‘Bakur/Kuzey’
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

1960’lı yılların sonu. Adana’da, şimdilerde Eski Adana diye geçen mahallemde tam dört tane yazlık sinema vardı. İstiklal Sineması ve ismini unuttuğum bir tane daha, Esendam Sineması ve İstanbul Sineması. Son ikisi iki katlı binanın damında idi. Malum Adana’nın kavurucu yaz sıcaklarında tercih edilen sinemalardı. İstanbul Sineması yabancı filmler getirirdi. Bir tane de Doğum Evi’nin arka tarafında halamların oturduğu mahallede vardı, adı Yeni Şehir Sineması. Bu sonuncusunda oynayan filmlerin çoğunu sinema perdesini görebildiğimiz için halamların evinin damından seyrederdik.

O yıllarda telefon her evde yoktu. İletişim teknolojisinin esamesi bile okunmuyordu, ama insanlar arasındaki iletişim; bugünün büyük kent kalabalığının maddi çıkar ilişkileri ve toplum olmaktan uzaklaşan bireyi öncüleyen, siyasal baskıların ve yaşamın yabancılaştırdığı, geniş sosyal iletişim ağlarının yozlaştırdığı/kopardığı ilişkilerden çok daha sahiciydi. İmece yaygındı.

Mahalle arasında; hasır sepet içinde et satan ya da seyyar gazoz araçlarında bardakla gazoz satan, bicibici-ci, eskimo-cu, aşlama-cı, şalgam-cı, yoğurt-çu, süt-çü, yorgan-cı vs. gibi seyyar satıcılar ve hallaç gibi el emekçileri dolaşırdı. Zabıtalardan en çok başı yanan da sepet içinde et satanlardı.

Fayton arabalar şehir içinde ulaşımı sağlayan kullanımı en yaygın araçlardı. O yüzden de şehrin ara mahallelerinde atların yıpranan nallarını değiştiren, faytonların yaylı oturaklarını ve tekerlek tamirlerini yapan usta atölyelerine rastlardınız. (Birçoğumuz Yılmaz Güney’in Umut filminden anımsayacaktır.)

Yazlık sinemalarla başlamıştım, oradan devam edeyim. Yazlık sinema deyip geçmeyin, tahta sandalyeliydi ama locaları vardı. 4-5 kişinin oturabileceği, bel hizasında beyaz badanalı duvarla çevrili alanlara loca deniyordu. Gazete kâğıdından külahlar içindeki annemin kavurduğu karpuz çekirdeklerini çitlerken filme dalar giderdik. Haftalık film değişimlerini mahalle aralarında dolaşan afişlerle donatılmış pikap sürücülerinin megafonla çığırmalarından öğrenirdik.

“Karaoğlan, Kartal Tibet, Danyal Topatan... sinemamızda...”

Avangard Yılmaz Güney filmleri geldiğinde sinemalar dolar taşardı. Bu yazlık sinemaların birinde 1970’te seyrettiğim Umut filmi diğerlerine nazaran çok sahiciydi. Çünkü sinema perdesinde seyrettiklerim yaşadığım yerleri gösteriyordu. Yalnızca mahallemi mi, faytoncuları, fayton tamircilerini, nalcıları, seyyar satıcıları, yoksulları ve yoksunluğu ile benim mahallemdi işte. Sahiciydi.

Haftabaşı köşe yazım için bilgisayarımın başına oturduğumda bir sansür haberi çıktı.

Sansür belası hep vardı, hâlâ var, ama bildiğimiz gibi hep de ‘gerçekçi’ filmlere uygulanıyordu/uygulanıyor. Sansüre uğramış filmleri saymaya kalksam bu satırlara sığmaz. Son olarak da 34. İstanbul Film Festivali’nde gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ve yönetmen Çayan Demirel’in “Bakur/Kuzey” belgeseline uygulanan sansür. Bu sefer iyi bir şey oldu. Sinemacılar filmlerini festivalden çekti. Festival yönetimi de kararı desteklediğini açıkladı. Bakanlık şimdi suçu kendi üzerinden atmaya çalışıyor.

Geçmişten bugüne ne değişti? Emek Sineması gibi birçok sinemanın yerini AVM’ler aldı, sektör genişlerken yerini cep salonlarına bıraktı. Tahta sandalyelerin yerini koltuklar, kâğıt külahlara konulan kavrulmuş karpuz çekirdeklerinin yerini cilalı paketlerde sunulan popcorn aldı. Yaşamda ise yoksulluk, yoksunluk ve sömürü aynı. Baskılar zulümler daha da ağırlaştı. Çocukluğumun bir mahallesinde bile beş yazlık sinema varken şimdi sinemalar bir bir kapanıyor. Kalanlar da perdelerini Hollywood’a ve piyasa filmlerine açıyor. Muhalif filmler ve belgeseller ise festivallerde gösterim bulmaya çalışıyor. Altın Koza’da, Altın Portakal’da yaşananlar şimdi de İstanbul Film Festivali’nde yaşanıyor.

Geçmişi nostalji yapmak için değil, değerlerimizi korumak için anmalı. Bugün ve geçmişte uygulanan sansürlerle mücadele etmeli. Analarımızın elleriyle kavurduğu karpuz çekirdeklerinin tadını unutmamalı, cilalı popcorn paket çağı bize hâkim olmamalı. Bu böyle gitmez, gitmemeli. “Bakur/Kuzey” filmine sahip çıkmalı, emeği geçenlerin yanında olmalı.