Barış oyunları
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU

Bunca erdeme rağmen kaosa doğru gidiyoruz, bunca erdem bizi evrensel ölümden çekip çıkaramamakta. Nesnelliğin ölçütü olan tutarlılık ile bizim aramızda erdemin bir fazlalık olup olmadığını sonunda kendime sorar hale geldim. Kapitalist riya, ekonomik sistem yitimimiz için erdemlerden yararlanıyor. Bizi kendi çıkarlarına kurban ederken bunların bizim de çıkarımız olduğu konusunda ikna çabasında. Tezahürü katliam, işkence olan politik geçmişimiz, koşar adım gittiğimiz cehaletten doğan etnik temizlik takıntısı, sancılı şafaklar.

Yıllardır dillendiremediğimden ya da dillendiremediğimizden, hangi cümleyle başlayacağımızı bilemediğimizden, korku ülkesi/dünyası inşa edildi. Günümüzde barış için söylenebilecek ilk cümle kayıp. Dehşetin ortasında başlayan tragedya. Yasa koyucular bir katliamı daha onaylamak için çabalarken, zeytinler bilgelikle, sabırla direnişte. Endişe kabaran dalgalar gibi gelip geçici. Köklerinden koparıp söküp atmak topraktan geçmişten ve gelecekten… Eski çağlardan gelen ezgiyi o hep yenilen oyunu bir kez daha hatırlayalım hep birlikte.

Aristophanes Barış-HERMES

Uslu akıllı çiftçiler, dinleyin söyleyeceklerimi / Anlamak istiyorsanız nasıl yitirdik barışı / Perikles kendi yıkımını önlemek için tutuşturdu devleti / Bir kıvılcım gibi attı ortaya Megara Fermanı’nı / Öyle bir kasırga estirdi ki, dumandan / Dost düşman Helenlerin gözleri karardı / Köyler dayandı direndi uzun zaman / Ama bağ kütükleri tutuşup testiler kırılınca / Kimse söndüremez oldu yangını. Barış da uçtu gitti… Filomuz öç almak için yedi bitirdi incirlerini / Bir sürü suçsuz, habersiz köylünün / Tarlalarını bırakıp burada toplanınca işçi milleti / Anlamadı bir kez daha satılmış olduğunu / Cibreleri yok, çok sevdikleri kuru incirleri yok diye / Gözlerinin içine bakıyorlardı nutuk çekenlerin / Onlarsa biliyordu açlıktan kıvrandığınızı / Halk da aç, bitkin, miskin köpekler gibi /Saldırıyordu her önüne atılan iftira lokmasına / Yabancılar tehlikeyi görüyor / Altınla tıkıyorlardı bazı gammazların ağzını. / Onları zengin edip sizin haberiniz olmadan / Çöle çeviriyordu Yunanistan’ı / Bunlar hep o deri tüccarının marifetleri!

Barış komedyasının kahramanı Trygaios, köyden şehre göç eder. Savaş yüzünden bağlarını bırakmış, Atina’nın işsiz, yoksul insanları arasına katılmıştır. On üç yıldan beri Atina’nın çektiklerini gören Trygaios artık dayanamaz, göğe çıkıp tanrılardan hesap sormaya karar verir. Trygaios göğe varınca tanrıları orda bulamaz ve Savaş’ın Yunan devletlerini bir tane havanın içinde sürekli dövdüğünü görür. Hermes ile karşılaşır, Savaş’ın Barış tanrısını bir mağaraya hapsettiğini öğrenir. Daha sonra bütün Yunan şehirlerinden oluşan bir koroyu çağırır ve Hermes’i de ikna edip Barış’ı tutsak olduğu yerden bereket ve şenlik tanrılarıyla beraber çıkarırlar. Zeytin dalı burada uzatılır.

Aristophanes’in üçlemesi ve diğer oyunlarındaki yergiler günümüz iktidarlarının vahim tavırlarıyla acıklı bir şekilde örtüşmektedir. Suçlayan ve savaşan diller şafakla birlikte suskun, zeytin dallarından boşalan belleğimle akıntıya dalıyorum. Suçlayarak, tehditler savurarak, dizginlenmek istenen sınırları belirlenen hayat. Kapital çağın vahşetini, vahametini, yıkıcılığını kanıtlayan bu beter zamanlarda zeytin ağaçlarına ve düşlerimize sarılalım. Barışı hemen şimdi zeytinlerin köklerinden gelen bilgelikle arayalım, savunalım.