaz yıkar ise- AK Parti, daha iyi “Ak”lar” dercesine...

 Sonuç: Polisiye filmlere meydan okuyan bir yönetim tarzı, giderek devleti -derinliğin ötesinde- daha karanlık hale getiriyor. Topluma düşen ise, daha uyanık olmak: Bilgilenmek, örgütlenmek ve haklarına sahip çıkmak...