‘Barış süreci’ ve ‘imha harekâtı’ kıskacındaki ‘bildiri terörü’
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Şahadet şerbeti içtiler”, diyor sıkça; anayasal ‘görev+yetki+sorumluluk’ bağlamında işlem ve eylem yerine. Oysa, ‘hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetme’kle yükümlü olan zat, kişi güvenliği ve yaşama hakkını sağlamakla yükümlü mercilerin başı. ‘İç güvenlik paketi’ (6638 sy.lı yasa), bir yıl önce bu amaçla canhıraş biçimde tarafınca savunulmamış mıydı?

Ya bugün? ‘Yaşamı’ temel alan hak ve hukuk anlayışı yerine, ölümü kutsama... Ama kimin ölümünü? Yakın çevresinin ve tuzu kuruların değil kuşkusuz; başkalarının: Kolluk ve güvenlik güçleri (asker, polis, subay...); sivil (çocuk, kadın, yaşlı), insan hakları savunucuları (Tahir Elçi gibi), hendeğin arkasındakiler (fabrikada, pazarda, tarlada, üniversitede olması gereken gençler).
Onların hayatı, partisinin sayısal çoğunluğundan daha az önemli... Çok yazık!

“Yaradılanı yaradandan dolayı severim”, diyor diğeri. Bunun anlamı şu: Ben sadece, kendi din, mezhep ve tarikatım gereği benimle aynı inancı paylaşanları severim... (‘Laik Cumhuriyet’ yerine, ‘ümmet’ andı içmiş gibi)

Her iki bakışın özeti: Ne birinde ne diğerinde, ‘teist/ateist/agnostik’ ayrımı yok... Sadece, şatodan ovaya ‘mazgal deliği’ bakışı gibi toplum algısı var.

Suruç’tan Ankara Katliamı’na...
Bir an için Ankara’da katledilen 103 kişiyi ve yaralanan yüzlerce yurttaşımızı düşünelim. ‘Öncesi/esnası ve sonrası’nı ‘görev+yetki+sorumluluk’ zinciri açısından gözden geçirelim.

-Öncesi: Ankara’ya giden yol Suruç’tan geçmedi mi?

-Esnası: 10 Ekim katliamı ardından, CB başkanlığında toplanacak ve Anayasa gereği (md.119-122) ilan edilmesi muhtemel ‘olağanüstü yönetim’ yerine ne gördük? Üç bakanın kameralar önünde sorumsuzca sözleri ve gayri ciddi tavırları.

Sonrası: Sultanahmet katliamı...

Soru: Eğer Ankara Katliamı, olağanüstü hal veya sıkıyönetim için haklı bir neden oluşturamadıysa, olağanüstü yönetime ne zaman başvurulacak?

Ya hendekler?
-Öncesi, barış süreci: Çoğunluk partisi ve lideri, TBMM’yi dışladı; müzakereyi kendi tekelinde tutmayı yeğledi. Başlıca muhatap olarak da PKK liderini gördü. 7 Haziran seçimlerinde, barış sürecini sandığa yansıtamadığını görünce, köprüleri attı; ülkeyi kaosa sürükledi.

-Esnası, hendek temizliği: Olası üç yoldan biri, ‘müzakere masası’nı yeniden kurmaktı. (Tıpkı, muhalefetin başkanlık önerisini reddetmesi üzerine ‘anayasa masası’nı yıkan AKP’nin şimdi yeniden kurmak istemesi gibi). İkincisi, hendekleri günlük yaşamdan izole ederek etkisiz kılmak; üçüncüsü ise, ‘olağanüstü yönetim’ altında güvenlik önlemleri almak. Bunlar yerine, ‘hukuk dışı yöntemler’ yoluyla ‘imha süreci’ni yeğlendi.

-Sonucu: Yakılan-yıkılan hayatlar; tahrip edilen yerleşim yerleri, yok edilen tarihsel/kültürel ve doğal miras... Ya şu gayri ciddi tavır? Londra yolunda, “İl merkezleri değişecek; tarihsel ve kültürel miras onarılacak” dedi, ‘şahadet şerbetçisi’.

Özetle, olup bitenlerin sorumluları, anayasal görev ve yetkilerini kullanmayan veya kötüye kullanan en üsttekiler.

‘Bildiri imzacıları katledile!’
‘Suça Ortak Olmayacağız!’ bildirisi (10 Ocak 2016), suçlularca bulunmaz bir koz/fırsat olarak görüldü.

En üstteki, ‘karanlık, alçak, hain’ vb. ağzına geleni söyledi; mafya babasının ‘kan duşu’ iştahı kabardı... İlki, yargıya, YÖK’e, üniversitelere talimatlar yağdırdı: karşı bildiriler, gözaltılar, tehditler… Anayasa’ya göre, ‘hiyerarşik amir’ (doğrudan sorumlu) konumundaki kişi ise, bildirinin okunmadan imzalandığını ve geri alınması beklentisini dile getiriyor.

-Doğru; bildiriyi okumadan imzalayanlar da var, farklı kaleme alınabileceğini düşünenler de.

-Ama şu da doğru; bildiri şiddete övgü yapmıyor, tam tersine sona ermesini talep ediyor. Bu bakımdan, ifade özgürlüğü kapsamında; üstelik barış talep ediyor.

-Yanlış olan ise; ‘Maşrik’ten Magrib’e’ uzanan coğrafyayı yönetme sevdasıyla ülkeyi iç savaş eşiğine sürükleyen ‘güruh’un tıpkı, 17-25 Aralık sürecinde olduğu gibi, “beni desteklemeyen, düşmanımın dostudur” yaklaşımıyla ‘çok yönlü terör dalgası’nı estirmeyi yeğlemiş olması.

Ve kaçak külliye mukimi fetvası: katli vacip! ‘Kan şehveti kasıklarına vurmuş Devlet tayfası’, durumdan hemen vazife çıkararak üniversitelerde terör estirmeye başladı…

Azınlık ve kültürel haklar raporu
Kasım 2014’te de Rapor ardından benzeri bir linç kampanyası başlatılmıştı; ‘Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı’ (üst kimlik) önerisi, bölücülük olarak sunulmuştu. AK Parti kurmayları (ve kanatları altındaki ‘Fethullahçılar’), dışarıdan yine MHP ve uzantıları ile ittifak halinde idi.